AB TÜRKİYE DELEGASYONU "TÜRKİYE ASKERİ MÜDAHALEYİ DURDURMALIDIR"

AB Türkiye Delegasyonu toplatısında Yüksek Temsilci / Başkan yardımcısı Frederica Mogherini Kuzey Suriye'de Türkiye tarafından yapılan Barış Pınarı Harekatı'nın bir an önce durdurulması gerektiğini söyledi.

Kuzey Suriye’deki durumla ilgili olarak Yüksek Temsilci/Başkan Yardımcısı Federica Mogherini tarafından Avrupa Parlamentosu genel kurulunda yapılan konuşma

Brüksel, 09/10/2019 - 21:36

Teşekkürler Sayın Başkan,

Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’ye yönelik harekâtı,Suriye savaşının mevcut kara tarihinde, yeni bir dramatik sayfa açabilir.

Bu tür bir askeri müdahalenin taşıdığı potansiyel sonuçlar, herkes için açık ve net – en azından bizim için öyle. Sonuçlar insani, askeri, siyasi ve stratejik açılardan çok ciddi olabilir. Tüm bu nedenlerle Türkiye’ye, tek taraflı bu askeri müdahaleyi derhal durdurması çağrısında bulunuyoruz.

Kuzeydoğuda çıkacak yeni silahlı çatışmalar, her şeyden önce sivillerin çektiği çileleri daha da ağırlaştıracak ve daha fazla kişinin yerinden olmasına yol açacaktır. İki hafta önce bir Anayasa Komisyonu kurulması doğrultusunda Suriye içinde anlaşmaya varıldığına dair gelen olumlu haberin ardından bu yeni gerginlik, BM liderliğinde yürütülen sürecin önüne yeni bir engel daha çıkartmaktadır. 

Bu tek taraflı müdahale aynı zamanda, Türkiye’nin de üyesi olduğu DAEŞ’e karşı Küresel Koalisyon tarafından kaydedilen ilerlemeleri de tehlikeye sokmaktadır. Askeri müdahale Koalisyonun yerel ortaklarının, yani Kürk güçlerinin güvenliğini zayıflatacak; kuzeydoğu Suriye’de uzayan bir istikrarsızlık riski yaratacak ve DAEŞ’in yeniden canlanması için zemin yaratacaktır.

Unutulmamalıdır ki DAEŞ, bölgesel ve uluslararası güvenlik ile Avrupa’nın güvenliği açısından halen ciddi bir tehdit olmayı sürdürmektedir.

Bununla birlikte Türkiye’nin orta vadede Suriyeli mültecileri sınır boyunca yerleştirme yönündeki niyetini de biliyoruz. Suriye’nin kuzeydoğusunda Türkiye’nin öngördüğü şekilde [oluşturulacak] bir ‘güvenli bölge’nin mültecilerin geri dönüşü için UNHCR [BM Mülteciler Yüksek Komiserliği] tarafından tespit edilen uluslararası kriterleri karşılaması uzak bir ihtimaldir.

Bu tür geri dönüşlerin nasıl güvenli, gönüllü veya insan haysiyetine yaraşır olabileceğini tasavvur etmek zor. Türkiye tarafından önerildiği şekilde kitlesel yerleşmeler hâlihazırda zaten kırılgan nitelikteki bir bölgeyi son derece istikrarsız kılacaktır. Demografiyi değiştirmeye yönelik herhangi bir girişim, bizim açımızdan kabul edilemez nitelik taşıyacaktır.

Her zaman için Türkiye’yi, üç milyon Suriyeli mülteciyi misafir ettiği, onlara barınma imkânı, yardım ve hizmet sağladığı için destekledik.

Ancak birkaç saat önce [Avrupa Komisyonu] Başkanı [Jean-Claude] Junker’in de burada ifade ettiği üzere, Suriye’nin kuzeydoğusunda yüzbinlerce Suriyeli mülteciyi alacak şekilde bir altyapı [çalışmasına] Avrupa Birliği’nin finansman vermesi gibi bir şey söz konusu olamaz.  Avrupa Birliği, yerel nüfusun haklarının görmezden gelindiği veya daha da kötüsü, ihlal edildiği yerlere istikrar veya kalkınma yardımı vermeyecektir.

İnsani açıdan ve güvenlik bağlamında ortaya çıkaracağı ciddi sonuçların da ötesinde Türkiye’nin bu harekâtı, Anayasa Komisyonunun çalışmaya başlamasını da engelleyebilir. 

Bundan sadece iki hafta önce New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaydık ve orada, tüm bu süreçte destek vermiş olduğumuz BM arabuluculuğu sayesinde Suriye’deki rejim ile muhalefetinsavaşın başlangıcından bu yana ilk defa olarak bir mutabakata varmış olduklarının cesaretlendirici haberini almıştık.  

O zaman da ve geçen günlerde, bunun yalnızca ilk adım olduğunu ancak ülkenin bütününün çatışmaya muhtemel bir siyasi çözüm getirmesine imkan sağlayacak çok önemli bir adım olduğunu açıkça ifade ettik. Komitenin muhtemelen Ekim sonundan önce Cenevre'de yapılması mümkün olacak ilk toplantısını sabırsızlıkla beklediğimizi belirtmek isterim.    

Türk saldırısının Anayasa Komitesinin bu ilk toplantısını geciktirmeyeceğini umuyoruz. Yine de bu ihtimali gözardı edemeyiz.

Türkiye'nin çatışmalara derhal son vermesini bekliyoruz. Yeni etnik gerginliklerin tırmandığı ve terör tehdidinin yeniden başgösterdiği istikrarsızlaşmış bir kuzey doğu Suriye şüphesiz Türkiye'nin yararına değildir.  

Şiddete son verilmesi, Daeş'in yenilgiye uğratılması ve Suriye ve daha geniş bölgede istikrarın desteklenmesi hedefine her zaman ortak olduk. Bu amaçla Türkiye her zaman Avrupa Birliği'nin kilit bir ortağı ve Suriye krizi bağlamında ve bölgede kritik öneme sahip bir aktör olmuştur.   

Ancak Türkiye'nin meşru güvenlik endişelerinin, askeri müdahaleyle değil,uluslararası insancıl hukuk çerçevesinde siyasi ve diplomatik yollardan ele alınması gerekmektedir. Tüm tarafları her daim sivillerin korunmasını ve Suriye genelinde engelsiz, güvenli ve sürdürülebilir insani yardımlara imkan verilmesini sağlamaya davet ediyoruz. 

Amacımız halen Suriye halkının birlik içerisinde, egemen, demokratik ve kapsayıcı bir Suriye inşa etmesine destek olmaktır.

Suriye krizine askeri yollardan uzun soluklu bir çözüm bulunması mümkün değildir. Sanırım bu herkes için açıktır, en azından biz Avrupalılar için gayet açıktır. Suriye'de barış ve güvenliğin tesis edilmesinin yegâne yolu BM himayesinde BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararının eksiksiz uygulanmasıdır.  

Acil hedefimiz Kuzey doğu Suriye'de silahlı çatışmaların yeniden alevlenmesinin önlenmesi, bunların durdurulması ve BM öncülüğündeki sürecin elimizden geldiğince desteklenmesidir. Bu nedenle, bu kritik zamanda önümüzdeki adımları görüşmek üzere BM Suriye Özel Temsilcisi [Geir] Pedersen'i önümüzdeki Pazar günü Lüksemburg'da yapılacak Dışişleri Konsey toplantısına davet ettim. 

Suriye'deki çatışma silahlarla sona erdirilmeyecektir. Bu savaş ancak Suriye toplumu içerisinde arabuluculukla ve gerçek bir uzlaşıyla sona erdirilebilir. Çatışmanın sona erdirilmesinin yegâne yolu BM himayesinde Suriyeli ortakların müzakere edeceği gerçek bir siyasi geçiş süreciyle mümkündür.

Avrupa Birliği bir bütün olarak bu hedefte birleşmiş durumdadır ve bugün ortak pozisyonumuzu teyit etmek amacıyla 28 Üye Devlet adına net bir açıklama yayımladım. BM Güvenlik Konseyi'nde koordinasyon görevini yürüten beş Üye Devlet, meselenin BM Güvenlik Konseyi'nin gündemine taşınması için resmi olarak talepte bulundu ve anladığım kadarıyla bu yarın gerçekleşecek. 

Ayrıca, ilgili tüm gelişmelere dair Avrupa Parlamentosu'na güncel bilgileri vermek ve sonraki adımları birlikte istişare etmek üzere ortaklarımızla da temaslarımızı sürdüreceğiz. Bu amaçla bu akşamki görüşmelerimizi bekliyorum. Bu çağrıyı nasıl etkili biçimde yapabileceğimizi ve sahada nasıl bir etki yaratabileceğimizi görme yönündeki pozisyonumuz bu gelişmelerin en başından bu yana birkaç gün öncesinden itibaren son derece netti.

Teşekkür ederim.

Pin It