Yazdır

Refleksoloji ve uygulaması

refleksolojiRefleksoloji’nin eski Çin’de Akupunktur’un gelişme gösterdiği dönemlerde ortaya çıktığı düşünülmektedir. Zu Liao tedavisi olarak adlandırılan bu tedavi, ayak tabanı kullanılarak yapılan bir tedavi yöntemidir. Refleksoloji, metabolizmanın kendini iyileştirme gücünü ve yetisini harekete geçirerek etkili olan bir tedavi şeklidir. Son dönemde akademik olarak refleksoloji eğitimi verilmeye de başlanmıştır.

Refleksoloji uygulamasına hastanın rahat bir yatağa ayakları çıplak bir şekilde yatırılmasıyla başlanmaktadır. Uygulamayı yapacak olan refleksolog, ayaklara yavaşça dokunmaya, derinin altında derinde bulunan kristal ve taşımsı maddelerin nerede olduklarını saptamaya başlar. Bu sayede hangi organın hastalıktan etkilendiğini tespit etmektedir. Bulunan kristal ve taşımsı bölgelerin üzerine bastırarak, hasta bu bölgenin organı temsil ettiği bölgede ya da her iki tarafta da acı hisseder.

Uygulama, baş parmak veya diğer bir parmağın kenarıyla baskı uygulanarak yapılır. Yapılan bu basınç oldukça sert ve derin yapılmaktadır, fakat acı veren bir şekilde olmasına gerek yoktur. Her bir seans 10-30 dakika arasında sürebilmektedir. Hastalıklardan birkaç seanstan sonra, belirli basınç noktalarındaki acılar azalmaya, metabolizmanın kendini iyileştirme gücünü kazanmasıyla da hastalık ortadan kalkar. Her hastanın bu tedaviye olan reaksiyonu farklıdır, bazı hastalarda bir seanstan sonra da iyileşme görülmektedir.

Refleksoloji tedavisi, akupunkturun da olduğu gibi fonksiyonel hastalıklarda başarılıdır. Enfeksiyon ya da kırık bir kol ya da fıtık gibi sorunlarda hiçbir etkisi yoktur. Bedensel ve zihinsel stresi azalttığı bilinen refleksoloji, oldukça rahatlatıcı bir uygulama olabilir. Kaslarda meydana gelen gerginliği alarak kan dolaşımını düzenler. Vücuttan toksinlerin atılmasını da sağlayarak, bedenin kendi şifa gücünün artmasını sağlar.

Yazdır

Köprüçay’ın son Şamanı!

sonsamanYusuf Yavuz
Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Aşağıyaylabel köyünde yaşayan 72 yaşındaki Emine Selvi, adına ‘çenticilik’ denilen halk hekimliği uygulamasının son temsilcisi. Gözleri görmeyen son çentici Emine Selvi’nin, kuşaktan kuşağa ‘el alma’ yöntemiyle geçen uygulamayla göre halk arasında yılancık adı verilen hastalığı iyileştirdiğine inanılıyor. Çenticilik uygulamasının halk hekimliği geleneğinin bir parçası olduğunu söyleyen Antropolog Doç. Dr. Atilla Erden, uygulamanın temelinde psikolojik tedavi gücünün yattığını söyledi.
SUYUN GÖZÜNDEKİ SON ‘ÇENTİCİ’
Eski adı ‘Kartoz’ olan Aşağıyaylabel, Dedegöl Dağının uzantısı olan Kartoz Dağının eteklerinde yüksek rakımlı düzlükte kurulmuş bir Yörük köyü. Yukarı Köprüçay Havzası’nın çok mahalleli köylerinden biri olan Aşağıyaylabel, ‘suyun gözü’ olarak bilinen Kartoz Çayının çıktığı ana kaynağa da ev sahipliği yapıyor. Suyun gözünden çıkan nehrin iki yanına kurulmuş köydeki evlerden birinde yaşayan 72 Emine Selvi, annesinden el alarak yaptığı yılancık tedavisiyle yıllarca yöre köylülerinin umudu olmuş. Gözleri görmeyen Selvi’ye bu yörede herkes ‘Çentici’ diyor. Elindeki değneğiyle bizi karşılayan Selvi, Çenticilikle ilgili sorularımızı yanıtladı.
‘YILANCIK HASTALIĞINI ÇENTİYORUM’
Yaşamı boyunca hiç evlenmediğini anlatan Selvi, anne ve babası ölünce kardeşleriyle birlikte yaşadığını söylüyor. Kardeşi ölünce ise onun çocuklarına bakıp büyüttüğünü anlatıyor. Büyüttüğü çocuklardan birinin ise şimdi kendisine baktığını söylüyor. Kendisine neden Çentici denildiğini sorduğumuz Emine Selvi, “yılancık hastalığını çentiyorum. Yılancık, kol ve bacakta sızı oluşturuyor. Sebze, meyve ve otlara yılan çiyan ağıp geçiyor. Yıkanmadan yenirse bu hastalık oluyor. Yılancık hastalığına yakalanan kişinin kolları bacakları zonklamaya başlıyor, topukları şişiyor” yanıtını veriyor.
ELDEN ELE GEÇEREK BUGÜNE ULAŞAN DEĞNEĞİN SIRRI
Bir değneği, bir de bıçağı olduğunu anlatan Selvi, çenticilik uygulamasını nasıl yaptığını ise şöyle anlattı: “hastayı uzatıp değneği üzerine koyuyorum. Sonra bıçakla değneği çenterek dualar okuyorum. Sonra da bir parça toprak verip ağrıyan yerine sürmesini istiyorum. Bunu yapınca insanlar iyileşiyor, sonra yeniden geliyor. ‘Sebebi elden, dermanı Allah’tan demişler. Arada civar köylerden gelenler oluyor. Eskiden daha çok gelenler oluyordu. Bu tedavi
yöntemi ebemden (anneanne) anneme, ondan da bana geçti. Annem üç bacıymış. Ebem kızına, ‘değneğimle bıçağımı sakla, toprağa göm Ayşe. Ben ölünce de yap’ demiş. Annem de ölmeden önce bana verdi. Bu elden ele geçerek bugüne kadar gelmiş. Ebem anneme, annem de bana el verdi. Çevredeki köylerden insanlar gelip çare arıyorlar.”
ENGELLİ MAAŞIYLA GEÇEN ZOR YAŞAM
Yıllarca insanlara şifa verdiğine inanılan Çentici Emine Selvi, mide ve bronşit hastası olduğunu ve engelli maaşıyla geçimini sağlamaya çalıştığını anlatıyor. Devletin kendisine verdiği kömür yardımı kesilince gelinin sırtıyla dağlardan taşıdığı odunlarla kışı çıkardıklarını söylüyor. Değneği ve bıçağını gelinine emanet etmek istediğini söylese de geçmişten gelen kendi kendine yetme geleneğinin bir parçası olan çenticiliğin son temsilcisi olduğunun da farkında.
DOÇ. DR. ATİLLA ERDEN: ‘ÇENTİCİLİK PSİKOLOJİK TEDAVİ GÜCÜ’
Çenticilik uygulamasının halk hekimliği geleneğinin bir parçası olduğunu söyleyen Antropolog Doç. Dr. Atilla Erden, uygulamanın temelinde psikolojik tedavi gücünün yattığını belirtiyor. Halkın kendi kendini tedavi etme yöntemlerinden biri olduğuna değinen Erden, konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı. Çenticiliğin, eski topluluklarda aileden gelen, el alma yöntemiyle devam eden bir uygulama olduğunu belirten Erden, “sihrin temas gücüyle ortaya çıkan bir inanış” diye konuştu.
‘DEĞNEK VÜCUDU, BIÇAK PİS KANI SİMGELİYOR’
Uygulamada kullanılan değneğin vücudu, bıçağın ise pis kanı akıtan aparatı simgelediğini dile getiren Erden, sembolik hareketlerle yapılan tedavi yönteminin geçmişte halk arasında etkili olduğunu söyledi. Anadolu’da siğil, kabakulak ve yılancık gibi adlarla anılan ocaklar bulunduğunu kaydeden Erden, geleneksel halk hekimliği uygulamalarının bu ocaklardan gelen insanlar tarafından yapıldığını dile getirdi.
TURAN ALİ ÇAĞLAR: ‘OCAK, ŞAMAN İNANCI İÇİN ÖNEMLİ’
Ocak inancının, Türklerin Şaman kültleri içinde önemli bir yeri olduğuna değinen halk kültürü araştırmacısı ve
yazar Turan Ali Çağlar ise, ocağın, Şaman inancına göre içinde ‘Kam’ adı verilen bir din adamının yaşadığı ve hekimlik (otacı) görevi yaptığı ulu evler olduğunu belirtiyor. Her ocağın tek başına bir hastalığın tedavi yeri olduğunu vurgulayan Çağlar; Cızma, Yüğrük, Sarılık, Yılancık, Kengi, Kırk ve Termeğe gibi adlarla anılan ocakların her birinde farklı hastalıkların tedavi edildiğini ifade etti.
 
YILANCIK OCAĞI TEDAVİLERİ
Kol ve bacak ağrılarına ‘yılancık’ dendiğini belirten Çağlar, Yılancık ocağında bu hastalığın tedavisinin ise, “ağrıyan yerlerin oklava veya el ile ovulması şeklindedir. Bazı yılancık ocaklarında ise ağrıyan yerin çizilerek kirli kanın akıtılması şeklinde tedavisi yapılır” sözleriyle anlattı.
 
YILANCIK HASTALIĞI TARİHE KARIŞTI
Bulaşıcı bir hastalık olarak bilinen virüs kaynaklı yılancık hastalığının, vücutta ortaya çıkan sıyrık ve yaralardan bulaşarak özellikle kol, bacak ve yüz bölgesinde dağıldığı belirtiliyor. Antibiyotik tedavisi ile ortadan kalkan hastalığın görülme ve yayılma oranının hijyen konusundaki bilincin artmasına paralel olarak azaldığı belirtiliyor.