TEŞEKKÜRLER SAYIN SÖZLÜ!

Evvelinde Yar’a
ve ağyara şükran..


  
   Zamanın ne zaman neyi getirip neyi götüreceği belli değil.
 “Şer” dediğinin içinde “Hayr” vardır, “Hayr” dediğinin içinde de “Şer”..


 
   Uzakdoğu inançlarının  ‘Ying ve Yang’ şekli vardır.   Umarım bilirsiniz.
 Siyah ve beyaz renklerin simetrik birleşmesidir. Bunu hayatın her yanında düşünebilirsiniz. 
  İyi-kötü, güzel-çirkin, sıcak-soğuk  vs vs.
 Seçip beğenirsiniz gönlünüzün dilediğince..

   Zaten kutsal kitaplar “Siz nereden bileceksiniz neyin hayırlı olup olmadığını” demezler mi?
  
  Bilenler pek ala bilirler ki 30 yıldan beri bu kentteyim.  
  Bu kent benim kozam oldu.
 Bir türlü çıkamadım.
 Son üç sene boyunca yaşadıklarım ve son olaylar benim bu kozayı yırtmama neden oldu?
 Süreç zaten işliyordu.
 İşlemesine işliyordu da mehter takımı gibi iki ileri bir geri işliyordu.
 Yani bir türlü bu kentten kopamıyordum
 Özelde yaşadığım son çirkin olaylar bir anda kozayı parçaladı.
   Yine bilenler bilirler ki, şahsi gayretlerimle yaşattığım 10 Mart 1992 tarihinde kurulan Söz Gazetesi, 10 küsur yıldan beri yayın yapmakta olan www.sozgazetesi.org ve Türk Sözü Dergisi’yle ekmek gailesini bile düşünmeden inançlarım doğrultusunda hizmet vermeye çalıştım.
 Bu coğrafyada ne yapılabilecekse en iyisini yaptığıma inanıyorum.
   Gayri yoruldum.
 Söz’ün ilk sayısında size verdiğim sözü tutacağım. “Bu can bu tenden çıkıncaya kadar Söz devam edecek.”
   www.sozgazetesi.org’da ise format değişikliğine gideceğiz. Daha geniş apsamlı olacak.
 Türk Sözü Dergisi’ni ise İstanbul’a taşıyoruz. Bundan gayri daha etkin bir  Türk Sözü’nü yaşatmanın gayreti içindeyiz.
  Benim makus talihim olan kozayı kıran yar diye bildiğim ağyara bu yüzden teşekkür ederim.
 Süreci hızlandırdı..Şer niyetle hareket etti, hayırlara vesile oldu.

 Hayırlısı Allah’tan..
“Hayrıhi ve şerrihi velbasubadel mevt”
diyerek iman etmişiz bir kere

* * *

Ahirinde ise , Başkan Sözlü’ye

teşekkür etmek  farz oldu.

 

Ömrüm boyunca bir kez dahi salya sümük makam kapısı aşındırmadım.
 Kıolumuz kırıldı yen içre, baş verdik börk içre, lakin demedik kimselere..
  Ne istediysek haktan istedik. Kuldan istemeyi zul belledik. 
  Teşkilatçılığı ilke edindik, teşrifatçıığı ise lanetledik.

  Gün geldi Atsız begin dediğince “Sokakta saatlerce bir kemik peşinde giden , itler bile”güldü kimsesizliğimize..
 
   Ne han verebildik evlada, ne yaranabildik ayale..
 “Eyvallah” miras kaldı ecdattan bize, ilke edindik kendimize.
“La ilahe İllallah” demiştik bir kere  bel bağlamadık o yüzden makama, mevkiye, ikbale.
 Allah’tan başka yoktur biliriz başka ilahe!
 
    * * *
  Girizgahı kısa kesip gelmek gerek sadede..
  Makama geldiği günden bu güne kadar ‘dost’ bildiğim iki kurmayı vasıtasıyla Başkan Sözlü’den iki şey istedim.

 

 Anadolu ve Türk tarihine katkı meselesi

  Bunların birincisi bir Türk ilim adamını Amerika’ya gönderebilmek için karınca kararınca katkı sunmalarıydı.
  Ne de olsa başkan Sözlü ‘Türk Dünyası’ ile yakından ilgileniyordu. Edebiyat şölenleri düzenliyor, ozanlar baksılarını çalıyorlardı.
 Yerelde ise şölen sonrasında Sözlü’ye yakın olanların ‘hizmet bedeli’ni fatura ettikleri ayyuka çıkıyordu!
 Böylesine etkinliğin altına imzasını atan başkan Sözlü elbet Anadolu ve Türk tarihi ile ilgili bir tezin batılı ilim adamlarına karşı bir Türk ilim adamı tarafından savunulmasına katkı koyardı!.
 
   Vah zavallı biz Türkçüler!
   

Ne kadar da akılsızca hayal peşinde koşup, asılsız umuda bel bağlarmışız!
 Konu milli meseleydi. 200 yıl sonra bir Türk ilim adamı Batılı ilim adamlarının karşılarına çıkıp Anadolu tarihinin maksatlı yazıldığını anlatacaktı.
   Bu Anadolu ve Türk tarihi ile beraber dünya tarihinin allak bullak olarak yeniden yazılması demekti.
 Togan Yayınları’nın büyük bir cesaretle yayınladığı ‘Türkün Genetik Tarihi’nin yazarı Doç. Dr. Osman Çataloluk şahsi girişimleriyle dünya ilim adamlarına kafa tutmuş, ısrar ve inatla tezlerini sürdürmüştü.
   Emperyalist Batı’nın böyle bir şeyi kabul etmesi mümkün değildi. Dünyanın belli başlı Üniversitelerine yaptığımız girişimler sonuç vermiş Pensilvanya Üniversitesi Osman  Hoca’yı Amerika’ya çağırmıştı.
 Lakin bizde Hoca’yı oralara gönderecek para yoktu.
  
   Milliyetçi, Ülkücü Adana Bütünşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü’nün katkı sunacağını düşünerek başvurduk.
 45 gün oyalandık.
 
  Yok bilmem hangi “dernek başkanı karşı çıkıyor”, yok belediyeden kıytırık ihaleler peşinde koşan bilmem hangi “müteahhit karşı çıktı” gibi safsatadan ibaret gerekçelerle 45 gün oyalandık.
  Sonra?
  Sonra uçak biletlerinin miktarının meclise getirileceği gibi kargaları bile güldüren gerekçe ile başvurumuz reddedildi.
   Oysa bu süreçte ABD Büyükelçiliği ile temasa geçilmiş, Osman Hoca gecesini gündüzüne katarak Batılı ilim adamlarına vereceği dersi bütün ayrıntılarına kadar hazırlamıştı.
 Sonuçta Adana Bütünşehir Belediyesi’nin etkili ve yetkililerinin gadrine uğradık.
”Olmuyorsa olmuyor ne yapalım” gibi gerekçelerle haddimizi bildirdiler..

 

Sigula&İnsof meselesi..
 

Adana Bütünşehir Belediye Başkanı Sayın Hüseyin Sözlü’den ikinci isteğim ise Adanalı genç fikir insanlarının uzun yıllar süren çalışmalardan sonra piyasaya sundukları Sigula isimli oyunla ilgiliydi.
 
   Sigula, belli başlı otoritelerin “Gelecek 400 yılın oyunu” diye nitelendirdikleri özetle, bir Türkün yaşam felsefesini ele alan bir oyundu.
 Her biri kendi alanında uzman, yetişmiş Türk gençleri bilmem kaç yüzyıllık satrancı bile gölgede bırakan bir oyun geliştirmişlerdi.
 
  İstanbul ve Ankara’daakademik ve sportif otoriteler tarafından dikkat çeken bu oyuna talepler artmıştı.
 Ekibin başı Ümit Kılıç kardeşimin öngörüsü doğrultusunda “bu oyun Adana’dan dünyaya açılmalı” düşüncesiyle hareket ederek, Ümit Kılıç ve ekibine haber dahi vermeden, gıyaben aynı iki ‘dost’tan medet umdum ve konuyu Adana Bütünşehir Belediyesi’ne ilettim.
  Bilumum etkili ve yetkililer sözüm ona seferber oldular.
 Süreç yine aynıydı ..
45 gün geçti. Evrensel Sigula ile ilgili muhatabımız bu kez ilk kez tanıştığı birine “sen” diye hitap edecek kadar deneyimli, 29 yaşında Ceyhanlı bir Bütünşehir bürokratıydı!
 Telefon görüşmeleri ile başlayan süreç sıcak temasa döndü.
  Sonuç?
  Sonuç yine hüsran! 
  Alınan son cevap “Adana Bütünşehir Belediyesi buna henüz hazırlıklı değil” oldu.

   Peki Sigula&İnsof’a ne oldu?

    Muhtemelen o da ya Azerbaycan’ın ya da  Amerikalıların olmak üzre, belki de oldu bile!
 
    Anahatlarını sunduğum bunca safahatın akabinde ise bana düşen ilgilerinden dolayı Başkan Sözlü’ye ‘neşren’ teşekkür etmek oldu.