Devleti Yönetmeye Talip Olanların Tarih Bilmesi Şarttır

İnsanlar iyi bir hatip veya iyi bir avukat olabilirler. Bu “iyi”lik, iyi bir devlet adamı olmak için yeterli koşul değildir. Mutlaka tarih de bilmesi gerekir.

Atatürk, 31 Temmuz 1920 günü Afyonkarahisar Kolordu Dairesinde subaylara hitaben yaptığı konuşmada "Kuvvet ordudur! Düşmanlar milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz etmeye başladılar. Orduyu tamamen lağvederek milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Her halde ordu düşmanlarımızın birinci hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek ve aşağılamak lazımdır. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz." demiştir. 

İçinde Bulunduğumuz Kıskaca Adım Adım Getirildik:

- 2007 yılından itibaren TSK üzerine Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk ve Şantaj, İnternet Andıcı, Islak İmza, Amirallere Suikast, Kafes, Poyrazköy, Zirve Yayınevi, İzmir Askeri Casusluk isimleri altında adalet görünümlü yurt dışı kaynaklı operasyonlar gerçekleştirilmiştir.

- Bu yetmezmiş gibi, devletin yetkili makamlarını işgal edenler, bu operasyonlara destek vererek subaylarını aşağılama yarışına girmişlerdir. Birisi “Ben bu davanın savcısıyım”, bir diğeri “Türkiye bağırsaklarını temizliyor”, bir başkası “Türkiye hele ki bu generallerle savaşa girmemiş” demiştir. 

- Genelkurmay Başkanını terör örgütü liderliğinden hapse koymuşlardır.

- Subayın subay olduğunu söylemekten utandığı bu dönem içerisinde TSK aşağılanarak dip yaptırılırken, terör örgütü PKK adeta zirve yapmıştır. 

- Aynı dönemde Türkiye Cumhuriyeti devleti, bir terör örgütü olan PKK ile görüşmeler ve pazarlıklar yapmıştır.

- Bununla birlikte Devlet, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde terör örgütü PKK’nın yığınaklanmasına (patlayıcı depolamasına, hendekler kazmasına, öz yönetim adlı birimler kurmasına) göz yummuştur. 

- TSK’ya karşı başlatılan dış kaynaklı operasyonlar neticesinde üzerinde yargılama bulunan ve emekli edilen seçkin subay ve generallerinin boşalan kadrolarına (özellikle kilit kadrolara) Fethullah müritleri atanmıştır.   

- Bu durum, 17-25 Aralık 2014 tarihlerinde “Hırsızlık ve Yolsuzluk”larla birlikte AKP kadrolarının ameliyat masasına yatırıldığı tarihe kadar devam etmiştir.

- Nihayet 15 Temmuz 2016 tarihinde TSK içerisine başlangıçta sızmış olan, bilahare görmezden gelinerek yerleştirilmiş olan Fethullahçı kadrolarla darbe girişiminde bulunulmuştur.

- Bu sonuç, TSK’nin caydırıcılık gücünü büyük ölçüde yok etmiş, bununla birlikte kendi içerinde de birbirlerine karşı güvensizlik yaratmıştır. Kısaca, dışarıdan bakıldığında; güçlü ve kendinden emin TSK’leri algısı yıkılmış, yerine kendi içinden haberi olmayan bir ordu algısı oluşmuştur.  

- Atatürk’ün yukarıda ifade edilen sözlerinde de vurgulandığı üzere, “millet muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum edilmiş” duruma düşürülmüştür. Dolayısıyla, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, “bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz” noktasında yapılan bir operasyondur.  

- 2007 yılından itibaren bir dantel gibi işlenen müdahale programı içerisine, PKK ile yapılan pazarlık süreci sona erince yerine, 07 Haziran 2015’ten başlamak üzere terör ikame edilmiştir. Amaç, 12 Eylül 1980 öncesi olduğu gibi bu kez ortamı terör eylemleri ile olgunlaştırma çabasıdır.  

Sonuç olarak, bu duruma düşmemizin en önemli sebeplerinden ilki, hükümet edenlerin Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi bilmemeleridir. Özellikle Cumhuriyet tarihi ve Atatürk konusundaki saplantılarını aşamamalarıdır.

Bir diğer konu, güçlü Osmanlı, çağa ayak uyduramayıp bilim ve teknikte geri kalınca ve borç batağına saptanıp borçlarını da ödeyemez duruma gelince “Hasta Adam” olarak nitelendirilmeye başlanmıştır. Bu safhadan sonra “dış güçler” denen güçler, üzerine üşüşmeye başlamışlardır. Bu durumdan da ders alınmamıştır.  

Suçu dış güçlere atmak, kendimizi acındırmak, “dost bildiklerimiz bizi arkadan vurdu” gibi söylemlerde bulunmak, yönetim kadrosunun aczidir. İyi bir şey olunca biz yaptık, olumsuz bir şey olunca dış güçler yaptı mantığı doğru ve geçerli bir mantık değildir. Bu mantık bizi, felakete götürür. Unutmamak gerekir ki, ormanların kralı aslan güçten düşüp yalnızlığa itilince tepesinde akbabalar dolaşmaya başlar ve çevresi sırtlanlar tarafından çevrilir. Önemli olan akbabalar veya sırtlanlar değildir, önemli olan bizim yem durumuna düşmememizdir. 

Dünya güç siteminin belirleyici olduğu uluslararası sistemde dostluklar, ulusal çıkarlar üzerine kuruludur. Ulusal çıkarların savunucusu ve koruyucusu askeri güçtür. Askeri gücünü hırpalayan bir hükümetin içinde bulunan duruma ağıt yakmaya hakkı bulunmamaktadır.

Gelinen noktada “kandırılmış” olmanın tesadüf olmadığı aşikârdır. Devlet mekanizmasının tepesinde yer alanların, çıkar çevreleri ve dalkavuklar tarafından kuşatılmaları kaçınılmazdır. Her defasında kandırılan liderlerin varlığı bu ülkeye zarar vermekte ve pahalıya mal olmaktadır. Bu nedenle tek liderlik yerine çoklu mekanizmalar her zaman iyidir ve daha sağlıklıdır.