“AK PARTİ 2023 SİYASİ VİZYONU” ve YENİ ANAYASA TEKLİFİ

“AK PARTİ 2023 SİYASİ VİZYONU” adlı kitapçık 30 Eylül 2012 yılında hazırlanmış. Üç bölümden oluşuyor: Birinci bölüm Siyaset, ikinci bölüm Toplum, üçüncü bölüm Dünya başlıklarını taşımaktadır.

 

VİZYON: “Varmak istenen hedef/nokta; gelecek/geleceğin resmi” demektir.  Yeni Anayasa’ya ilişkin kitapçığın içerinde yer alan bilgilerden bazı bölümler aşağıya çıkarılmıştır.

 

İLERİ DEMOKRASİ

AK Parti demokrasiyi, halkın geniş boyutlu katılımı ile sürekli geliştirilmesi gereken bir süreç olarak görmektedir. Hoşgörü, diyalog ve müzakere rejimi olan demokrasi, hukuk kurallarının ve yönetim ilkelerinin vatandaşların rızasıyla ve iradesiyle şekillendiği yönetim biçimidir.(s.9)

 

Çoğunluğun azınlığa, azınlığın çoğunluğa tahakküm etmediği; çoğulcu bir anlayışla karar süreçlerinin işletildiği,  her türlü işlem ve eylemin evrensel hukuk normlarına dayalı objektif kriterlerle denetlendiği demokratik yönetimlerde

  • sivil toplum kuruluşları,
  • medya,
  • kanaat önderleri,
  • meslek kuruluşları gibi kesimler ve
  • örgütler aktif rol oynarlar.(s.9)

NOT: Yukarıdaki iki alıntı için söyleyecek ilave bir şey olmadığı kanaatindeyim.

 

SİYASİ SİSTEM

Türkiye, siyasi istikrarın ve güçlü iktidarların olduğu dönemlerde her alanda büyümüş ve gelişmiştir. Menderesli yıllar, Özallı yıllar ve AK Partili yıllar bunun en somut örnekleridir. (s.15)

NOT: Vizyon belgesinde örnek olarak gösterilen yılların en kötüsü AKP dönemidir. Anılan varsayım doğru olsa bile, AKP dönemi verileri bunu geçersiz kılmaktadır. Veriler aşağıya çıkarılmıştır.

CHP dönemi (1923-1950) ortalama büyüme oranı 8,1.

Menderesli yıllar (1950-1960), ortalama büyüme oranı 6,4.

Adalet Partisi dönemi (1965-1971), ortalama büyüme oranı 5,6.

Adalet Partisi dönemi (1975-1977) ortalama büyüme oranı 7.

Özallı yıllar (1983-1991), ortalama büyüme oranı 5.

AK Partili yıllar (2002-2016), ortalama büyüme oranı 4,6.

AKP’nin tam kadro iktidara sahip olduğu yıllar (2007-2016), ortalama büyüme oranı 3,3’tür.

 

Cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören referandum kararından sonra Türkiye’de siyasi sistem değişikliği bir zorunluluk halini almıştır. Geleceğin Türkiye’sini şekillendirecek yönetim modelinin ve sisteminin ne olduğu konusu ivedilikle değerlendirilmek durumundadır. Partili Cumhurbaşkanı, yarıbaşkanlık veya başkanlık sistemleri bu çerçevede tartışılmalıdır.(s.16)

NOT: Taslakta sunulan anayasa değişiklik teklifi, belirtildiği gibi tartışmadan, kapalı kapılar ardında hazırlanarak  “oldu da bitti maşallah” dönemine geçilmiştir.

 

Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşabilmesi için adalet, güven ve istikrar üreten güçlü iktidarlara ihtiyacı vardır.(s.16)

NOT: Yukarıda güçlü iktidarlara örnek olarak Menderesli yıllar, Özallı yıllar ve AK Partili yıllar gösteriliyor. Ancak aynı sayfanın altındaki paragrafta “güçlü iktidarlara ihtiyaç” olduğu vurgulanmaktadır. Ya bu ifade yanlıştır, ya da AKP güçlü bir iktidar sergileyememiştir.

 

Türkiye’nin yönetimde istikrarı kaybedip, güçsüz, zayıf ve her tür müdahaleye açık iktidarlara mahkûm olmaması için;

  • halkın iradesinin yönetime daha etkin yansıdığı;
  • yasama ve yürütme kuvvetlerinin tam ayrı ve bağımsız olduğu;
  • yürütmenin yasama tarafından etkin denetlenebildiği;
  • istikrarlı, etkin, güçlü ve tek başlı bir yürütmenin olduğu;
  • krizlerin ve her tür sorunun çözümü için daha cesur ve hızlı kararlar alınabildiği;
  • halka hesap verme ve halkın hesap sorması bakımından açıklık ve şeffaflığın bulunduğu bir sisteme geçilmesi zaruridir. (s.16)

NOT: Oysa referanduma sunulan taslakta yasama, yürütmenin kontrolünde; yürütmenin yasama tarafından denetlenebilme koşulları ortadan kaldırılmış, açıklık ve şeffaflığın önünü tıkamak için meclisin yetkileri kısıtlanmıştır. Bunun yanı sıra tek kişilik iktidarlar çoklu mekanizmalara sahip iktidarlara nazaran daha fazla müdahaleye açıktır. Güçlü (?) AKP döneminde hukuk, polis, silahlı kuvvetler, dış politika ve ekonomi alanında krizler yaşanmıştır ve yaşanmaya da devam etmektedir. 

 

ANAYASA

AK Parti kurulduğu günden bu yana ileri demokrasi anlayışını yansıtan, mümkün olan en geniş mutabakatla ve demokratik yöntemle hazırlanan, toplumun bütün kesimlerinin sahipleneceği yeni bir anayasa yapma azim ve kararlılığındadır. (s.17)

NOT: “Mümkün olan en geniş mutabakatla ve demokratik yöntemle” hazırlanacak denmesine rağmen referanduma sunulma aşamasına gelen anayasa teklifi, kapalı kapılar ardında hazırlanmış ve görücüye çıkarılmıştır.

 

Temel hak ve hürriyetler, demokrasi, hukuk devleti, düşünce ve inanç özgürlüğü gibi kavramlar, 1982 Anayasası’nda evrensel anlamlarıyla yer almamaktadır. (s.17)

NOT: 2012 yılında yukarıdaki şekilde denmesine rağmen 2017 yılında bu esaslar unutulmuş ve taslağa yukarıda eleştirilen temel hak ve hürriyetlerden herhangi bir madde ilave edilmemiştir. 

 

AK Parti’nin yeni anayasa ile ilgili açık ilkeleri vardır. Anayasalar iki bölümden oluşmaktadır. İlki temel hak ve hürriyetler, ikincisi ise devletin yapısı ve işleyişi. Birinci bölümle ilgili ilkemiz şudur: “Temel hak ve hürriyetler anayasanın veya devletin bir lütfu değildir; anayasa ötesi bir meşruiyet zeminine dayanır; doğuştan, insan olmak hasebiyle herkes bunlara sahiptir.” İkinci bölüm için ise ilkemiz şöyledir: “Egemenlik yetkisi kullanan her kişi veya kurum doğrudan veya dolaylı olarak millet iradesine dayanmak zorundadır; gücünü milletten almayan hiçbir kişi veya kurum egemenlik/iktidar yetkisi kullanamaz.” (s.19)

NOT:Temel hak ve hürriyetlere” ilişkin bir madde taslağa ilave edilmemiştir. Bununla birlikte “gücünü milletten almayan hiçbir kişi veya kurum egemenlik/iktidar yetkisi kullanamaz” denmesine rağmen, bu yetkiyi milletten almış olan meclisin mevcut yetkileri elinden alınmaktadır. Bunun yanı sıra cumhurbaşkanı yardımcıları, cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır. Cumhurbaşkanının bir sebeple devre dışı kalması durumunda atanmış olan cumhurbaşkanı yardımcısı halktan meşruiyetini almamış şekilde ülkeyi yönetecektir. 

 

HUKUK VE ADALET

AK Parti iktidarında Türkiye, hukukun hâkim olduğu, her vatandaşın hakkını arayabildiği bir ülke haline gelmiştir. (s.20)

NOT: Hukuk, AKP yöneticileri tarafından böyle görülebilir. Ancak mevcut durum, ülke hukukun dibe vurduğu bir dönemi yaşamaktadır. Ergenekon, Balyoz, Casusluk vb davalar, hukukun dibe vurduğu davalara birer örmektir. Toplumun yargıya olan güveni yok denecek kadar aşağı inmiştir. Bu durum, içte ve dışta devletimizi güçsüz göstermektedir.

 

Yargının insan kaynakları önceki dönemlerle kıyaslanmayacak ölçüde güçlendirilmiştir. Yargıtay ve Danıştay’a yeni daireler kurulmuş, üye sayıları artırılarak davaların daha hızlı sonuçlanması sağlanmış, hâkim ve savcı sayısı yüzde 29 oranında artırılmıştır.(s.22)

NOT: Bu paragrafta ifade edilen dönem, Yargının Fettullah müritlerine teslim edildiği dönemdir. İşin garipliği, AKP yönetiminin bunun farkında olmamasıdır.

 

Bu temel yaklaşımımız çerçevesinde, Cumhuriyetimiz’in 100. Yılı için başlıca hedeflerimiz şunlardır (s.54):

• “Gayri Safi Yurtiçi Hasıla büyüklüğü bakımından dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde yer almak.

• Enflasyon ve faiz oranlarını kalıcı biçimde düşük ve tek haneli rakamlara indirmek.

• İhracatımızı 500 milyar dolara ulaştırmak.

• Kişi başına milli gelirimizi 25 bin dolara yükseltmek.

• En az 2 trilyon dolarlık bir ekonomi büyüklüğüne ulaşmak.

• İşsizlik oranını yüzde 5’e indirmek, istihdam oranını da en az yüzde 50’ye yükseltmek.”

• “Avrupa Birliği’ne üyelik stratejik hedefimizdir.” (s.65)

• “Cumhuriyetin 100.yılında, 50 yaşın altında %100’lük okur-yazarlık oranına ulaşmış, genç nüfusunun tamamı asgari lise eğitimi görmüş ve talep eden herkese yükseköğretim imkânı temin etmiş bir ülke olmayı hedefliyoruz.” (s.47)

• “Refah artırıcı politikaların uygulanmasında aileyi esas alacak ve 2023 yılına kadar yoksulluk sınırının altında tek bir aile kalmamasını sağlayacağız.”  (s.35)

 

MEVCUT DURUM: 28 Aralık 2016 günü CNN Türk televizyonunda konuşan eski DPT Başkanı İlhan Kesici şu bilgileri aktardı:

    - 14 yıllık AKP iktidarı döneminde 2,4 trilyon dolarlık ithalat, 1,6 trilyon dolarlık ihracat yapılmıştır. Aradaki fark, ülkemiz aleyhine 773 milyar dolardır. Yani bu kadar miktar açık vermişiz.

    - Hane halkı borç miktarımız; 2002 yılında 4 milyar dolar iken 2016 yılında 140 milyar dolar olmuş.

    - Kamunun borcu; 2002 yılında 64 milyar dolar iken bu rakam 2016 yılında 127 milyar dolar olmuş.

    - Özel sektörün borcu; 2002 yılında 40 milyar dolar iken 2016 yılında 299 milyar dolar olmuş.

    - Bütün ekonomik göstergelerin bir özeti olan büyüme hızı; 1946-2002 yılları arasında 5.1 iken, 2003-2016 yılları arasında 4,6 olmuştur. Süzme bal AKP dönemi (Milletvekili Kesici’nin ifadesi)  olan 2006-2016 yılları arasında 3,3’dür.

    - TUİK verilerine göre toplam işsizlik oranı 11,8’dir. Gerçek rakam ise 17,8’dir.

    - 2016 yılı içinde gerçekleşen otuzdan fazla terör eyleminde 500’den daha fazla kişi hayatını kaybederken 2000’den fazla kişi yaralanmıştır.

 

Sonuç:

15’inci yılı içerinde bulunan AKP iktidarı, iktidarının 10’uncu yılını doldurduğu bir zaman diliminde hazırlamış olduğu “2023 SİYASİ VİZYONU”nun çok gerisine düşmüştür. Vizyon Belgesinde geçen ifadelerin birçoğu, bugünkü söylem ve icraatları ile taban tabana zıtlık taşımaktadır.

Bu sonuç, AKP’nin iktidar yorgunu olduğunu ve belirlemiş olduğu vizyonunun dışına çıktığını veya vizyonunu kaybettiğini göstermektedir.

Anılan anayasa teklifi, AKP ve MHP yöneticileri tarafından kapalı kapılar ardında “Hoşgörü, diyalog ve müzakere” edilmeden hazırlanmıştır. Anayasa teklif paketi içerisinde, “cumhurbaşkanı” olarak düşünülen kişinin yapacağı işlere ve eylemlere ilişkin hususların denetlenmesini sağlayacak denetim mekanizmaları yok denecek kadar azdır, mevcut olanlar ise ortadan kaldırılmıştır.

Taslak anayasanın hazırlanması sürecinde “Sivil toplum kuruluşları, medya, kanaat önderleri, meslek kuruluşları gibi kesimler”in görüşleri alınmamış ve tam tersi anılan kesimler baskı altına alınmıştır.