Güvenilir Olmak ve AKP

   Devletin devlet olarak varlığını sürdürebilmesi için, adaletin ve ülke güvenliğinin sağlaması bir koşuldur.

Bununla birlikte, ülke insanının birlik ve beraberliğini temin etmek ve ülkeyi yaşanabilir kılmak, ülke çocuklarının ahlaklı, insan, çevre ve hayvan haklarına saygılı yetişmesini sağlamak devletin görevleri arasındadır.  

   Bilimsel verilere göre, son 15 yılda Türkiye’de de gittikçe bozulan bir ahlak anlayışı mevcuttur. Vatandaş fırsatını bulduğunda çalmakta, ihalelere fesat karıştırmakta, bir iş için ehil olan değil yandaş tercih edilmektedir. Kısaca, konu menfaat olunca kişi benliğinde hissetmesi gereken İslamiyet’in ilkelerini rafa kaldırılmaktadır. İslamiyet camilerde hatırlanmakta, yaşama uyarlanması gereken ilkeler, kişisel veya partisel menfaatlere terk edilmektedir.

İslamiyet’te kişinin sözünün ve beyanının önemli bir yeri vardır. Bu bağlamda sözlü beyan, (ibadet ve alışveriş işlemlerinde) hep önemli olmuştur. Örneğin, bir kimse dinen mükellef olmadığı ibadet cinsinden bir davranışı yapma vaadinde bulunursa (adak gibi), artık onu yapması dinen gerekli (vacip) hale gelmektedir.

Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, “İslam Işığında Müslümanlığımızla Yüzleşme” adlı eserinde (s.322, 323) “İslam kişinin sözlü beyanına büyük değer atfettiği içindir ki, yalan söz ve yalan yere yemin hakkında ayet ve hadislerde çok ciddi uyarı ve tehditler yer alır. Yalan münafığın dört önemli göstergesinden biridir. Yalan kişiyi güvenilir olmaktan çıkarır.” diye yazmaktadır.  

Peygamber Efendimizin en önemli vasıflarından birisi de onun güvenilir yani Muhammed ül Emin olmasıydı. Ona birçok iftira ve yakıştırmalarda bulundular, ama güvenilmez ve doğru söylemez demediler. “O güvenilir bir kimsedir, doğru söyler, ‘şu dağın ardında bir ordu var’ dese inanırız” dediler.

Çünkü Peygamber Efendimizin hayatında hiç eğrisi olmadı, yalanı olmadı, hiç ikinci bir meşruiyet ölçüsü olmadı. Tek bir çizgisi oldu, ok gibi bir çizgisi oldu. Hüd Süresinde (11/112) ve Şüra Süresinde (42/15) “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” denmektedir.

Hangi gerekçe ve hangi amaçla olursa olsun yalan söylemek, dosdoğru olmamak bize öğretilmek istenen ahlaka ters düşmektedir. Siyaset yaparken ve alış veriş yaparken yalanı mubah görmek ve bunu “siyaset” veya “ticaret” kılıfına sokmak, diğer taraftan peygamber ahlakını öğreteceğim diye okullara “Peygamber’in Hayatı” dersini koymak, taban tabana zıt iki davranış şeklidir.

Oysa çocuklar, evlerde aile büyüklerini; devlet yönetiminde ise devlet büyüklerinin sözlerini ve yaptıklarını örnek almaktadırlar. Söz söylerken dürüstlükten bahsedip, siyaset yaparken Makyevellist davranmak (yani hedefe giden her yol mubahtır anlayışı içinde olmak), çocukları ve gençleri ahlak düşkünlüğü içine itmektedir. Bu noktada özellikle, İslam referanslı olduğunu iddia eden devlet adamlarının sözü ve hareketlerinin birbirine uyumlu olması gerekir. Aksi takdirde sadece kendilerini örnek alan nesiller değil, yapılan ikiyüzlülük İslamiyet olarak anlaşıldığı için din de zarar görmektedir. AKP iktidarında bunun çokça örnekleri (Kabataş yalanı, RTE’ın kızı 1983 doğumlu Esma’nın 1980 öncesi “Bir gecenizi de bize ayır babacığım” diye kapıya not bırakması hikayesi, “15 Nisanda EVET çıkarsa terörün biteceği”, “kandırıldık”, “aldatıldık” gibi ) mevcuttur.

Ahlaklı nesillerin oluşturulabilmesi için, hangi gerekçe (iktidarda kalmak, daha çok para kazanmak vb.) ile olursa olsun, yalan söylemeyen ve sözüne güvenilir ana, baba ve devlet yöneticilerine ihtiyaç vardır.