"Fethullah Müritlerini General Yapan TSK Değil AKP Hükümetidir"

   Milli Güvenlik Kurulu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulaması ile ilgili tavsiye kararları ve gerekli koordinasyon sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirmekten sorumludur

(Anayasa Madde-118). Bakanlar kurulu ise, Milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı sorumludur (Anayasa Madde-117).

   Milli Güvenlik Siyasetinin belirlenmesindeki en önemli aşama, ülkeye yönelik risk ve tehditlerin belirlenmesidir. Hükümet, belirlediği bu risk ve tehditleri Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde belirtir ve kurumlarına ilan eder. Böylece, kurumların alacağı tedbirler aracılığıyla ülke güvenliği sağlanır. Milli Güvenlik Kurulu ise alınmakta olan tedbirleri koordine eder.

   Milli Güvenlik Kurulu’nun 24 Haziran 2004 tarihli toplantısında “Gülen Cemaati”nin oluşturduğu tehdit ve dış bağlantıları hakkında MİT ve Genelkurmay tarafından sunumlar yapılmıştır. Bu sunumlar üzerinden yapılan tartışmaların ardından 25 Ağustos 2004’de “Gülen Cemaati”nin yurtiçi ve yurtdışı faaliyetlerine dönük “eylem planı hazırlanması” yolunda tavsiye kararı alınmıştır. Ancak bu karar daha sonra AK Parti iktidarı tarafından Bakanlar Kurulu’na getirilmediği için uygulanamamıştır.

   Eski Genelkurmay Başkanlarından Orgeneral Hilmi Özkök, TBMM Komisyonunda verdiği ifadede “Bu işin üzerinde çok duruldu. 2004 Ağustos ayında MGK toplantısında bizim önerimizle, yani Silahlı Kuvvetler dedik ki, bu örgüt çok büyük bir imkân kabiliyete kavuştu. İmkân kabiliyeti yıllar içerisinde oluşur ama niyet bir gecede değişir. Aynen böyle söyledik. Dedik ki ‘Bir icra planı yapılsın, bu iş takip edilsin’. Çünkü o zamana kadar bu tehlikeli bir örgüt olarak görülmüyor, şiltler veriliyordu. Biz MGK’da bunu açıkça söyledik. Hükümeti kesin olarak bilgilendirdik.” demiştir.

   O tarihte Başbakanlık Müsteşarı olan Ömer Dinçer de 01 Aralık 2013 tarihinde Sabah gazetesinde yayımlanan bir açıklamasında “MGK’da alınmış tavsiye kararı Bakanlar Kurulu’nda bir karara dönüştürülmemişse hiçbir yerde işlem yapılmaz. Gülen cemaatine ilişkin 2004’teki tavsiye niteliğindeki toplantı tutanağı Başbakanlık’a gönderildi, Bakanlar Kurulu gündemine dahi alınmadan dosyasına kaldırıldı” demiştir. Yani, bu MGK kararı, yok hükümde sayılmıştır. AKP hükümeti, “Fethullah Gülen Cemaati”nin  takip edilmesine ilişkin hiçbir adım atmamıştır.

   Bu aymazlığa ilave olarak AKP Hükümeti, 2009 yılına kadar, Milli Güvenlik Kurulu Siyaset Belgesinde ülkeye tehdit olarak görülen “Gülen Cemaati”ni tehdit olmaktan çıkarmıştır. Eski Genelkurmay Başkanlarından Orgeneral Işık Koşaner, TBMM Komisyonunda verdiği ifadede, “Gülen cemaatinin irticai faaliyet ve iç tehdit olmaktan çıkartılmasının tarihini, 2009’da çıkartılmıştı diye hatırlıyorum” demiştir.  

   FETÖ’nün Türkiye’ye tehdit olmaktan çıkarılmasından sonra en çok etkilenen kurumlardan birisi de MİT’tir. Eski MİT Müsteşarı Emre Taner, 16 Ekim 2017 günü Hürriyet gazetesinde yayınlanan röportajında “Ne zaman ki siyasi iktidar FETÖ’yü tehdit olmaktan çıkarmıştır, teşkilat uzun çabalar sonunda yarattığı haber kaynakları ile irtibatını da sonlandırmak durumunda kalmıştır.” demiştir.

   AKP Hükümeti FETÖ’yü Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde “tehdit” olmaktan çıkardıktan sonra TSK’nin yapacağı bir şey kalmamaktadır. Siyaset Belgesi, kurumlar için Anayasa niteliğindedir. Buna uymama keyfiyeti söz konusu değildir. Dolayısıyla FETÖ’nün AKP Hükümeti tarafından çıkarıldığı 2009 yılından yeniden tehdit olarak kabul edilerek Milli Güvenlik Siyaset Belgesine dahil edildiği 29 Nisan 2015 tarihine kadar olan sürede TSK içerisindeki her türlü FETÖ faaliyetlerinin sorumlusu AKP Hükümetidir. Günah onlara aittir.

Örneğin Hava Kuvvetlerinde;

  • 2008 yılı YAŞ sonuçlarına göre, yalnızca 1 general,
  • 2009 yılı YAŞ’ında 2 general,
  • 2010 yılı YAŞ’ında tuğgeneral kadrosuna terfi eden 9 albaydan 3’ü,
  • 2011 yılında 10 albaydan 8’i,
  • 2012 yılında 9 albaydan 7’si,
  • 2013 yılında 9’da 8’i,
  • 2014 yılında 10’da 8’i,
  • 2015 yılı YAŞ’ında ise oran 9’da 7’si general olmuş veya generallikte bir üst rütbeye yükseltilmiştir.  

Yukarıdakilerine ilave olarak, Hava Kuvvetlerinde özellikle 2011 sonrasında hakkında disiplin işlemi başlatılan subay/astsubay sayısı bir ara 700’ün üstüne çıkmıştır. Buna karşılık bu yolla atılan personel sayısı yılda genellikle 40-50’yi aşmamıştır. Bu sonuç, son yıllarda, bu yöndeki girişimlerin belli ölçülerde frenlendiğini ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda TBMM komisyonuna ifade veren Orgeneral Necdet Özel, “2010 yılına kadar olan dönemde devletin resmi belgelerinde mevcut cemaat ve tarikatların tamamı ‘Dini Değerleri İstismar Eden Gruplar’ içinde görülerek ‘milli güvenliğe tehdit’ olarak değerlendiriliyordu. Bu döneme ilişkin arşiv kayıtlarına dayanarak 1166 personelin TSK ile ilişkisinin kesildiğini, bu toplam içinde 400 kişinin Fethullah Gülen grubu ile iltisaklı olduğunu” belirtmiştir. 2010 yılından sonra devletin resmi belgelerinde tehdit değerlendirmesi değişmiş, cemaat ve tarikatların faaliyetlerinin “güvenliğe tehdit oluşturmadığı” görüşüne gelinmiştir. 

Sonuç olarak;

1. AKP Hükümeti, 2004 yılında alınan MGK Kararını yok sayarak tarihi bir yanlışlık yapmış ve ülkenin 15 Temmuza sürüklenmesinin ilk adımını atmıştır.

2. FETÖ’nün Milli Güvenlik Siyaset Belgesinden çıkarıldığı 2009 yılı ve tekrar belgeye dahil edildiği 29 Nisan 2015 tarihine kadar geçen 6 yılın bütün sorumluluğu, TSK yönetim kademesinde değil AKP Hükümetindedir.

3. Ancak 2009 yılına kadar olan dönem ile 29 Nisan 2015 tarihi sonrası dönemde TSK içinde cereyan eden FETÖ faaliyetlerinin sorumluluğu TSK yönetim kademesindedir.

4. AKP Hükümetinin 15 Temmuz olayını abartmasının ve 15 Temmuz olayları esnasında şehit olanları diğer şehitlerden daha üstün görmesinin asıl nedeni, suçluluk duygusu ve yanlışlıklarını telafi etme çabasıdır.