Yazdır

Güç ve Hukuksuzluk

Hukuk dillerden düşürülmeyen kavramların başında gelmektedir.

Özellikle başı sıkışanlar bu kavramı daha fazla kullanmaktadır.

Hukuk, güçlüyü sınırlamak; güçsüzü, güçlü karşısında korumak için oluşturulmuştur. Zira her istediğini yapabilen veya yaptırabilen güçlünün hukuka ihtiyacı bulunmamaktadır.

Demokrasilerde bütün güçler hukukla sınırlıdır, hukuk siyasetten üstündür. Hukuk olmazsa yöneticiler çalışmaya ihtiyaç duymazlar ve “çalışıyormuş gibi” yaparlar ve oluşan boşluğu propaganda ile doldururlar. Hukuk uygulandığı takdirde, eşit zeminde yarışma ortamı oluşur. Bu kez daha çok çalışan kazanır. Yani hukuk, çalışmayı teşvik eder.

Örneğin bir partide ilçe veya il başkanını seçecek olan delegelerin belirlenmesinde;

  • bütün delegeler “kendi adamım” diye atanır veya yazılırsa (gerçek anlamda bir seçim yapılmazsa),
  • hukuka uymak isteyenler baskı altına alınırsa,
  • iktidarda olan başkanı zorlayacak bir aday çıkmaz/çıkarılamaz.

Bu tutum karşısında, durumdan memnun olmayanların çalışma azmi kırılır ve isteksiz duruma gelirler. Hukuka uymama pervasızlığına karşılık aday çıkaramayan üyeler, “Ne haliniz varsa görün” yaklaşımı içine girerler ve çalışma ve mücadele dışı kalırlar.   

   Hukuksuzluk karşısında aday çıkararak iradesini sandığa yansıtamayanlara, “küskünler”, “muhalifler” veya iktidar sahiplerinin ifadesiyle “partiye zarar verenler” olarak isimlendirilirler. (Sonuçlar bunu göstermektedir.)  

İktidarı elinde bulunduranlar, bu mantığın karşısına “çalışan, çalışmayan”, “partiye emek veren, vermeyen”  mantığını devreye sokarlar. Dolayısıyla, hukuka uyulmadığı için “Ne haliniz varsa görün” diye kenara çekilenler/itilenler, yönetim tarafından “çalışmayanlar” veya “partiye emek vermeyenler” veya “partiye zarar verenler” olarak adlandırılırlar.

Bir başka örnek, seçilmiş belediye başkanlarının görevden almasıdır. Aslında,  belediye başkanlarının görevden alınması, bir güç gösterisidir. Zira halkımız güçlüyü çok sevmektedir. Kıblesini güce göre ayarlamaktadır. Güç gösterisi yaklaşımda iki mantık vardır:

Birincisi oy verecek vatandaşı aşağılamak, onun güçsüz olduğunu, vereceği bir oyun pek bir anlam ifade etmediğini bilinçaltına yerleştirmek,

İkincisi kendisinin güçlü olduğunu vurgulamaktır.

Oysa vatandaş güce tapınma yaklaşımından kurtulsa; güçlünün kendi olduğunu, asıl güçsüzün karşısına güçlüymüş gibi dikilenler olduğunu görecektir.   

   Sonuç olarak, hukuk, adaylara eşit mücadele ortamı yaratır. Yetenekleri ve çalışkanlığı öne çıkarır. Daha iyinin ve daha çok çalışanın hak ettiği yeri alabilmesi için hukukun üstünlüğüne inanmak gerekir. Demokrasiye inanmış olan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin umudu olan partilerin hukuka uyması bir zorunluluktur. Hukuka uymama eğilimi gösteren yöneticilerin partilerine  zarar verdiğinin bilinmesi gerekmektedir.