Yazdır

Büyük Bir Ahde Vefa Örneği

Bir gün bir telefon geldi, yabancı bir numara. 

Açtım, "efendim" dedim.

Telefonun öbür yakasındaki kişi halamın torunu, Hilal idi.

"Ağabey, Mehmet'in veli toplantısına geldim, Hoca'sı seni tanıyormuş, seninle konuşmak istiyor, müsaaden var ise numaranı vereceğim, seni arayacak" 

dedi.

Tabii ki hâli ile büyük bir memnuniyet duyarak, bu isteği kabul ettim.

Hoca beni aramış, ulaşamamış, ben kendisine ulaştım ve konuştuk. 

Meğer bizim Mehmet'in liseden öğretmeni, benim yazılarımın yakın takipçisi imiş.

Yakın takipçisi olmasının yanı sıra, benim yazılarımı devamlı bir şekilde 

çoğaltıp, elinin ulaştığı yerlere, okumaları için dağıtıyormuş.

Tabii Mehmet durumun farkında.

Hoca'ya diyor ki: "Hocam, Burak Kılıçaslan benim Ağabey'im." 

Lâkin Hoca bir türlü inanmıyor.

Bir gün Hilal, veli toplantısına gidiyor. O sırada yine Hoca benim bir yazımı çoğaltıp, dağıtma derdinde. 

E bir kere memleket sevdasına düşmüş ya...

Gönlü el vermiyor mücadelesiz bir hayat sürmeye.

Velhasıl, "Hocam" diyor Hilal, "Burak Kılıçaslan benim Ağabey'im." Hoca bu sefer durup bir düşünüyor. "Yahu" diyor, "Mehmet söylüyordu inanmıyordum. Gerçekten mi?" 

Görüşmek istiyor benimle.

Ve az önce anlattığım gibi bir irtibat kuruyoruz.

Tabii bu olay gerçekleşeli takriben 3-4 yıl oluyor.

O zamandan beri Hoca sağ olsun, "benim yaşım büyük" demeden, bayram, kandil, normal gün devamlı arayıp hâl hatır soruyor. 

Soruyor sormasına da Hoca ile benim işimin yoğunluğu dolayısı ile bir türlü denk gelip de hasbihâl etme imkânı bulamıyoruz.

Neyse...

Geçmiş olduğumuz Ramazan Bayramı, Antalya tarafına aile olarak tatile gideceğiz. 

Hoca'dan bayram günü, bayram mesajı geldi, bizi yeryüzü cenneti Ürgüp'e davet eden.

Maalesef ki bizim böyle bir programımız yok ve ihtimal dahilinde de gözükmüyor.

Meğer bizimkiler Antalya dönüşü için kendi aralarında konuşup, Nevşehir için iki günlük program yapmışlar. 

E hâli ile hemen telefona sarıldım ve "Hocam biz nasip olursa Nevşehir'e geliyoruz, siz oralarda mısınız?" diye sordum.

Hoca oradaymış; ama bizim gideceğimiz bölgeye 140 km. uzak bir mesafede.

Dedim ki "Hocam siz hiç zahmet edip de buralara gelmeyin. Bursa'da görüşürüz."

Hoca bu, ahde vefa örneği, durur mu:

"Yahu bir dakika, bir dakika, ben geleceğim" diye tatlı-sert bir fırça attı.

"Tamam Hocam, tamam, eyvallah" dedim. 

Vardık Nevşehir'e...

Muazzam bir kent...

Aradım Hoca'yı.

Geldiğimizi söyledim. 

Gideceğimiz günün sabahı, bizim hotelde kahvaltı yapmak için sözleştik.

Gecesinde, hava değişikliğinden dolayı, kızımın baya bir ateşi çıktı. Bizi bir telaş sardı, sabaha kadar kızımız ile ilgilendik ve neticesinde derin bir uykuya daldık.

E tabii hotelde mağara şeklinde olduğundan, telefonum çekmemiş.

Hoca bu, düşmüş gönlüne merak...

"Acaba başlarına bir hâl mi geldi?" demiş.

Kendi telefonundan 59, kardeşinin telefonundan 21 defa aramış.

Bursa'yı arayıp, Mehmet'e beni sormuş.

Karşılıksız sevgi, anadolu insanı bu olsa gerek.

Hoca geldi, kucaklaştık. 

Muhabbet eşliğinde güzel bir kahvaltı yaptık.

Yine vedalaşırken kadirşinaslığını gösterdi ve kendi yörelerine ait hazırlamış olduğu birçok ikramı bana takdim etti.

Var olasın Hocam, var olasın.

Seni tanımaktan, seninle hasbihâl etmekten, ziyadesi ile bahtiyar oldum.

Yazının Dibi; ahde vefa imandandır ya, o imana bizzat şahit olduk. 

 

(Fotoğrafta sol çaprazımda görmüş olduğunuz şahsiyet, şahsına yazı yazmış olduğum Hoca'dır).

 

Selâm, sevgi ve muhabbet ile...