AKP’nin Gidişi Cennet ile Müjdelenmek Gibi!

“Ne günlerdi o günler ya Rabbim! O günler, ne günlerdi...
 
14 Mayıs 1950’de milletvekili seçimleri yapılmıştı. Yıkılmaz sanılan 27 yıllık CHP iktidarı yıkılmıştı. Şaşırıp kalmıştık. Sanki cennetle müjdelenmiştik. Sanki infilak eden, üzerimize çöken bir maden ocağından kurtarılmış gibiydik.”
 
Bu sözler, Türk Milliyetçiliği Fikriyatı’nın önemli kalemlerinden Yavuz Bülent Bâkiler’in “Serdengeçti Geldi Geçti” adlı eserinin, giriş yazısına ait.
 
Bu sözleri tevafuken, 23 Haziran 2019 gecesi, yani CHP’nin 25 yıllık AKP ve türevlerinin saltanatını, İstanbul’da yıktığı gece, okudum. Bu yıkım bir defa yapılmış, kabul görmemiş, ikinci defa, halkın büyük bir coşkusu ile sağlama alınmıştır.
 
40 yıl düşünsem, CHP’nin kazanmış olduğu bir belediye için sevineceğim, aklımın ucuna dahi gelmezdi.
 
Cenab-ı Allah, Mâide Suresi, Ayet 8’de vermiş olduğu mesajda, şöyle öğüt vermektedir:
 
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Âdil olun; bu takvâya daha yakındır. Allah'tan sakının. Çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”
 
Lâkin öyle mi oldu?
 
AKP iktidarı, 17 sene boyunca kalmış olduğu iktidarda, sınavı geçememiş, sınıfta kalmıştır. Ve hâlâ sınıfı geçme gibi bir derdi, bulunmamaktadır.
 
Yol yaptığı kadar yolsuzluk, yol böldüğü kadar bölücülük yaparak; kendisi gibi düşünmeyen herkesi ötekileştirmiş, ayrıştırmış, kutuplaştırmış, kin ekip, nefret biçmiştir.
 
Muhalif bir söz eden, ya kodese tıkılmış, ya bir otoparkta kancıkça dövülmüş, ya da evine giriş yaparken, kahpece arkadan vurulmuştur.
 
Tayyip Erdoğan’a dokunmayı ibadet, sözlerini sünnet, hareketlerini sünnet ilân etmişlerdi. 
 
Hazret-i Peygamber’de kibir var, bunlarda yoktu. 
 
Sanki bunlardan önce din yok, bunlar ile birlikte hidayete ermiştik.
 
Bunlardan önce yaprakla dolaşıyorduk, bunlar bize kıyafet vermişti.
 
Bunlardan önce işimiz yok, bunlar bize iş, aşımız yok, bunlar bize aş vermişti.
 
Bunlardan önce yolumuz yok, bunlar bize yol yapmıştı.
 
Bunlardan önce okulumuz yok, bunlar bize okul yapmıştı.
 
Bunlardan önce şerefimiz yok, bunlar bize şeref katmıştı.
 
Türk Ordusu’nu tasfiye edip, kumpas demişlerdi.
 
fetö ile yatağa girip, aldatıldık demişlerdi.
 
Açılım adı altında, terör örgütüne güzellemeler yapıp, ülkeyi bölünme noktasına getirip, gazilerin kalplerini, şehitlerimizin kemiklerini sızlatmışlardı. 
 
Gözlerimizden yaş yerine, kan akıtmışlardı.
 
Doğu’da Kürtçü, Batı’da Türkçü, Anadolu’da İslamcı kesilmişlerdi.
 
Andımız’ı kaldırmış, İstiklâl Marşı’nı ve Yüce Türk Devleti’nin adını, tartışmaya açmışlardı.
 
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet Paşa’ya, “iki ayyaş” demişlerdi.
 
Rızkı veren Allah değil, adeta bunlardı! 
 
İstanbul ve Ankara’da yıkıldılar da cennet ile müjdelenmiş gibi sevindik. 
 
Hem de yıllardır karşı mücadele içerisinde bulunmuş olduğumuz, CHP zihniyetine karşı.
 
Kaybeden siz, kazanan Türkiye ve Türk demokrasisi oldu.
 
Rabbime sonsuz şükürler olsun. İslam adı altında yapılan zulümden, bir nebze de olsa kurtulduk.
 
Şunu net bir şekilde gördük ki güçlü olan, haklı oluyor bu topraklarda. Veyahut da güçlü olan, güçsüz olanı, alt ediyor. Neden mi böyle deme gereği duydum?
 
27 yıllık CHP’nin tek parti iktidarı sona erdiğinde, Osman Zeki Yüksel, nam-ı diğer Serdengeçti, bugünümüze ışık tutan, “Yıkıldılar!” başlıklı bir yazı kaleme alır. Bu yazının bazı pasajlarını aşağıya aktaracağım. Değişen sadece parti ismi. Dün zulmün adı, CHP idi, bugün ise AKP. Dün millet CHP zulmünden kurtulmuştu, bugün ise bir nebze AKP. 
 
“Kendilerini yarı ilâh sanıyorlardı. Yapanlar onlardı, yaratanlar onlardı!. Milleti onlar kurtarmıştı. Partilerinden bahsederken ‘şerefli partimiz' diyorlardı!. 10 yılda 15 milyon genç yaratmışlardı. O kadar ileri fikirli, o kadar ileri gidiyorlardı ki; 400 yıllık mesafeyi yirmi yılda katetmişlerdi!. Her şey onlarla başlıyordu. Şanlar, şereflerle dolu Türk tarihi; onlarca devri istibdaddı, kapkara orta çağdı... Tam 30 yıl tanrılar gibi konuştular, firavunlar gibi saltanat sürdüler; yediler, içtiler, kustular... Bol harcırahlar, hususi vagonlar, yatlar, kökünü kazıdıkları sultanların saraylarında şahane hayatlar; zevk, eğlence âlemleri… Vur patlasın, çal oynasın!. Her gün bayram, her gün seyran!. Altta kalanın canı çıksın!. Altta kalan milletti, halktı, köylü idi... Amma nutuklarda, afişlerde «Bu milletin efendisi köylüdür» diye yazılı idi. Halkı ve köylüyü «Efendimiz Sensin diyerek ‘efendi efendi' soydular. Ne usandılar, ne utandılar, ne doydular.
 
Bir de utanmadan bizden hesap sorun diyorlar!. Hangi hesap? Hangi kitap? Ey Kitapsızlar!. Atı çalan Üsküdar'ı geçti!. Hırsızlık devletleşti, ahlâksızlık millileşti... «Bu memleketi biz kurtardık» diye başa geçenler, diktatörler ve onun dalkavukları memleketi öyle bir batırdılar ki, kurtarabilene aşkolsun!. İktidara hangi parti gelirse gelsin, isterse bin parti değişsin; bu köhne kadrolar, bu iki üç dört yüzlüler, bu sahte tavırlılar, bu kof, bitmiş, tükenmiş, yıpranmış kıymetler, bu mukallitler, bu bina ve zina medeniyetçileri, bu ruh düşmanları, yerin dibine geçmedikçe, millet kendi kendine gelmedikçe, ne yapılırsa yapılsın boştur. Bütün eller boş, bütün gönüller boş!. Onun için bizim muhalefetimiz parti muhalefeti değil, millet muhalefetidir; göklerden yağarcasına, yerlerden doğarcasına, tertemiz, dupduru bir muhalefet!.
CHP, kendini ebedi bildiği, putlarını ilâhlaştırdığı için gâfil avlandı. Millet onları, 14 Mayıs 1950'de yerin dibine geçirdi!. Cehenneme kadar yolları var!. Bizim milletin bir garip hali var; düşene acır, geçmişi çabuk unutur. «Kör ölür badem gözlü olur» derler. Bütün korkumuz burada!.
 
Ey Türk Milleti!.
 
Bugün sözde muhalefeti temsil edenler, dünkü alkışçı, şakşakçılardı. Bugün sana yaranmak isteyenler, ayaklarına kadar gelenler, dün seni ayakaltı edenlerdi. Bugün adaletten, hakkâniyetten, maneviyâttan bahsedenler; dün senin imanını, vicdanını alçakça çiğneyenlerdi. Vatan ve millet cellatlarını unutma ve affetme!.” [Serdengeçti Mecmuası, Eylül 1950, Sayı:11]
 
İmamoğlu’nu daha görmedik. Makama gelene kadar, herkes şereflidir. Önemli olan, makama çıktıktan sonra da o şerefi koruyabilmektir. Bu şerefi korumak, İmamoğlu’nun elindedir. 
 
Herkesi kucakladığı, adaleti tesis ettiği, hukuku hiçe saymadığı nispette ses çıkarmayız. Ama mazlumun ahını, zalimin zulmünü de karşımızdaki Firavun dahi olsa, yerde bırakmayız. 
 
Biz, hiçbir şekilde hiçbir siyasetçiye kefil, değiliz.
 
Bekleyip, göreceğiz.
 
Ey İmamoğlu! Bir yanlış yapmayı, aklından geçirdiğin vakit, kimseden korkmuyorsan, biz aklına gelelim ve bizden kork!
 
Çünkü biz, Allah’tan başka kimseden korkmaz ve O’ndan başka kimsenin karşısında eğilmeyiz!
 
Bilmiyorsun, AKP iyi bilir, gerektiği vakit, bizi onlara sor!
 
İnandığı uğurda can veren Amerikalı aktivist Rachel Corrie ne diyor:
 
“Zulüm bizdense, ben bizden değilim!”
 
Selâm, sevgi ve muhabbet ile...