Yazdır

TARİHİNİ BİLMEYEN ULUSLAR YOK OLMAYA MAHKÛMDUR:

 18 KASIM 1922 (Vahdettin Halifelikten Nasıl Düşürüldü, Yeni Halife Nasıl Seçildi?

Turgut Özakman “Cumhuriyet” (1. Cilt, ss.156-160) kitabında Vahdettin’in halifelikten de düşürülmesi ve Abdülmecit’in halife seçilmesi olayını şöyle anlatıyor, özetliyorum:
Tarih 18 Kasım 1922…

TBMM Dr. Adnan Adıvar’ın başkanlığından toplanıyor. Gündemde Vahdettin konusu var. Salon doludur. Gelenekçiler padişahlığa son verilmesinden beri her konuda hırçınlık yapıyor, görüşmeleri uzatıyor, saptırıyorlardı. Başkan Meclis’i gündem içinde tutmak için çabalayıp duruyor. Vahdettin konusuna epey geç gelinebiliyor. Hükümet gizli oturum istiyor.
Rauf Bey, İngiliz General Harrington’ın “Vahdettin’in, kendi isteği üzerine İngiliz yardımıyla kaçtığı” hakkındaki bildirisini okur. Görüşme açılır, ancak çok uzar. Rauf Bey söz alır: “Bir an önce Vahdettin’in yerine yeni bir halife seçerek fitne ve fesada çok elverişli olan bu sorunu halledelim.” Vahdettin aleyhine sesler yükselmektedir. Derken, Rize Milletvekili Necati Bey bir talepte bulunur: “Yeni halifemiz buraya gelsin, artık yanımızda bulunsun.” İzmir Milletvekili Sırrı Bey de “Halifenin Ankara’ya gelip Meclis’de yemin etmesini” ister. Milletvekilleri kızdılar: “Padişah mı seçiyoruz?”

Sonunda Bitlis Milletvekili gelenekçilerin düşüncesini kesin olarak açıkladı:”Efendiler, Halifelik yalnız bir unvan değildir. Görevleri ve yetkileri olmak gerekir. Bunları belirlemek zorundayız. Halifenin şahsında hem cismani, hem de ruhani sıfatlar vardır. İslamiyet’te danışılarak yönetme esastır. Bir danışma meclisi, bir şûra bulunur, tabiî başkanı da Halifedir.” Bu konuşma Halifenin başkanlığında yeni bir düzen kurma hedefini gösteriyordu. Ciddî tepkiler aldı. Diyarbakır Milletvekili Hacı Şükrü Bey yerinden fırladı: “Yani Halife bu Millet Meclisi’nin başkanı mı olacak?”

Gürültüler başladı. Yer yer tartışmalar, hatta itişmeler görülüyordu. Birçok tartışma ve çekişmeden sonra, Mustafa Kemal Paşa söz aldı:”Efendiler, bazı gerçekleri bilmenizin, karar vermenizi kolaylaştıracağını umuyorum. Bu Meclis Türkiye’nin meclisidir, Türkiye halkının meclisidir. Bu meclisin sıfatı, yetkisi Türkiye ile, Türkiye halkı ile sınırlıdır. Öyleyse bu meclisin başkanı da yalnız Türkiye’yi, Türkiye halkını temsil eder. Halifelik ise İslam âlemini kapsayan bir makamdır. Meclis Hilafet’i destekler ama, varlığını onun eline teslim etmez, edemez, etmeyecektir. Türkiye halkı egemenliğine kayıtsız ve şartsız sahip olmuştur. Egemenlik hiçbir renkte, hiçbir şekilde, hiçbir manada ortaklık kabul etmez. Unvanı ne olursa olsun, ister halife olsun, hiç kimse milletin iktidarına ortak olamaz. Sorunlara bu açıdan bakmak zorundayız. Çünkü artık başka yol yoktur.

Yeni halife seçimi kamuoyunun önünde yapılacaktı. Başkan Din İşleri Bakanı’nın verdiği fetvayı okudu ve Meclis’in oyuna sunacağını söyledi. Yusuf Ziya Bey buna şiddetle itiraz etti: “Hayır olmaz, fetva oya konulamaz.” Mustafa Kemal Paşa yerinden kalktı, öfkelenmişti “Beyefendi, siz de çok iyi bilirsiniz ki bu ülkeyi yıkmak, bağımsızlık için mücadele edenleri öldürtmek, kardeş kavgası çıkartmak için de fetva verilmiştir. Onun için bu fetva Meclis’in oyuna sunulmalıdır.” Yusuf Ziya Bey ısrar etti, “olmaz” diye bağırdı, “Fetva oylarımızdan yüksektir.” Egemenliği üzerinde çok titiz olan Meclis’de ürpertici bir hava esti. Yusuf Ziya Bey çok yanlış bir şey yaptığını anlayıp korktu, sindi.Başkan fetfayı oya sundu. Fetva Meclis tarafından kabul edilerek geçerlik kazandı: Vahidettin Halifelikten alındı, Yeni Halife, yapılan oylama sonucunda Abdülmecit Efendi oldu.

(Görüyorsunuz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu öyle tereyağından kıl çeker gibi gerçekleşmemiştir. Çok büyük engeller, zorluklar ve çıkmazlar aşılarak kurulmuştur bağımsız cumhuriyetimiz. Her çıkmazda çıkış yolunu bulan, bu durumlarda eşsiz bir yetenek, hatta deha gösteren Mustafa Kemal Paşa olmuştur. CD)