Yazdır

DÜNYAYI RUH SAĞLIĞINA KAVUŞTURACAK NOKTASAL MODEL: TÜRK KÜLTÜRÜ TEMELLİ CUMHURİYET SİSTEMİ DEVLET PRATİĞİ...

Dünya Sağlık Örgütünün yayınladığı istatistik bilgilerine göre, dünyadaki her dört kişiden birisi ruhsal hastalık yaşıyor?
 
Bunun kök nedenine gelince de, bunun ana sebebinin depresyon olduğu belirtiliyor!?..
 
Bu durum, fiziksel ve ruhsal hastalıkları meydana getiriyor. Bunun içerisinde Şizofren hastalığı ile dışa vuran veyahut iç dünyada ruhsal çöküntü hissine neden olan depresyon,  bir insanın normal yaşam sürmesine engel oluyor?!..
 
Burada asıl korkunç olan şey, kişilerin bunu kendine yediremiyor, gizliyor ya da ihmal ediyor olmasıdır!..
 
Çünkü insanlar bunu bildiğinde, karşı tarafa farklı gözle bakıyor veya deli damgası vuruyor!..
 
Birçok insan, damgalanmaktan korktuğu için, tedaviden uzak duruyor, içine kapanıyor, iç sorunları derinleşince de kendi çevresi dışında yeni çevreler edinerek, bu gizliliği; Uyuşturucu bağımlılığı, illegal gruplar veya entellektüel gruplar gibi uç durumlara yönelip, kendi öz varlıklarını değerli hissedebilecekleri ortamlara yöneliyorlar!?...
 
Ruhsal Hastalıklar Ulusal Birlik Kurumuna (NANI'ye) göre: Şu anda, daha çok ekonomisi yüksek toplumlarının (en başta Amerika olmak üzere), kendini belli eden ruh hastaları istatistiğine göre toplumun %60'nın ruhsal hastalık geçirdiği ve bu istatiğin %50'lilik kısmının da, 8 ila 15 yaş aralığındaki çocuk ve gençlerden meydana geldiği tespit edilmiş!?.. Diğer yaş gruplarından mecbur olduğunu hissederek tedavi olan %10'luk kısmın dışında tüm toplumun geriye kalan %40'lık kısmı da damgalanmaktan veya ayrımcılığa uğramaktan korkan yetişkinlerden oluşuyor?! Yani anlayacağınız, hastalık oranı sürekli ilerleyen bir dünyayı miras almışız ve eğer birşeyler yapılmaz ise sonuç hüsran olacak!?..
 
Gelecekte mükemmel gen yapılı bebekler için çalışma yapan bilim adamları, insanların duygu ve yaratıcılığı karşısında henüz nasıl bir vaka ile karşılaşacaklarını bilememekte ve bilemedikleri için de bir plan geliştirememektedirler. Tamir edilmiş gen projesi, tüm psikolojik sorunların çözümü anlamına gelmiyor. Hatta robot bir dünya ile ön kestirimi yapılamayan bir algı yönetimi için ürkütücü seçenekler var!?..
 
Bu özellikler nedeniyle, inançların terapi özelliğinin kullanılarak, toplumların kontrol altına alınmasının bir devlet politikası olabileceği görüşü itibar görüyor?!..
 
Kutsal kitaplar, bir ruh hastalığı tedavi kitabı olmasa da, kişilere büyük bir teselli, güç ve iç denetim vermekle beraber, acı veren duygu ve koşullarla başa çıkabilme konsantrasyonu sağlamaktadır.
 
Dinlerin ve milyonlarca mezheplere ayrılmış inanç biçimleri, dünyadaki kapitalist ve emperyalist sistemlerin bilinçli olarak yarattığı olumsuzlukları engelleyemedikleri gibi, aksine birbirlerini dışlayan, ötekileştiren, kan dökülmesine alet olan ve kapitalist sistemin emperyalist duygularını yerine getiren seküler bir yapıya dönüştüğü ve farkında olarak (veya olmayarak) hizmet ettiği (veya yöneticilerinin alet olduğu) görülmektedir!..
 
Bütün dünyada herkesin birbirini damgaladığını dikkate alırsak, bir o kadar da damgalanmaktan korkan kesimin de olduğu gerçeğini dikkate almamız gerekir!?..
 
Dolayısıyla, birbirlerini fişleyen, kusurları ayıplayan, üstünlük hissini seven, inanç veya mezhep yapısı gibi popülasyonlarla böbürlenilen ve diğerlerini davranış ve kurum erklerini elinde tuttukları güçlerle veya açık-gizli propagandalarla ötekileştiren, ekonomik yoksulluğun veya fakirliğin bir prestij kaybı olarak hissettirildiği, varlıklı olmanın bir güç kimliği yapıldığı vs. bu tip egoist damgalamalar yoluyla insanlık suçları işlenmekte, toplumlar bu suçlara yönlendirilmekte, olgular sosyal bilinçaltı yaratılarak ve sıradanlaştırılarak ve normalmiş gibi algılatıldıktan sonra meşrulaştırılarak; İnsanı, insanlık dışı bir doğaya itmekte ve onları yabanıl bir hayvan gibi yapmaktadır.
 
Bu durumlar, hangi isim ve nam altında olurlarsa olsunlar, el birliğiyle bugün kü ruh sağlığı bozuk dünyayı meydana getirmişlerdir!..
 
Bu yönetimler, Cumhuriyet hariç geriye kalan bütün düzenlerin sonucudur. Çünkü diğer hiçbirisi, toplumlara kendi kendini yönetme kimliği vermemiştir. Bu kültürü desteklememiş ve hatta güç erkini kontrol etmek için onu boğmak istemiştir.
 
Devletlerin komünist yönetim veya emperyalizme yönelik kapitalist yönetim ve/veya her ikisi arasında türetilmiş olan yönetimlerle, din temelli devletler yönetimleri de dahil olmak üzere, hiçbirisi asla ve asla iradeyi millete bırakmamışlardır. Bu konuda Asyagil toplumları hariç, geriye kalan bütün modeller, bu konuda sınıfta kalmışlardır.
 
Bütün mülkün devlete ait olarak dizayn edilen komünist sistemdeki refahı halka yansıtan kolhoz anlayışı, kazancı ön plana çıkaran ekonomik sistemler gibi birçok sistem ve farklı yönetim biçimleri, ya din, ya değişik ideolojiler altında devletleşerek egoizme hizmet etmişlerdir. 
 
Değişik biçimlerde, mülk paylaşımını ön planda tutan sistemlerine göre adalet tesis etmişlerdir. Bu adalet, ya devleti yöneten generallerin sözde kolhoz yumruğuna ya da sözde kapitali elinde tutanları koruma aracı yapılmıştır.
 
İrade hiçbir zaman halka bırakılmamış ve bırakılmadığı için de, toplumlar kimliksiz kalmıştır. (Kadim Türk Kültürüne dayalı Asyagiller hariç!)
 
Çünkü kimlik sahibi olan bir toplum artık "Millet" olmuştur. Milletler de asla başkaları tarafından kullanılamaz, başkasının şiar olamaz, depresyon ve şizofrenik bir halka dönüştürülemez, üzerlerinde oynanamaz, ruh yapısı ve karakterinin gelişimi üzerine set çekilemez ve toplumun hepsi bir bütün olarak seçme ve seçilme hakkına sahip olarak bu kültürü en ileriye taşıdığı takdirde de, toplumun hiçbir kesimi, diğer bir kesimi damgalayamaz! İşte buna egonun aşıldığı toplum denilir ki, o artık o zaman o topluluk artık hakkıyla Millet olmuştur!..  Atatürk'ün deyimiyle, "Onlar, bütün dünyadaki adamlar birliğidir"!.. (Bu da "Açısal olmayan" yani "Bütünsel" ya da  "Noktasal Bakış" yaklaşımıdır ki, bundan sonra okuyacağınız herşeyin, bu bakış tarzıyla ilgili olduğunu belirtmek isterim.)
 
Tabi ki böyle bir alt yapı için önce Devletçilik, Sonra Laiklik, sonra  Halkçılık, Milliyetçilik, İnkılapçılık şarttır ki sonucu Cumhuriyet olabilsin!..
 
Bu olursa, ekonomik modeli dünyayla ahenk ve bağ içinde olan, tüm sistemlerle nefes alıp verebilen bir sistem oluverir. Bu karmaşık dünya sistemiyle entegre olabilen ve kendi içinde de bunu halkın gelişimine sunan Ekonomik modeli olabilsin!.. Gerçekten de bu tanıma en uygun isim de "Karma Ekonomi Modeli" ismidir.
 
Bu yönetim tarzı, "Şura" iledir. Yani halkın kendi içinden meclise seçtiği vekiller sayesinde, yine kendi kendini yöneten millet olabilmeye yönelik, temeli yine büsbütün "Kültür" olan bir yapıdır.
 
Bunun 10.000 yıl öncesine dayalı ismi de "Türk Kültürü"dür. 
 
Atatürk'e göre; Bu yönetim anlayışına sahip devletlerin ve sonraki aşamaların ilerlemesiyle,  aslında bütün dünyanın; Hem madden, hem fikren, hem de ruhen kurtuluş planı olan bu temel, "Cumhuriyet"  tekamülü ve yükselişine bağlıdır.
 
Bu temel madden, fikren ve ruhen olmak üzere, diğer devlet ve model sistemlerinde yer alan açıkları içermediği için, işledikçe mükemmel hale gelebilecek tek sistemdir. Eğer dünyada bu sistemin eksikliği olmasaydı ve istenildiği gibi tekamül etseydi dünya bugün bu halde olmazdı!..
 
Çünkü adamlar birliğinin olduğu yerde kimsenin ötekini damgalama imkanı olmazdı!.. Çünkü, tüm farklı görüşler partiler oluşturabilir, görüşlerini müdafa edebilir ve kendi meclislerinde bir beynin içinde çatışan düşünceler şeklinde tezahür ederek, en uygun fikir birliği veya oylaması ile milletine fayda sağlayabilir... Bu Cumhuriyet modelinin gereğidir!..
 
Cumhuriyet, birbirine sevgi ve saygı ile bağlanmış, herkesin milletini yükseltmeyi ve daha sonra da bütün dünyayı yükseltme ülküsü üzerine bina edilmiş, bütün ruh hastalığı ve depresyonu sonlandırabilme iddiası olan; "Yurtta barış ve dünyada barış" iddiasında olan, kimlikli devlet ve kimlik sahibi millet olgusunu varetmeye muktedir tek realite olarak parlıyor...
 
Atatürk boşuna "Ne mutlu Türk'üm diyene!.." dememiş... Kafatasçılar başka kapıya!.. Bu yazı, bu olguyu bir model veya kültür çatısı olarak görenler için bir anlam ifade eder...
 
Sapla samanı karıştırmayalım!.. :;)