Yazdır

19 MAYIS BACAK BAYRAMI HA… ÖYLE Mİ? ŞEREFLİ…

   Bilindiği gibi: 1914 yılında Almanya, Avusturya, Macaristan İtalya, Bulgaristan ve Osmanlı İmparatorluğundan meydana gelen ittifak devletleri ile: İngiltere Fransa ve Rusya’dan oluşan itilaf devletleri arasında 1. Dünya savaşı başladı.

Savaş sonunda Osmanlı Devleti katıldığı cephelerdeki savaşları kazanmış olmasına rağmen, müttefikler yenilince Osmanlı da yani biz de yenilmiş sayıldık.  Savaşın arkasından 30 Ekim 1918 de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı.

 

            İmzalanan Mondros ve Sevr Antlaşmalarıyla ordularımız dağıldı. Yurdumuz düşmanlar tarafından paylaşılmaya başlandı. Buna dur diyecek birisi gerekiyordu. İşte o da Mustafa Kemal Atatürk’tü. O; sadece bir komutan değil, memleketin dertlerini kendine dert edinmiş, arkadaşları Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Ali Fethi Okyar, Kazım Karabekir ve İsmet İnönü ile İstanbul’da sık sık toplanarak gelecekle ilgili çeşitli kararlar almaya başlamışlardı. Bu çalışmaların yapıldığı sırada Samsun, Vezirköprü ve Merzifon dolaylarında Rum Pontus Çeteleri Müslüman halka saldırıyor. İtilaf devletleri ise bu durumu tam tersine algılıyor, bölgedeki tüm hadiseler Türklerin Hıristiyanlara saldırısı olarak değerlendiriliyordu.

 

Samsun doğal bir liman, hem de Karadeniz’in Anadolu’ya açılan kapısı olması bakımından stratejik bir önem arz ediyordu. Toplumsal yapısı karışıktı. Onun için hükümet gereken tedbirleri alacak güvenilir birine ihtiyaç duyuyor, isteklerini yerine getirebilecek bir komutan görevlendirilmesini arzu ediyordu. Bazı politikacılar da Mustafa Kemal Paşanın İstanbul’dan uzaklaştırılmasını istiyor, dilekleri kabul olduğunda birtakım işlerinin daha kolay çözüleceğine inanıyorlardı.

 

Vahdettin’e bağlı olduğu sanılan Mustafa Kemal Paşa, yakın arkadaşlarının da yardımıyla padişah ve hükümet tarafından 30 Nisan 1919’da 9. Ordu Müfettişliğine atandı. Bu atama Mustafa Kemal Paşanın Anadolu’ya geçmesi için önemli bir fırsattı. Fırsat çok iyi değerlendirilmeli, en kısa zamanda Anadolu’ya geçilmeli, düşünceler de uygulamaya konulmalıydı. 

 

Mustafa Kemal Paşanın iki önemli düşüncesi vardı.

 

1-  Padişahın egemenliğe son vermek.

2- Düşmanları yurttan atmak ve devletin bağımsızlığını ilan etmekti.

 

Bu düşünceler uygulamaya konulduğunda cumhuriyet kurulacak, padişahlık idaresi de sona erecekti. Gazi Mustafa Kemal Paşa düşüncelerini gerçekleştirmek için gemi kaptanı İsmail Hakkı Durusu’nun dışında 18 kişilik bir ekiple 16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuruyla Samsun’a hareket etti.

            Ekipte:

 

1. Kurmay Albay Kazım Dirik, Müfettişlik Kurmay Başkanı.

2. Kurmay Albay Mehmet Arif Ayıcı, Kurmay Başkanı Yardımcısı.
3. Kurmay Binbaşı Hürsev, Gerede Birinci Şube Müdürü.
4. Binbaşı Kemal Doğan, Müfettişlik Topçu Kumandanı.
5. Dr. Albay İbrahim Tali Öngören, Ordu Sıhhiye Başkanı.
6. Dr. Binbaşı Refik Saydam, Sıhhiye Başkan Yardımcısı.
7. Yüzbaşı Cevat Abbas Gürer, Müfettişlik Başyaveri.
8. Üsteğmen Muzaffer Kılıç, Müfettişlik İkinci Yaveri.
9. Yüzbaşı Ali Şevket Öndersev, Müfettişlik Emir Subayı.
10. Üsteğmen Hayati, Kurmay Başkanı Emir Subayı.
11. Yüzbaşı Mümtaz Tünay.
12. Yüzbaşı İsmail Hakkı.
13. Yüzbaşı Mustafa Süsoy, Karargâh Komutanı.
14. Üsteğmen Abdullah, İaşe Subayı.

 

Fotoğraf:1 - Düziçi İlköğretmen Okulu öğrencileri 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı

geçit töreni provası yaparken. (Fotoğraf Zekeriya Türkmen arşivi.)

 

15. Birinci Sınıf Kâtip Faik Aybars, Şifre Kâtibi.

16. Dördüncü Sınıf Kâtip Memduh, Şifre Kâtibi Yardımcısı.

17. 3.Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bele.

18. Üsteğmen Hikmet Gerçekçi Albay Rafet Beyin yaveri bulunuyordu.

 

16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra Bandırma Vapuruyla Galata Rıhtımından ayrılan Gazi Mustafa Kemal Paşa ve ekibi 17 Mayıs 1919 Cumartesi günü 21. 40 sularında İnebolu’ya ulaştı. 18 Mayıs 1919 Pazartesi günü de beklenen yolculuğun sonuna gelindi. Bandırma Vapuruyla Kalyon Burnu’na ulaşan yolcular sandallarla Merkez İskelesine taşındı. Atatürk İstanbul’dan başlayan, Samsun’da sona eren yolculuk sırasında üniformalıydı. Ancak; Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra üniformasını çıkartarak padişaha bağlı olmadığını ilan etti.  Böylece Kurutuluş Savaşı hareketini de resmen başlatmış oldu.

       Türk toplumu için bir dönüm noktası olan 19 Mayıs 1919 tarihi, yok edilmek istenilen bir milletin yeniden doğuşunun, dünyaya gelişinin, esaret zincirini kırmak için baş kaldırışın, haykırışın başladığı gün olarak tarihe geçti. İşte bu kurtuluşun başlangıç tarihini Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk gençliğine armağan etti.

     Ülkemizde beden eğitimi ile ilgili ilk gösteriler 12 Mayıs 1916 tarihinde erkek öğretmen okulu öğrencileri tarafından başlatıldı. Her yıl Mayıs ayı içinde yapılan bu kutlamalar gelenek hâline dönüştü. Jimnastik Şenlikleri, İdman Bayramı adı altında yapılan kutlamalar zaman içinde tüm okullar tarafından uygulanmaya başlandı. 1927 yılından sonra Millî Eğitim Bakanlığı bu gösterilerin düzenlenmesini organize ederek her yıl Mayıs ayının üçüncü haftasında yurdun çeşitli yerlerinde kutlamalar gerçekleştirildi. Zamanla bu kutlamalar Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı günün yıldönümü münasebetiyle kutlanmaya başlandı. İşte bu kutlamalar 20 Haziran 1938 tarih ve 3466 sayılı yasa ile 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı olarak kabul edildi ve de milli bayramlarımız arasında yerini aldı.  Onun için her yıl 19 Mayıs günü Türkiye’nin her yerinde(Artık her yerinde kutlanmayacak) beden eğitimi ve spor gösterileri yapılır, coşkuyla bu milli bayram kutlanır.

 

 

Ben[1] Düziçi İlköğretmen Okulunun[2] öğrencisi iken 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını heyecanla kutlayan, o okuldan mezun olmanın gururunu yaşayan, bunu her yerde her zaman iftiharla söyleyenlerden biriyim. Düziçi İlköğretmen Okulunun 1962 – 63 – 64 – 65 yıllarında Adana’da kutladığı 19 Mayıs Bayramı törenlerine bizzat katıldım. Okulun çalgı takımındaydım. Ekibimiz beş kişilikti. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramında oynanan oyunlara, hem de okulun halk oyunları ekibinin değişik zamanlardaki gösterilerine eşlik ederdi. (Ben yerine göre keman, mandolin ve bağlama çalardım). 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramına katılan tüm gösteri grubu önce halk oyunları oynar, sonra da hareketlere geçer. Harmandalı Zeybeğini oynarken “Haydi efeler” narası koca Adana Stadını inim inim inletirdi.

 

 

Bayram hazırlıkları Nisan ayından itibaren başlar. Önce seçmeler yapılır, sonra toplu çalışmalara geçilir. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına çeşitli sebeplerden dolayı seçilemeyen öğrenciler geçerli mazeretleri olsa dahi katılamamayı bir eksiklik kabul eder, onun ezikliğini yüreklerinde hissederlerdi. Bayram günü yaklaştıkça heyecan doruğa çıkar. Uykular kaçar. Milli duygular kabarır. Tüm öğrenciler vatanına ve milletine bağlı olmanın gururunu yaşar, aşkla şevkle kendisine verilen görevi yerine getirmeye çalışırdı. Cumartesi Pazar genel provalar yapılır. Öğrencilerin yatılı okuyor olması disiplini sağlama bakımından önemli bir unsurdu. Onun için de provalara müthiş bir disiplin içinde gidilir, o disiplinle herkes sahada yerini alırdı. Topluca sahaya gidişte:

 

Alnımızda bilgilerden bir çelenk[3]

Nura doğru can atan Türk genciyiz

Yeryüzünde yoktur olmaz Türk'e denk

Korku bilmez soyumuz.

 

Şanlı yurdum her bucağın şanla dolsun

Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun

Candan açtık cehle[4] karşı bir savaş

Ey bu yolda ant içen genç arkadaş

Öğren öğret hakkı halka gürle coş

Durma durma koş

 

Şanlı yurdum her bucağın şanla dolsun

Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun

 

dizeleriyle yer gök inler, uygun adımların çıkardığı toz bulutu masmavi gök kubbede kaybolur gider. Semaya ulaşan toz bulutu Yurdum, seni yüceltmeye antlar olsun diyen kara yağız delikanlıların da en büyük şahidi olurdu. Marşlar uygun adımla okunur. Öğretmen Marşı coşkuya bir coşku daha katar. Bu marş okunurken kara yağız Anadolu delikanlıları her dizede vatana bağlılığını, Nura doğru can atan Türk genci olduğunu ispat eder. (Şimdikilerin nura doğru can atması gibi asla değildir.) Her provada da bu duyguyu doyasıya yaşardı. Duyguların doyasıya yaşanması vatana millete bağlılık duygusunu yücelerden yüceye çıkarır. Ölümüne 19 Mayıs Bayramı provaları yapılır. Provalardan ötürü hiç kimsenin alnı kırışmaz, burnu kanamazdı. Her prova öğrencilerdeki vatan aşkını biraz daha körükler, özü sözü doğru, vatanı için gözünü kırpmadan ölüme dahi gideceğini her fırsatta dile getirmeye çalışırdı. Provalara seyirci olarak yöre insanları, okul öğrencileri katılır, esas kutlamalar Adana’da, Adana stadyumunda yapılırdı. Yapılan gösterileri Adanalılar zevkle ve büyük bir coşkuyla seyrederlerdi. Takriben bayrama üç yüze yakın öğrenci katılırdı. Dördüncü sınıftan itibaren tüm örenciler katılmak zorundaydı. O milli heyecanı yaşarken herkesin gözleri dolu dolu, tüyleri diken diken olur.  Topluca halk oyunları oynanır, sonra da gösterilere geçilirdi. Düziçi İlköğretmen Okulu tüm Adana okullarıyla birlikte resmigeçide katılır, sırası gelince gösterisini sunar, sonra da sahayı terk ederdi. O duyguyu, o milli heyecanı, her yıl yeniden yaşar Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün: Ben 19 Mayıs’ta doğdum demesindeki amaç yerine getirilirdi. Kutlamada en görkemli hareketler, kuleler, bayraklar göklerde dalgalanır hiç duygulanmayacak yürekler dahi galeyana gelirdi. Öğrenciler; okuduğu Öğretmen Marşı / Dağ Başını Duman Almış ve Gençlik Marşlarıyla Adana stadını inletirdi. 19 Mayıs kutlamalarında her sene Düziçi İlköğretmen Okulu sahadaki disipliniyle, yaptığı gösterilerle, oynadığı zeybeklerle birinci olarak döner. Gençler bitmez tükenmez enerjisini harcar. Hem kendine güven kazanır. Hem de vatanını milletini daha çok sevmenin, Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği bayramın gururunu yaşardı. Anadolu’nun dört bir yanından gelen köy çocukları milli heyecanla dolar taşar, kendini vatana kurban edecek kadar heyecan kazanırdı. O ne heyecandı. O ne muhteşem bayram kutlamasıydı. Bayrakların göklere sığmadığı, balonlarla stadyumun Türk Bayraklarıyla donatılması tarifi mümkün olmayan duygulardı.  O heyecan başka idi. Var oluşun, kurtuluşun sevinci semaya ulaşan naralarla dile gelirdi. Hiç bir öğrenci kutlamalara katılan kız arkadaşlarına ters gözle bakmaz, milli heyecan birlikte yaşanır, “Bacak bayramı” olduğu hiç kimsenin aklına bile gelmezdi. Doğrusu “Bacak bayramı” düşüncesini hiç yaşamadık. Silahımızı da hep düşmana çektik.

 

   Herkes bilir ki: Silahı düşmana çekersen gazi, dostuna çekersen katil olursun. Silahı çektiğiniz hedef çok önemli. İşte 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını “Bacak bayramı” ilan eden zihniyet silahı düşmana değil dostuna çeken gafillerdir. Ben o okulun öğrencisi olarak dört yıl Adana’da yapılan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına katıldım. Her bayramda 19 Mayısı bir kez daha yaşadım. Yüreğim sevgi ve muhabbetle doldu taştı. Milli duygularım arşı alaya çıktı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle yâd ederek minnet duygularım tazelendi. Hiçbir zaman bayrama katılan kız arkadaşlarımıza kötü gözle bakmadık. 19 Mayıs Gençlik Spor Bayramını da “Bacak bayramı” olarak değerlendirmedik.

 

 

O bayramda milli duyguları, milli heyecanı yaşayan, balonlarla gökleri Türk Bayraklarıyla süsleyen, kendisini cephede hisseden bir gencin meseleyi “Bacak bayram”ı olarak görmesi söz konusu olmaz. Olamaz da: Çünkü yüreği vatan ve millet için çarpan bir genç tüm kötülüklerden yunmuş arınmış, milli duygularla yoğrulmuş demektir. Onun için de silahını hep düşmana çeker. Eğer çekmiyorsa cinsel arzularının kurbanıdır. Ancak böyle bir kurban 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramına “Bacak bayramı” der. O da milli duygudan yoksun, haysiyet ve şerefi gelişmemiş, seksüel açlıktan gözü dönmüş zavallı gafillerdir. Onlar:  Hadiseyi kötü gözle gören, meseleye milli gözle bakmayan, Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği bayramı “Bacak bayramı” olarak değerlendiren, insan kılığındaki: “Gaflet, delalet, hatta hıyanet içinde bulunan” acizlerdir. Onun Müslümanlığından, Türk vatandaşı olduğundan şüphe etmek gerekir. İnsan böyle milli bir bayrama söz söylemeyi şahsına, terbiyesine yakıştıramaz. Ama insanda bu milli terbiye, milli göz, milli söz olmadıktan sonra ne söylesek boştur. Irmak akar oda bakar.

 

Son söz: Ey gafiller, dinliler, dinsizler, inananlar, inanmayanlar. Aliler, Veliler, Mahmutlar, Ayşeler, Fatmalar! Aleviler, Sünniler, işçiler, memurlar,“Milletin efendisi” olan köylüler, TBMM açılımını, Japonya’nın, Libya’nın nerede olduğunu, ülkemizin devlet başkanını bilmeyen zavallılar. Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşları: Yazıyla birlikte 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının fotoğraflarına çok iyi bakıp ibret alın. İyice bakıp “Bacak bayramı” olup olmadığına karar verin. Özellikle 5. fotoğrafa çok iyi bakın. Tekrar tekrar bakın. Üşenmeden bakın. İnanıyorum ki o fotoğraf sizi çokkk uzaklara götürecek. Her baktığınızda içiniz kan ağlayacak, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramına: Özü bozuk sapıkların, vatan ve millet duygusu gelişmemiş kişilerin, seksten gözü dönmüş gafillerin bacak bayramı olarak değerlendirmesine sizler de benim kadar üzülecek, yanacak, ahınız oflarınıza karışacak, feryadınız arşı alaya yükselecektir. Eğer dediğim gibi olduysa: Ahınız oflarınıza karıştı, yanıp tutuştuysanız, 19 Mayısı “Bacak bayramı” olarak görenlere bir de siz sorun. 

 

19 MAYIS BACAK BAYRAMI HA… ÖYLE Mİ? ŞEREFLİ…

 

Takdir sizindir.

 

 

 

[1] Bu satırların yazarı Halil Atılgan o yüce mektepten 1964- 65 ders yılında mezun oldu.

[2]Düziçi İlköğretmen Okulunun bulunduğu yer Haruniye. Haruniye de Osmaniye ilinin Düziçi ilçe sınırları içinde. O zaman Düziçi ilçesi yok. Haruniye Bahçe’ye, Bahçe de Adana’ya bağlı. Onun için de 19 Mayıs kutlamaları Adana Stadyumunda yapılırdı.

[3] Öğretmen Marşı- Söz: İsmail Hikmet Ertaylan / Müzik: Cevat Memduh Altar.

[4] Cehl: Cahillik, ilimden mahrum olmak, tecrübesizlik.