Yazdır

DİLİ OLMAYANIN YOLU OLMAZ…

Joomla
Joomla

Wordpress
Wordpress

   Dil toplumların hayatında önemli bir vasıta, kendi ölçüleri içinde yaşayan, gelişen canlı bir varlık, milletin ortak malı, toplumların kaynaşmasına vesile olan önemli bir kurumdur.

İnsanların anlaşmasına aracılık eden, sosyal aktiviteyi sağlayan, hayatımızın her safhasında duyduğumuz önemli bir ihtiyaç, anlaşmanın da en değerli bir organıdır.

   İşte bu organın özelliğini ve güzelliğini tespit edemeyen Selçuklu devlet adamları XIII. yüzyıl ortalarında edebi dil olarak Farsçayı, yazışma dili olarak da Arapçayı kullanıyorlardı. Halk ise kendi dilini konuşuyor, Yunus Emre, zamanın diğer ozanları da dörtlüklerini Türkçe söylüyordu. 

   Karaman oğlu Mehmet Bey toplumların hayatında dilin çok önemli bir unsur olduğunu tespit etti. Onun için de “Birlikte yaşamanın ilk şartı dil birliğidir” dedi. Bu birliği gerçekleştirmek için Toros Dağlarında yaşayan Türkmen boylarını etrafında toplayarak düzenli bir ordu kurdu. Kurduğu düzenli orduyla Selçuklu ve Moğol kuvvetlerini yenerek Konya’ya girdi. Burada yaşayan Selçuklu Türkleri de Karaman oğullarına müdahil olmak durumunda kaldılar. Karaman oğlu Mehmet Bey idareciliği sırasında Türkçeyi resmi dil olarak ilan eden fermanını yayımladı. Bu fermanda “Bugünden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır” diyerek tarihe geçti. 13 Mayıs 1277.  

   Dil birliğinin özelliğini, güzelliğini tespit eden, hassasiyetle üstünde duran diğer bir devlet adamımız ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk oldu. Bu hassasiyetini 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dil Kurumunu kurarak ortaya koydu.  Bir gün önce yani 11 Temmuz 1932 gecesi sofrada bulunanlara: “Dil işlerini düşünmek zamanı gelmiştir. Ne dersiniz”? Masada bulunan konukların kendi fikrine iştirak etmesinin ardından: “Öyle ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi bir de ona kardeş bir dil cemiyeti kuralım. Adı, Türk Dili Tetkik Cemiyeti olsun” diyerek Türk Dil Kurumunun kurulacağını bir gün öncesinden ifade etti. Ertesi gün de Celâl Sahir, Samih Rifat, Ruşen Eşref ve Yakup Kadri’nin İçişleri Bakanlığına müracaat etmesi sonunda Türk Dili Tetkik Cemiyeti resmen kurulmuş oldu.

   Böylece Türk Dili resmi bir kurumun himayesi altında varlığını sürdürmeye başladı. Ama buna rağmen Türkçemize sahip çıkamadık. Çıkamadığımız için de 330 sözcükle Türkçe konuşan bir gençlik türedi. O türeyen gençliğin dilini Türkçe sevdalısı Yusuf Yanç bakınız ne kadar güzel dile getirmiş. Okuyunca sizin de içiniz parçalanacak diyor, en güzel duygularla dil bayramınızı kutluyor, bol Türkçeli günler diloyrum.

 

Karaman oğlu Mehmet Beyi arıyorum…
Göreniniz bileniniz duyanınız var mı?
Bir ferman yayımlamıştı.
”Bu günden sonra divanda, dergâhta, bergâhta, mecliste, meydanda,
Türkçeden başka dil konuşulmaya”
diye.
Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını, çarşıyı pazarı köyü şehri fermana uyanınız var mı?

Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim, dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere, gördüklerine duyduklarına üzüleniniz var mı?
Tanıtımın demo, sunucunun spiker, gösteri adamının showman, radyo sunucusunun discjokey, hanım ağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı?
Dükkanın store, bakkalın market, torbasının poşet, mağazanın süper, hiper, gros market, ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?
İlan tahtasının billboard, sayı tabelasının skorboard, bilgi akışının brifing, bildirgenin deklarasyon, merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?

Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı, beldelerin girişinde welcome, çıkışında good-bye okuyanınız var mı?

Korumanın, muhafızın body-guard, sanat ve meslek pirlerinin duayen, itibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?
Seki’nin, alanın platform, merkezin center, büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final, özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?
İş hanımızı plaza, bedestenimizi galleria, sergi yerlerimizi center room, show room, büyük şehirlerimizi, mega kent diye gezeniniz var mı?

Yol üstü lokantamızın fast-food, yemek çeşitlerimizin mönü olduğu yerlerde,
hesabını adisyon diye ödeyeniniz var mı?
İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks, köşklerimizi villa, eşiğimizi antre, bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı? Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik, vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya, desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa sponsorluk diyeniniz var mı?

Mesireyi, kır gezintisini picnic, bilgisayarı computer, hava yastığını air-bag,
pek alayı, oluru okey diye söyleyeniniz var mı?
Çarpıcı, önemli haberler flash haber, yaşa, var ol sevinçleri oley oley  yıldızları star diye seyredeniniz var mı?
Vırvırık dağının tepesindeki köyde, cafe-show levhasının altında, acının da acısı, neskaaaave içeniniz var mı?
Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken, dilimizin çalındığını, talan edildiğini, özün, el diline özendiğine içi yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi, şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik. Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?

Karaman oğlu Mehmet Beyi arıyorum.

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlamıştı...
Hayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı?