Yazdır

METE HAN, REŞAT ÇİĞİLTEPE VE SÜLEYMAN ASKERÎ

MÖ 209’da kurduğu TÜRK KARA KUVVETLERİ’nin bu 28 Haziran’daki 2227’inci yıldönümünde gazetelere düşen, “Bedelli askerlik 20.000 lira” haberini okumuş olsaydı…

 

  …Büyük Türk Hakanı Mete Han’ın ne düşüneceğini aklıma getirmek bile istemiyorum.

                Umarım hiç görmemiştir, duymamıştır, okumamıştır.

                Ama bu vesileyle ben, bu 2227’inci yılda iki şerefli askerin aziz hâtıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

                Kurtuluş Savaşı’nda Çiğiltepe’yi, Ebedî Başkomutan Mustafa Kemal’e söz verdiği saatte alamamayı askerlik şeref ve namusuna yediremediği için hayatına son veren Miralay Reşat Bey’den ve atından daha önce de bahsetmiştim.

                https://www.turkishnews.com/tr/content/2012/09/11/miralay-resat-bey/

https://www.turkishnews.com/tr/content/2012/07/04/miralay-resat-beyin-ati/

                Bu gün konu edeceğim ikinci şerefli asker, Süleyman Askerî’dir.

                Askerî, Teşkilât-ı Mahsusa’nın Enver Paşa’dan sonra “ikinci adamı”dır.

                (Bazıları bu konuda padişah kuşçusunun oğlu Eşref Sencer’i de parlatmaya çalışırlar ama Ahmet Efe; Çerkez Ethem’le beraber onun da ipliğini pazara çıkardığı için bahse değer bulmuyorum.

                Bakınız; “ÇERKEZ ETHEM”. Ahmet Efe.  Simurg. İstanbul 2006/”KUŞÇUBAŞI EŞREF”. Ahmet Efe. Bengi. İstanbul Kasım 2007)

                Süleyman Askeri 1884 yılında Kosova/Prizren’de doğmuş, 14 Mart 1900 tarihinde Harp Akademisi’ne girmiş, 5 Kasım 1905 tarihinde Mümtaz Yüzbaşı Rütbesiyle Harp Akademisi’nden mezun olup, 3. Ordu emrine verilmiştir.

                21 Yaşında idi.

1908 yılında İttihat ve Terakki çatısı altında, istibdat rejimine karşı mücadele etmiş, II. Meşrutiyet’i ilan ettiren, Hareket Ordusuyla 31 Mart irticai isyanını bastıran, II. Meşrutiyet’in ilanına yol açan olaylara faal olarak katılmıştır. 1909 yılında kolağası olmuş ve Bağdat’a jandarmaları organize etmek için gönderilmiştir. Mustafa Kemal ve Enver Bey’lerle beraber Trablusgarp Savaşı’nda Bingazi’de görev yapmıştır.

25 yaşında idi.

Enver Bey’in emriyle Batı Trakya’ya sızan 116 kişilik Teşkilât-ı Mahsusa müfrezesinin içerisinde yer alan Süleyman Askeri, Bulgar çetelerini imha ettikten sonra 28 Ağustos 1913’de devlet başkanlığını Salih Hoca’nın üstlendiği Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’ni ilan etti.

Devletin; Süleyman Askerî’nin yazdığı millî marşı, 6 bini Osmanlı askerinden oluşan 30 bin kişilik ordusu, Ayyıldızlı yeşil beyaz bayrağı, Fransızca ve Türkçe yayın yapan gazetesi, kendine ait pulu ve parası vardı. 2 Ekim 1913’te Yunanlılar Dedeağaç’ı Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’ne bıraktı.

Süleyman Askerî, Devletin Genel Kurmay Başkanı oldu.

29 yaşında idi.

“Batı Trakya’da -anlaşmalara göre- 1 Ekim 1913 ortalarında başlayan Bulgar işgali, 30 Ekim 1913'de olaysız sona erdi. Batı Trakya Müstakil Hükümeti de yine –anlaşmaya göre- 25 Ekim 1913'de kendini feshetti. Hükümet ileri gelenleri ile subaylar ve birlikler İstanbul'a döndüler. Mevcut silah ve cephane, ileride yine Batı Trakya davası için kullanılmak ümidiyle saklandı.

Bu; ilk Cumhuriyet ve 55 günlük yavrunun başına kendi ellerimizle sıktığımız ilk kurşundur”.

(Bakınız; “ÜÇ CUMHURİYET, ÜÇ TELLİ KURŞUN”. Hüseyin MÜMTAZ. Kum Saati. İstanbul)

Yunan 19 Mayıs’ları Pontus Soykırım Günü olarak kabul ederken, Ege’de çakıl taşını bile bize çok görürken üstelik tam da bu sıralar; tamamen bağımsız ve tanınmış bir devlet olan “Makedonya”nın kendisine vereceği ismi bile tartışma konusu yapma cüreti ve arsızlığını kendisinde bulurken BATI TRAKYA TÜRK CUMHURİYETİ’ni hatırlamamayı, hiç olmazsa her 28 Ağustos’da anmamayı bir türlü anlayamıyorum…  

Askerî, Batı Trakya’dan sonra 1915 başında Basra’yı İngilizlere karşı korumakla görevlendirilir.

20 Ocak 1915’te, Dicle boyunda keşif harekâtı yapan İngilizlerle çıkan çatışmada bacağından yaralanır. Tedavi için Bağdat’a gider ancak doktorların tüm ısrarlarına rağmen hastanede kalmayıp tekrar cepheye döner ve birliği ile Basra yakınlarında Şuaybe ve Bercisiyye’de İngilizlere karşı kanlı çatışmalara girer. (12 Nisan 1915).

Üç gün boyunca devam eden çarpışmaların sonunda İngilizler karşı taarruza geçer. Daha önce yardım sözü veren Arap aşiretlerinin çoğundan ses seda çıkmaz. Süleyman Askeri harekâtı sedyede yönetmektedir.

Düşman mermileri Türk komuta merkezinin iyice yakınlarına isabet etmeye başlayınca Süleyman Askeri Bey bir arabaya bindirilir. Maiyetine, kendisini bırakıp yeniden savaş hattına dönmelerini emreder.

Yalnız kalan komutanın arabasından birkaç dakika sonra bir el silah sesi duyulur.

Düşmana, İngiliz’e yaralı bir halde esir olmayı onuruna, askerlik şeref ve namusuna yedirememiş ve intihar etmiştir.

Sizce de Albay Reşat Çiğiltepe’yi etkilemiş olabilir mi?  

Naaşı Nuhayle’deki karargâha götürülür ve aynı gece kaldığı çadırının içinde kazılan mezara defnedilir.(13 Nisan 1915)

Henüz 31 yaşındadır.

Prizren, Trablusgarp, Batı Trakya, Basra…

“Genel Kurmay Başkanlığı” dahil hepsi 31 yıla sığmıştır.

Aynı zamanda mezarı olan son çadırının yeri belli değildir.

Mezarı bütün Filistin, Gazze ve Basra’dır, Kanal’dır.

Mezarı kalbimizdedir.

2227’inci yıla, aziz hâtıraları önünde saygıyla eğildiğim o ve onun gibiler sayesinde geldiğimizin unutulmamasını umuyorum.