Yazdır

DERİNYA

   Sondan başlayalım.

                KKTC’nin, Rum bölgesi ile arasında olan “ateş kes hattı”nda iki “kapı” daha açıldı; Derinya ve Aplıç.

                Madem “sınır” değil “ateş kes hattı”; yâni savaş hâli var ve devam ediyor ve sadece ara verilmiş, bu kapılar neden açılır?

                Bu kapılar, son açılanlarla beraber 9 olmuş. 180 km “sınır” boyunda 9 kapı.

                Kıbrıs’ta ekmek almaya bile arabayla gidilir ya, herkes “karşı”ya evinin hemen önünden geçmek istiyor.

                Kevgir, elek, “dingo’nun ahırı”, “sorma/gir hanı” ne derseniz deyin.

Türkiye’nin kara sınırları uzunluğu ise 2949 km olup, 25 sınır kapısı vardır.

Farkı siz fark edin.          

                “Derinya” Gazimağusa’nın güneyinde, Aplıç ise Lefke tarafındadır.

                Gazimağusa’ya “Gazi” lâfını çok görüp sadece Magosa diyenler, Derinya’nın açılmasını en çok isteyenlerdir.

                Ama en naif türkü/ağıtlarda ilk üçte kendine yer bulan “Mağusa Limanı”ndaki i

nce ruh haline bile yabancıdırlar.

                Derinya açıldı, “iki taraflı”/”çok taraflı” gösteriler, şenlikler, eğlenceler… Elele, göz göze, diz dize, yanak yanağa, kucak kucağa, sarmaş dolaş, alt alta, üst üste…

                Kapıların açılmasının ardından 500 kişilik grup yaya olarak geçiş yapıyor. Sınır kapılarından ilk olarak geçen Rum ve Türk “vatandaş”larına çeşitli ikramlar yapılıyor. “Vatandaş”lar "Barış" yazılı pankartlar taşıyor…

Sanki 74’den beri hiç görmemiş, defalarca başka kapılardan gelmemiş/gitmemiş gibi

 çığlıklar, “barış” bayrakları!

Akıncı’nın uzman kebapçı sözcüsü Barış Burcu, kapıların açılmasıyla ilgili yaptığı açıklamada, ”İnşallah, kapılara ihtiyaç duymayacağımız bir çözüme ulaşmamızı dilerim” diyor...

Cayman adası yahut Man adası olmak yatıyor gönlünde.

Aynı kebapçı, Türkçe değil, İngilizce verdiği “masterlik” tezinde “Garantörlüğü ve tek taraflı müdahale seçeneğini istemediğini” yazmamış mıydı?

                Kıbrıs’ta savaş mı var ki “barış” pankartları taşındı açılışta?

                74’den beri tek kişi öldü mü?

                …

                Özür dilerim, kusura bakmayın, unuttum, iki Rum öldü… Türk askeri vurdu ve öldürdü.

                Derinya’da…

                Derinya’ya Rumların özel bir saplantısı vardır.

                Hatırlayacaksınız.

1996’da bölgede Rum motorcularla kanlı sınır çatışmaları yaşanmıştı. Fanatik Rum motorcular 8 Ağustos 1996’da bölgede sınır delme eylemi düzenlemiş, Tasos İsaac adlı Rum motorcu, sınırda çıkan çatışmada hayatını kaybetmişti. Bir hafta sonra yine aynı yerde, Derinya kapısında düzenlenen protesto gösterisinde bayrak direğine tırmanarak gönderdeki Türk bayrağını indirmeye çalışan Solomos Solomu adlı Rum vurulmuştu.

Bu, oyunun orta perdesi idi.

En başa gidelim mi?

18 Nisan 1975 tarihli Bozkurt Gazetesi şu haberi veriyor;

“Diğer taraftan, saptanan programa göre 20 Nisan 1975 Pazar günü 10 bin kadar Rum kadını Derinya’daki son Rum mevziine iki buçuk mil uzaklıkta toplanacaktır. Yabancı kadınların bir buçuk saat süren konuşmalar yapmaları ve yürüyüşün bizim saatle 12.00’debaşlaması beklenmektedir. Derinya’daki son Rum mevziine varış saati takriben 13.00 tür. Burada bir saatlik sessiz bir gösteri yapılacaktır. Sessiz gösterinin başladığı saatte, yabancı kadınlardan oluşan bir grup ileri Türk mevziine gelip bir muhtıra vermek isteyecektir. Gelmelerine ve Türk Bölgesine geçmelerine izin verilirse önce yabancı kadınlar, sonra 300— 400 Rum kadın girecek ve tüm göçmenler evlerine dönünceye kadar kalmak isteyeceklerdir”.

Gazetenin başyazarı Sadi C. Togan’ın o günkü başyazısının başlığı ise şöyledir;

“Rum Propagandacıların Yeni Kurbanları; Kadınlar”

Gazetenin arka sayfalarında da “Girne Dağlarında saklanmakta olan 20 RMM askerinin yakalandığı” haberi yer almaktadır.

1975 Nisan’ı işte öyle bir zaman dilimidir.

Rum’la arada saat farkının olduğu, 9 değil tek “kapı”nın bulunmadığı, Girne dağlarında RMM askerlerinin saklandığı, ama geleceğe umutla bakılan, güzel hayaller kurulan, Lefkoşa’nın orta yerinde içilen bir fincan orta kahveye bir ömür bağışlanan zamanlardır.

Nisan’da Lefkoşa’ya yağmur yağar. Kısa süreli yaz yağmurlarıdır, ıslanan gömlekler, ceketler hemen kuru(tulu)r.

İşte yine öyle yağmurlu bir 18 Nisan günü öğleden sonra Kıbrıs Türk Kız İzci Örgütü Başkanı “Mücahide” Güner Necat, Türk Kadınlar Birliği Başkanı Lâtife Birgen ile başbaşa bir karar verir. Rum kadınlara karşı Türk kadınlar çıkarılacaktır. “Hemen” haber verdikleri, “hemen” işlerini güçlerini bırakıp koşan, “hemen” bir araya gelen 200 kadınla örgütte bir toplantı yaparlar.

Sonunda ne mi olur?

20 Nisan günü KTFD’nin her tarafından örgütlenip gelen yüzlerce genç kadın otobüslerle Derinya’ya gider. Şimdi açılan kapının bulunduğu yerde durulur, Rum kadınlar beklenir.

Yukarıdaki siyah beyaz fotoğraf işte o gün orada çekilmiştir.

Meydanı boş bulamayan, dolu gören Rum kadınlar tırıs tırıs evlerine dönerler.

Yazının eteğinde yer alan renkli fotoğraflar ise 43 yıl sonra aynı yerde “açılan” kapıda çekilmiştir.

Şıkır şıkır oynayanlar, ikramda bulunanlar acaba nece konuşurlar, neyin, nerenin vatandaşıdırlar?

Evet renklidirler.

Ama…

43 yıl önceki eski ve siyah beyaz fotoğraflar daha güzel değil midir? 26 Kasım 2018