Yazdır

BU MİLLET BİRİKİMİ, NEDEN YASTIK ALTINDA SEVER

     Matbaanın tarihçesine bakarsak, tam gelişmiş olarak Johann Gütenberk ve çırağı tarafından icat edildiği bilinse de, daha eveliyatı pek dillendirilmez.

Makineleşmemiş olsa da ilk basım olayını Uygur Türkleri gerçekleştirmiştir. Uygur devletinin var olduğu dönemde, Çin ile yapılan ticaretlerde, kıymetli taşlar ve madenler kullanılıyordu. Ticaret artınca bunların taşınmasının ve saklanmasının zorlaştığını gören Uygurlar, Çinlilerle anlaşıp insanlık aleminde ilk defa ismine “YASTUK” dedikleri büyük boyda paralar basmışlar. İsminide yatarken muhafaza için başlarının altındaki yastuklarının altına koymalarından esinlenmişlerdir. Her nekadar 960-1297 senesinde bir Çinli tafından bulunduğunu tarih yazsa da aslı Uygurlar tarafından bulunduğudur.

Osmanlı tarafından Lale devri döneminde, İbrahim Müteferrika ve çırağı tarafından milletimizle tanıştırıldığı bilinen matbaa da ilk basılan 1727 de ki Vankulu Lügat-ı dır.

Bu tarihlere kadar matbaanın Türklere geç gelmesi ve işlemeye başlaması, din baskısından değil, insanların kültürsüz ve cahil bırakılmasından kaynaklanıyor. Yani bu gün ki, diplomalı cahillerin oluştuğu gibi.

Anlaşılan şudur ki, bu millete birikimlerini yastık altında saklayarak birikim yapma alışkanlığı, ata yadiğrarı. Asırlardır bu böyle gelmiştir ve böyle gidecektir.

Şimdi ana konuya gelelim. Hükümet boşalmış hazineyi ve dolayısı ile dip yapmış ekonomiyi kurtarmak için, bir formül üretmiş, altınlarınızı Ziraat bankasına yatırın diye, halka çağrıda bulunuyor.

Sene 1961 o zamanki hükümet Adnan Menderesin odasındaki kasadan para yerine bayan iç çamaşırı çıktığı yaygarasını yaparak devletin kasası boşaltımış diye halktan altınlarını aynı bu şekilde istemişti , hala kulağımda Adana belediyesinin (o zaman sokaklarda ki elektirik direklerinde belediyenin anos operloları vardı. Anadolu da çoğu kent ve kasabalarda hala var) anos merkezinden kişilerin ne verdiği isimleri okunarak halka duyuru yapan, taltifleri. Tabi Adana gibi tüm Türkiye’de aynı işlem çok uzun süre devam etti. O yetmedi Tasarruf bonosu icat edildi, her çalışan ve iş sahibi tasarrufa zorladı. Resmen emri vaki yapıldı. Bunu da yaptıran o dönemki başbakan olan  ülkenin o durumlara gelmesinin ana sorumlusu Marşall anlaşmasını, Nato ittifakını imzalayan İsmet İnönü tarafından yapıldı. Tasarruf bonoları enfilasyon sayesinde pul oldu. Altınlara gelince bu güne kadar artacağına Araştırmacı- Yazar Ahmet AKGÜL beyin yaptığı iddaya ve açıklamaya göre şu an Devletin altın rezevinin 510 ton olduğu bunun birkaç ay önce 470 tonunun İngiltere’ye dış borçlara karşılık rehin olarak verildiği , 12 tonunun New York’a yollandığı, 12 tonunun da İstanbul borsasına verildiği geri kalan kısmının da sözde kasada olduğunu, İngiltere’nin bu güne kadar rehin olarak aldığı altınları iade etmediğini  söylüyor, ve doğru da söylüyor.

Başbakan yardımcısı Mehmet ŞİMŞEK’in yaptığı hesaplara göre, 2000 ton Altının yastık altında olduğu, şimdi bu altınları toplayarak düze çıkma ümidini taşıyor hükümet. Üstelik içkiye, kumara, faize karşı olan bu hükümet, daha önce kumarcı yaptığı bu milleti şimdi de faizle iknaya çalışıyor.

Bu millet bu filimi bir kere seyir etti. Bir daha zor seyreder. Kefen param diye sakladıklarını zor çıkarırlar.

Bu ülkede yapılan israfları benim yazmama gerel yok, herkesce ve sizce malum. En basitini yazmadanda edemeyeceğim. Ak sarayın, kiralanan makam araçlarının ve binaların bedeline bu güne kadar ne kadar altın alınırdı. Hesap ederseniz, Siz iyi bir hesap adamısınız ya, biraz da insanların gerçek mutluluğu için hesap edin!...