Yazdır

Ziya Selçuk'a göre öğretmenlik mesleğinin varlık nedeni kalmadı

Öğretmenlik mesleğinin ontoloji meselesi...

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk “Öğretmenliğin ontoloji meselesi var” dedi. Bununla öğretmenlik mesleğinin varlık nedenini tartışmaya açtı. Artık bu mesleğe ihtiyaç 

kalmadığını söylüyor, ne demek istiyor? Bununla kendi fikrini mi söylüyor, yoksa küresel eğitim piyasasının beklentisini mi dillendiriyor?

Ona göre, öğretmenlik mesleği hangi toplumsal ihtiyaçtan doğmuş idiyse şimdi o ihtiyaç ortadan kalktı. Bireysel tüketimin azami arttığı bir çağdayız, öğretmenlik mesleği de yeni tüketim toplumuna uyarlanacak, eğitim alan olarak pazara açılacak, dileyen parası kadar tüketecek, öğretmeni de devlet yetiştirmeye

cek, çünkü ulus devletler eritiliyor, gibi bir yaklaşımla bakıyor. O nedenle varlık nedeni ortadan kalktı diyor.

Bunu kabul etmek mümkün mü?

Ziya Selçuk bir zamanlar “Gardner diyor ki zekâ çok parçalıdır” diye söze başlardı, şimdi bundan vazgeçmiş. “Gardner’in dönemi bitti, mizaçlara göre eğitime geçiyoruz” diyor. Buna göre öğretmen yetiştireceğini ilan ediyor. Mizaç, yani huy eğitimin merkezine getirilecekmiş.

Bu felsefeyle Amerika’da çocukları daha altı yaşındayken etiketliyorlar. Eğitim

le sağlanan kişilik gelişimi diye bir şey ortadan kalkıyor. “Eğitim yok bilgiye erişim var” demesi ondan. Çocuk bahçeden elini uzatıp bir elma aşırmışsa ömür boyu hırsız damgasıyla yüzyüze gelir orada. Çok acımasız sistemdir ABD eğitimi. Anlıyoruz ki öğretmene vereceği yeni sertifika kursunda çocuğu mizaçlara etiketlemeyi öğretecekler onlara. Öğretmenlik bu hale getirilemez!.

Sormak lazım; toplumda ne değişti de öğretmende aranan vasıflar da değişti?

Sormak lazım; Eğitim Fakültelerine gerek kalmadı mı da sertifikasını bakanlık verecek?

Bu ihtiyaç nerden doğmuş olabilir, bunları TV konuşmalarının içinde satır aralarında okuyabilirsiniz. Bkz:

www.youtube.com/watch?v=WhmHTZKO2_c

www.youtube.com/watch?v=YV6e3tTihsk

Yani artık “Psikolog H.Gardner diyor ki zekâ sekiz parçalıdır” diyene değil de,  “Rehberlikçi Ziya Selçuk diyor ki çocuğun 9 mizacı vardır” diyene sertifika verilecek.

“Bilgi çağına geçtik, en değerli şey şimdi bilgi. Bilgiye nereden ve nasıl eriştiğiniz önemli değildir” diyordu.“Konstraktif yaklaşımla öğrenme” diyordu, internetten de erişim yolları var artık, parasını vererek her yoldan bilgi satın alınabilir, bilgi çağına geçtik en değerli şey bilgidir, diyordu. Yani “ders kitaplarından bilgiyi onun için yok ettik, parasını veren istediği yerden satın alsın” demek gibi bir 

şeydi bu. Bilgiye erişim öne çıkartılırsa öğretmen tayin etmeye ne gerek kalır, işte ana mesele bunda, bunu anlatmanın kılıfını bulması lazımdı, buldu, ontoloji sorunu var diye ortaya bir laf attı.

Eğer öğretmenlik mesleğinin ontoloji meselesi varsa Milli Eğitimin de varlık sorunu var demektir, bir sonraki adımda orası var demektir. “Öğretmenlik mesleğinin ne gereği var” diyor.

Cumhuriyetin ilk yıllarında milli üretim ve tüketimin bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmasıyla eğitimde yaşadığımız patlamayı düşünün. Sümerbank’ın hangi ihtiyaçtan kurulduğunu, yani varlık nedenini düşünün. Kapandığı dönemi hatırlayın; Sümerbank’ın üretiminin durdurulması için planlar yapıldı, makineleri eskidi kaldıralım gibi sudan sebeplere bağlandı, “ontoloji meselesi” tartıştırıldı bize. “Dışarıdan satın alıyoruz, artık gereği yok, varlık nedeni ortadan kalktı, kapatalım bitsin” dediler. Benzerlikleri görelim.

“Şimdi bilgiyi internetten alıyoruz, kapatalım okulları bitsin” demekle aynı. Bu modelin öğretmen ihtiyacı farklıdır. Ona getiriyorlar.

MEB Öğretmen Akademisi bunun için açılıyor. Özel Öğretmen Akademileri patır patır açılmaya başladı bile, koçluk, liderlik, öğreticilik sertifikaları veriyorlar. Etrafınıza şöyle bir göz atın, ilkokula başlar başlamaz küçücük çocuğa ev öğretmeni geliyor, birden bu sistem yayılmaya başladı göreceksiniz. Kendi başına evden çıkıp etüt merkezine gidemeyecek kadar küçük olan çocuklara sertifikalı birileri “koçluk” yapıyorlar. Evde ödev yaptıran koçlar göreceksiniz, bahçe oyunları yaptıran koçlar, evde okuma yazma ödevi yaptıran koçlar, evde elif-ba öğreten koçlar ...

Etüt merkezleri de bunun için kapanıyor. Oralarda çalışan eski sınıf öğretmenleri de akademilere koşup koçluk sertifikası almak zorundalar. Yani, öğretmenlik diplomaları tarihe karışıyor. Ziya Selçuk’un deyimiyle “öğretmenlik mesleğinin ontoloji meselesi var” ve bu hal özellikle yaratıldı. SPAN şirketi bu yüzden buralara getirilmişti. 

İngilizce öğreticiliği de böyle olacak, bu ders okul dışına alınacak, telaffuz edildi. Resim, Müzik, Beden Eğitimi, Din Kültürü, İngilizce, Bilgisayar var sırada. Sonra listede gördüğünüz görmediğiniz pek çok ders... Bu dersleri seçen çocuk branş öğretmeninden ders almak zorunda değildir. Bakın, camiden bir imam çıkıp, hem de aynı kıyafetle, okulun sınıfına girerek Seçmeli Değerler Eğitimi dersini verebiliyor. Bu daha da yayılacak.

..........

 

İlgi, yetenek ve mizacına göre seçmeli dersler geliyor

           

Rehberlik Uzmanı Ziya Selçuk 2004 yılında Talim Terbiye Kurulu başkanı olarak görev yaparken Piyasaya Göre eğitim Modeline geçişi hazırlamakla görevli SPAN Eğitim Danışmanlarıyla beraber çalıştı. SPAN şirketinin görevi Türk Milli Eğitimini aşamalar halinde kamucu eğitimden piyasacı eğitim sistemine geçirmekti görevi. 2023’ü hedef seçmişlerdi; o yıla kadar eğitim hizmetlerinde milli devlet tasfiye edilmiş piyasacı sisteme geçilmiş olacaktı.

SPAN planına göre, devlet daha az öğretmen çalıştıracak, devlet kendi eğitim yükünü veliye devrederek eğitime daha az harcama yapacak, veli parası kadar eğitim hizmeti satın alacak ve bunun kılıfı da herkes çocuğuna aynı eğitimi almak zorunda değildir diye açıklanacak, vb. Böylece kamucu devletin yerini piyasacı devlet alacak, memur kadroları azalacak, eğitim külfeti ya özel okullaşma biçiminde ya da ders başına piyasa kurslarına aktarılarak devletin asli görevi olmaktan çıkartılacak.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk şimdi diyor ki;

- Müfredat, çocuklarımızın ilgi, yetenek ve mizaçlarına göre düzenleniyor.

- Zorunlu ders saat ve çeşitleri azalıyor.

- Özel yetenekli çocuklar için müfredatta seçmeli dersler geliyor.

Sayın Selçuk’un bu söylediği “ilgi, yetenek ve mizaçlarına göre” derslerin çizelgesinin bir kopyası 2004 yılında Cumhuriyet Gazetesinde aşağıdaki belgesiyle yayınlanmıştı. Talim terbiye Kurulu Başkanlığının Önerdiği Dersler listesine ve ders saatlerine dikkatle bakalım. 2018’de Milli Eğitim Bakanı olacağını biliyordu da mı bu çizelgeyi hazırlamıştı?

 

 

Soruyorum:

Çizelgenin alt kısmında görülen;

A GRUBU: Zorunlu Dersler,

B GRUBU: Ana Seçmeli Dersler

C GRUBU: Seçmeli Dersler, ne demektir?

Ziya Selçuk ve Servet Özdemir bu çizelgeyi kendi önerileri olarak bir toplantıda sunmuşlardı. Çizelgenin başlıklarda bunu görüyoruz.

A GRUBU ZORUNLU DERSLER; Türkçe, Matematik, Fen bilgisi, Sosyal Bilgiler. Bunlar için öğretmen tayin edilecek, fakat bunların dışında kalan “ilgi, yetenek, mizaç dersleri” dediği Resim, Müzik, Beden, Yabancı Dil, Bilgisayar, Din Kültürü Ahlak Bilgisi için okula öğretmen tayin edilmeyecek, bunlar ve tüm eklenen yeni seçmeli dersleri için öğretmen tayin edilmeyecek demektir.

Sormak lazım:

1-Bakan Ziya Selçuk bu çizelgeyi kendisi mi hazırladı, yoksa 2004 yılında Talim Terbiye’nin başındayken YÖK Dünya Bankası dairesinde çalışan SPAN Amerikan Danışmanlarından mı aldı?

2- Aralık ayı bütçe görüşmeleri başlıyor, bu kez soralım; Milli Eğitim bütçesi 1995-2005 arasında kaç liraydı ve bu paranın ne kadarı SPAN Danışmanlık şirketinin elemanları (Paul Vermoulen, Johan Gademan, Teo Savelkous ve Marjan Vernooy) için harcandı?

Bu kadar seçmeli dersi çocuklara seçenek sunmanın sosyolojik açıdan zararlarını konuşmak gerekir; her çocuk kendi sınıf arkadaşlarından daha fazla başka gruplarla bir araya gelecek ve eğitimde birlik bitecektir. Dahası, o seçmeli dersler okul dışında paralı kurslarda verilecek ve bu da paran kadar eğitim demektir.

..........

 

Cumhuriyet tarihimizden bir ontoloji örneği...

Sarıkamış 1915 faciasıyla ilgisi nedeniyle Sümerbank’ın ontolojisi üzerine bir anımsatma yapmak farz oldu.

Bu çağda askerimiz donarak ölüyorsa...

Askerin içinde yün fanilası sırtında kaputu ayağında çizmesi yoksa ordular kış savaşına sokulmaz. Sarıkamış’ta böyle oldu. Almanya siz yürüyün ben size gemilerle Karadeniz üzerinden kışlık malzeme göndereceğim diye söz vermiş, göndermemişti ve o yüzden 80 bin askerimizi donarak ölüme gönderdik. “Elden gelenle öğün olmaz, gelse de vaktinde bulunmaz” derdi ninem, gözleri dolardı, şehit oğlu gelirdi aklına, 1915 Sarıkamış günlerini anardı.

Sümerbank Malatya Bez Fabrikası hangi ihtiyaçtan doğmuştu, dokuma fabrikalarının varlık nedeni (ontolojisi) neydi?

Biz ailece dolaylı olarak ekmeğini yemişizdir, çünkü babam tamir bakım ustalığını orda kurucu atölye şefi olan ağabeysinin yanında öğrenmişti. Babam anlatırdı; askerin tepeden tırnağa bütün ihtiyacını karşılıyordu. İbrahim Çallı’nın Ulus Ziraat Bankasının duvarına boydan boya resmettiği o muhteşem tarımdan sanayiye tasviri olan tabloydu adeta; pamuktan ipliğe, iplikten dokumaya, faniladan gömleğe, pantolondan potin ayakkabıya, paltodan kaskete, yün battaniyeden yastık çarşafa, çoraptan eldivene...

Temeli 1936 yılında atıldı ve fabrika 14 Aralık 1939 tarihinde işletmeye açıldı. Bir askerin bütün kışlık ihtiyaçlarını üretiyordu.

Bu fabrikanın kurucu teknik kadrosu 1926 Kayseri Uçak Fabrikasının da kurucularıydı. Onun da varlık nedeni aynıydı ve sonra bizi dışarıdan uçak almak zorunda bırakan anlaşmalarla varlık nedeni ortadan kalktı, en sonunda uçak fabrikası kapatıldı.

Sümerbank bir milli markamızdı. Sümerbank dokuma fabrikalarının kaldırılışı da öyledir. Son darbeyi özelleştirme kraliçesi Tansu Çiller indirdi fabrikaya. Satış kararını açıklarken “Son sosyalist kaleyi yıktım” dedi. Kamucu ne varsa küresel piyasaya devretmenin görevlisiydi.

Hafızaları tazelemekte yarar var. Aşağıdaki bağlantıya göz atmanızı isterim.

http://www.malatyaguncel.com/%E2%80%A6-ve-S%C3%BCmerbank-yikiliyor-8235h.htm

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından 2003 yılında özelleştirilen Malatya Sümerbank Dokuma Fabrikası'nın yıkımına başlandı.”

Maalesef başında MİLLİ olan ne varsa yıkımı devam ediliyor. Aynı ontolojik nedenle, kurulan küresel tezgâhlarla, özelleştirme kraliçesi Tansu Çiller’in dışarıya verdiği GATS gibi (hizmetlerin sektöre devredilmesi) taahhütleriyle oluyor bunlar. Eğitim hizmetlerinin sektöre devredilmesi sürecini yaşıyoruz ve daha önce KİT’lerin sektöre devredilmesiyle aynı mantıkla yapılıyor her şey. Askerlik hizmetlerinin de sektöre devredilmesi sürecini yaşıyoruz. Bu süreçte askerin donarak öldüğüne tanık oluyoruz.

Tunceli’de donarak ölen iki askerimiz için yazıyorum bunları. Eğer Sümerbank milli üretime devam etseydi bu iki askerimiz bugün yaşıyor olacaktı.

Sevgili Haluk Tarcan ağabeyimiz bu konuda bir mektup gönderdi. Diyor ki, eğer askerin matarasına pekmez doldurulmuş olsaydı ölmeyeceklerdi. Bu da çok doğrudur. (H.Tarcan’ın mektubunu ekte sunuyorum.)

.........

 

Varlık nedeni kalmamış son milli kalemiz...

Yıkılmadık hangi kalemiz kaldı diye soran olursa, yıkım süreci devam eden bir kalemiz var, o da Milli Eğitim kalemizdir.

Dün yurdumuzda milli olan ne var idiyse hepsi de çok önemli bir ihtiyaçtan doğmuştu, önce bunu hatırlayalım. Kısaca hepsinin varlık nedeni Türk Varlığıyla birebir ilgiliydi. Varlığımızı tehdit edenlerin planları hiç bitmiyor. Cengiz Özakıncı’nın son kitabı Atatürk Dersi’ne üst başlık yaptığı “Türksüz Dünya Düşleri” gibi, Milli Eğitimimizin orta direği olan öğretmenlik mesleğini ortadan kaldırmak isteyenlerin milli varlığımızla sorunları var diye bakmak gerekir.

Bugün ihtiyacımız kalmamış gibi gösterip kaldırılmaya yeltenilen öğretmenlik mesleği, Türk Milli Eğitiminin anasıdır. 1848’den beri Türk aydınlanma devriminin meşalesi onun elindedir, Öğretmen Okullarının sembolü de meşaledir. Bu meşaleyi söndürmekten söz ediyor Ziya Selçuk.  

Hatırlatayım, 2006 yılında Ziya Selçuk’la birlikte en tepede sorumlu olanlardan biri Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunda oturan Hüseyin Çelik’ti, NTV ekranlarına çıkıp “ekibimizi kurduk desantralizasyona geçiyoruz” (merkezimizi dağıtıyoruz, bakanlığı lağvediyoruz) dedi. Beraberdiler. Aynı koltuğa şimdi kendisi terfi ettirildi. Benzer ifadeleri kullanıyor. MEB’i dağıtıyoruz demiyor da, “Ontoloji meselesi var” diyor, yani “Varlık nedeni ortadan kalktı” diyor. Aynı şeydir.

Sonra Hüseyin Çelik deyince çoğumuzun aklına Gülencileri nasıl devlet kadrolarına yerleştirdiği geliyor akıllara. NTV’deki konuşması unutulmadı; “Cemaat devleti ele geçirmiş diyorlar, insan kendisine ait olan şeyi ele geçirir mi, bu paranoyaları bir tarafa bırakalım...”  

www.youtube.com/watch?v=pKFM2pvmWfs

Bakın isterseniz Hüseyin Çelik’in işe aldığı MEB kadrolarına. Başta Ziya Selçuk bakanlığa terfi etmiş olarak şu anda göreve devam ediyorlar. Desantralizasyona devam ediliyor. 15 Temmuz hiç yaşanmamış gibi, masal gibi, rüya gibi...

SPAN şirketiyle beraber çalıştığının belgeleri ortada. Ders çizelgesinde 2004 yılında yazılı olan seçmeli derslere dikkatle bakın, çocuğun okulda derse girmek zorunda olduğu ders sayısı kaça indiriliyor, fark ettiniz mi? Bir de teneffüs saatleri artırılacak, ders saati azaltılacak...

Ziya Bey 2023 Vizyon Konuşmasında seçmeli ders sayısını artırıyoruz derken, ana ders saatinin azaltılacağını da söyledi. İşte önünüze koyduğum çizelgedeki saatleri söylüyor.

Masallarla doldurduğu ders kitapları yetmedi, okulda geçireceği süreyi de kesiyor.

Milli Eğitim Bakanlığı dal dal budanıyor. Milli’sini kaldırmaya az kaldı.

.....

Ve Cumhuriyet Bayramı nedeniyle Kaçkar TV de yaptığım eğitim programının videosu aşağıdaki adreste yayındadır, dağıtmanız ricasıyla.

www.youtube.com/watch?v=pKFM2pvmWfs

 

Mahiye Morgül /2.11.2018 - Ankara