ERGENEKON DAVASINI ÇÖKERTMEK İÇİN ELİNİ TAŞIN ALTINA SOKAN HERKESE TEŞEKKÜR EDİYORUZ...

Bu teşekkürün içinde ben de varım. Yani kendime teşekkür ediyorum.

Mahkemeler devam ederken Ergenekon iddianamesinin dili üzerine yaptığım analiz yazılarım bir hayli ses getirmişti. Örneğin Av.Zeynep Küçük babasının savunmasını hazırlarken yazılarımdan alıntı yapmış, bunun için bana özel teşekkür etmiştir.  

Yazılarımı okuyanlardan Hurşit Tolon Paşa ve Alb.Atilla Uğur ilk karşılaştığımızda bana teşekkür etmişlerdi.

O yazılarımdan biri internet ortamında çok dolaştırıldı. Örneğin bana ait aşağıdaki satırlar halen internet sitelerinde yayındadır:

 

 “İddianamenin bizzat kendisi bir tür zihinsel kaos yaratma silahıdır. Sadece tutuklananlar değil, toplum olarak hepimiz aynı zihinsel saldırı altındayız.” 
            Yazım çok ses getirdi, tutuklulara moral verdi, bizi düşünenler var, dedirtti. 
Demek ki hayırlı bir iş yapmışım.

Davanın bir kumpas olduğu tescillendi. Ergenekon davasını çökertmek için elini taşın altına sokan herkese çok teşekkür ediyorum.

Yazım yayınlanalı bir on yıl oldu. Şimdi yaşadıklarımızı ve yazdıklarımızı unutturmamak için izninizle yeniden paylaşmak istiyorum.

 

Ergenekon İddianamesinde Asimetrik Zihin Çökertme Silahları

 

Zihnin doğası ve zihnin tehdit algılaması:

İnsan beyninin doğal işlevi zihinsel faaliyet yapmaktır. Zihinsel faaliyetini engelleyen durumları kendisine tehdit olarak algılar.

Tehdit algılaması durumunda beynin doğal tepkisi kendini kapatmaktır.  Sürekli tehdit algılaması halinde ise zihin dağılır, çöker.

Zihinsel faaliyet yapan organımıza beyin diyoruz. Beynin zihinsel faaliyeti, yani tasarım özelliği yok edildiğinde insan artık insan değildir.

Tasarım yaparken insan beyni en fazla kaloriyi kullanır (kafa işçisi kol işçisinden sekiz kat fazla kalori yakar) ve bu sırada düşünce enerjisi üretir, bu enerji ile kendini açar ve zihni gelişir. Bu noktada, “zihin açıklığı” kavramı ile örtüşen bir fiziksel durum söz konusudur.

Düşünce enerjisi üreten bir beyin, aydınlanır, ışıkla dolar ve ışığını yayar. Beynin ışığını karartmak mümkün müdür diye sorulursa, cevabı “evet” olur; küreselleşme tutkusu olanların elinde bugün böyle bir silah vardır. Bu silahı tanımlayabilmek için öncelikle beynin işleyişini, yani zihnin doğasını bilmek gerekir. Bu nedenle yazımızda önceliği buna verdik.

Beynimiz, içinde matematiksel denge, yani uyum bulunan durumları algılayabilme ve onunla zihinsel faaliyet yapabilme özelliğindedir. Müzik diliyle söyleyecek olursak, beynimiz ritmik düşünme özelliğindedir, içinde ritim olmayan durumları algılayamamaktadır. Bu nedenle temel eğitimin içinde zorunlu müzik dersleri vardır. 

İçinde uyum olan her şey beynin besinidir, ki uyumu estetik düzeyde yaşadığımız resim, müzik ve spor etkinlikleri bizi mutlu kılan anlar olup, beynimizin en fazla besin aldığı anlardır. Denge ve matematiğin kırıldığı asimetrik durumlar üreterek bunu da sanatmış gibi insanlara sunmak, küresel merkezlerde üretilmiş bir akımı (postmodernizmi) karşımıza çıkartır. Postmodernizmin ders kitaplarına ve iddianamelere girmesi kabul edilebilir değildir.

Son yıllarda, Yeniden Kaos’cu kimi fizikbilimciler, evrende her şeyin tekil olduğunu (fraktal yapılar) savunarak doğada uyumun olmadığını kabul ettirmeye çalışmaktadırlar. Oysa tekillik, dengesizliktir, asimetridir, matematiksizliktir, yaşama direnememektir, yok oluştur.

İçinde matematik olmayan durumlarla karşılaştığında beynimiz onu kavramakta zorlanır, aciz duruma düşer. Yanlış problemi çözmeye çalışmak gibi, çözmeye çalıştıkça beyin dağılır, zihin çöker. Bu yıl son kez yapılan Fen ve Anadolu Liselerine Giriş sınavında bilerek konulmuş tam dört yanlış matematik sorusu vardı. (2008)

Benzer şekilde, Ergenekon iddianamesinin içerisine ustaca yerleştirilmiş bozuk matematik soruları vardır. Onlara, parçaları birbiriyle asla buluşmayan “bozuk pazıl” adını koydum.

 

Zihin çökertme silahının tanımı ve  çeşitleri:

Eğitimci gözüyle şunu saptamaktayım ki, Ergenekon İddianamesi bir zihin çökertme silahıdır. Bu silahın kullanma klavuzu, Pentagon enstitülerinde çalışan fizik bilimciler tarafından son elli yılda hazırlanmıştır.

Kullanılan malzeme sadece asimetridir. Asimetri silahının en çok kullanıldığı yer reklamlardaki resimler ve yazı dilidir. Çünkü en kolay asimetri yazı dilinde ve resimde üretilebilir. Dildeki matematiği kırmak, beynin zihinsel faaliyet yaparken kullandığı ana malzemeyi paramparça etmektir.

Dildeki matematiği kıran reklamlar her yerde görülebilmektedir. Bu nedenle, “asimetrik silah” üretiminden en fazla para kazananlar reklam şirketleridir. Örneğin, telefon faturalarıyla her ay evimize giren “Türk tele kom” zarflarının üzerindeki reklamlarda her ay bir dil kuralına aykırı yazı yer almaktadır. (2008 Eylül ayı faturasındaki asimetri; “işte iş tlf.nu”.) 

Özelleştirmelerin kitlesel tehdite dönüştüğü önemli bir nokta işte budur; şirketlerin dilediği kadar asimetrik zihin çökertme silahı üretmelerinin önünde maalesef hiçbir yasal engel yoktur.

Bu nedenle, bu silahı kullananlar görsel (reklam panoları, sinema, televizyon, dergi, kitap, broşür, vs.) ve işitsel (kaset piyasası onların elindedir) bütün yolları kullanırlar. Çünkü, insan beynine ulaşmanın iki yolu vardır; görme ve işitme yolu

Bellek kayıtları sağlam ve düşünce enerjisi yüksek olan insanlarda silahın tesiri daha geç görülür. Çocuklar ise kendilerini koruyamaz. Zaten silahın asıl hedef kitlesi yeni nesildir. Bu silah, hem ekranlardan evlerin içine atılmakta, hem de ders kitaplarının içine konulmaktadır. Böyle bir eğitimi 5 yaşında başlatmanın sakıncalarını tahmin etmek mümkündür. Küçük yaşlarda beynin tehdit algılaması karşısında kendini savunması pek de kolay değildir. 

Günümüzde, otizmin ortaya çıkış nedenlerinden biri, zihnin kendini kapatması olarak tarif edilmektedir. Çünkü, çocuklar görme duyusundan çok işitme duyusunu kullanırlar ve  eğer anlam veremeyecekleri gürültülü ortamlarda fazla bulunurlarsa, aile içinde bağırarak kavgalar ediliyorsa, bebekler bu seslerden ürkerler ve zihinsel tehdit algılamasına geçerler.

Beynimizin tehdit olarak algıladığı durumlar: 

Dengesizlik; tutarsız, uyumsuz, kararsız, matematiği olmama hali.

Sınırsızlık; zamanda, mekanda, konuda, vb.

Belirsizlik; netleştirememek, durumun fotoğrafını çekememek, objenin hatlarını tam görememek, sesiyle kendini eşleştirememek, belirsiz muhatabı, X kişiler, hayali kahramanlar, karanlık resimler, hiçbir durumla örtüşmeyen tuhaf sesler, işitme eşiğini zorlayan sesler, gülen insana ağlama efekti vermek, insan mı hayvan mı belirsiz tiplerle çizgi filmler, aslana domuz domuza aslan hormonu vererek davranışlarında asimetri yaratmak,  vb. 

Aşağılama; zayıflık, güçsüzlük, yalnızlık hali, hakaret ve küfürlü konuşmalar ve yazılar. Sokak kültürü ve sefillik görüntüleri, insani olmayan, empati kurulamayan bütün tavır ve davranışlar.

            Acizlik; çocuklara/insana yapılan kötülüklerin ses ve yakın görüntüsü. Görüntüde insana yapılan kötü muamele eleştirilse bile dakikalarca ona bakmak ve sesini duymak kendini ona maruz kalmış gibi hissettirir. 

 

Zihin Çökertme silahını kullanma teknikleri

Tespit edebildiğimiz kadarıyla görsel, işitsel ve düşsel araç kullanılmaktadır. Düşsel ortamda “zihinsel eşleştirme” silahını kullanırlar.  Tespit edilmesi en zor olanıdır, tuzaklarla örülüdür, en tesirli olanı da budur.

Zihinsel eşleştirme: Negatif sözcüklerin imajlarını kullanır. Negatif enerjinin bir özelliği vardır, pozitif enerjiyi yok eder, baskındır, hakimiyet kurar, moral bozar, sözcüğün uzun süre etkisinde kalırsınız, onu okuduktan/duyduktan sonra diğer sözcükleri anlayamazsınız. Örneğin, bir tartışmada kullanılmış bir küfür varsa, tartışma hemen kavgaya dönüşür, o küfrün hesabı sorulmaya geçilir, ana konu unutulur. Ya da bir yolu vardır, diğer taraf da küfreder, dengelenir.

İddianamede kullanılan küfürlü sözcükler böyledir; moral bozar, zihninizde küfürle kaplanmış karanlık bir alan oluşur ve bu sırada okuduğunuz bütün isimler aynı küfürlü sözcükle eşleşir.

Bir örnek daha verelim; Mafya suçu işlemiş iddiasıyla tutuklananlarla aynı sayfada adını geçirmek, fotoğraf kolaj yaparak aynı karede görüntülemek gibi. Siyasi tutukluyu adi davadan yargılanıyormuş gibi zihinsel eşleştirmek. 

Çiçek tarlasına bırakılan leş gibidir negatif sözcükler. O leşi  ordan kaldırıp atmanız, yani ona negatif enerji göndermeniz (şiddetle alıp fırlatmanız) gerekir. Çünkü, negatif enerji sadece negatif enerji ile yok edilir. İddianamede o sözcükleri oradan söküp atamayacağınız için, oradan kötü kokular oradan topluma yayılmaya devam edecektir.

Sırf bu küfürlü sözcükleri iddianameye yazdığı için savcı hakkında “topluma yönelik taciz suçu” davası açılabilmelidir. Savcı şu anda, hukukta tarifi henüz yapılmamış bir suçu işlemektedir.

İlkokul 1. sınıf  Türkçe kitabında zihinsel eşleştirme tuzağı renklerle yapılmaktadır. Bir örnek; çocuğun gözü birkaç sayfa “sarı renk” görmeye alıştırılıyor, sonra bir soru soruluyor, çocuk cevabın sadece sarı renkli kutuda olduğunu zannediyor! O sarı kutuda, çocuğun belki de hayatında hiç düzeltemeyeceği bir yanlış var. (Dünya haritasında Türkiye olarak İskit Saha Yakut Cumhuriyeti imaj veriliyor!) 

Asimetrik resimler: Beyin-göz koordinasyonunda sorun yaratan, perspektifi bozuk, resim pedagojisine aykırı resimler. göz merceğinin hangi ayarda bakacağına karar verememe hali, aynı anda birden fazla mercek ayarı gerektiren hareketli ışık-renk-punto farkı olan görüntüler, aynı sayfada üst üste girmiş farklı büyüklükte resimler, iki ayrı kamera ile çekimleri üst üste vermek, içi asla boş olamayacak yer kürenin içini boşaltıp içinden başka resim çıkarmak gibi sınırsız asimetri, vb.

Artık her an her yerde gördüğümüz bozuk yazılar, balyozla dövülmüş harfler, kenarları çapaklı, gölgeli harfler, dengesiz duruşlar, punto farkı, gölgeleri başka yönlerde, göz bebeğimize patlayan ışıklar,  ışığı her satırda başka yönden alan yazılar, perspektifi bozuk resimler, bir harfin içinde birkaç renk, her satırda başka renk zemin, farklı renklerle bölünmüş sayfalar,  çapaklı çizgiler,  siyah zemin üzerinde yazılar (siyah, renk değildir, diğer renkleri kapatır, beynimizdeki ışığı karartır), hatta gece bombardımanında yangın çıkmış gibi kızıl alevlerle yanan harfler, orantısız şekiller, sağ sayfası başka sol sayfası başka renkte basılmış kitaplar, yırtık-kirli bez parçalarından giysiler, vb.

Asimetrik sesler: Beyin-kulak koordinasyonunu kıran sesler. İnsanın ses sınırını ve kulağın işitme eşiğini aşan sesleri dinlemek zorunda kalmak, farklı ritimleri aynı anda dinlemek, farklı türleri aynı anda dinlemek, sös-ses uyumu bozuk şarkıları dinlemek, müzik cümleleri bile bitmemiş değişik türdeki şarkılardan kesilerek yapılmış yamalı bohça şarkılar dinlemek.

Bu müzikler stüdyo ortamında insansız yapılmaktadır. İnsan sesiyle oynayarak yapılan bütün müzikler, ki bu teknolojik seslere müzik dememek gerekir, bunlar beynin doğasını yıpratır.

Canlı müzikte de örnekleri var; Taksim Meydanında son zamanlarda yapılmakta olan, aynı anda iki farklı konseri dinleyenler veya Üsküdar iskelesinde akşamüstü aynı anda çalınan üç ayrı çalgıyla üç farklı halk oyununu oynayanlar, asimetrik ses bombardımana maruz kalırlar.

İstanbul Boğazında yüksek sesle müzik yapan konser salonlarını sadece gürültü kirliliği ile ifade etmek yetmez, gerçekte şehir halkı asimetrik ses bombardımanı ile zihinsel taciz altındadır. 

 

İddianame değil bozuk pazıl!

İddianamede her şey birbirinden kopuk, parçaları asla yan yana gelemeyecek bir bozuk pazıl gibidir. Bu pazılı düzeltmeyi başarayım diye onunla oynadıkça, zihinde yapacağı gerginlik ve tahribat artacaktır. İstenen de budur. Çünkü, bu kadar asimetri, bu kadar bağlantısızlık beyinde kaos yaratır, okuyanın zihinsel faaliyeti felç olur. (Bozuk pazıl şempanzeyi çıldırtıyor, bu saptanmıştır.)

Örneğin, kiminle konuşulduğu belirsiz telefon görüşmeleri ve hayali X kişiler vardır. X kişiler boşluk duygusu verir, boşluk ise insanı ürkütür, X demek pazılda kayıp parça demektir.

Gizemlilik süsü verilmiş tarikatlardan alınmış “Kundalini gücü” gibi sözcüklerle doğa üstü çağrışımlar iddianameye eklenmiştir. Doğa üstü çağrışımlar bir metne girdiğinde, okuyana boyun eğme duygusu verir, istenen budur. Ayrıca, bu bozuk pazılı hazırlayan o gizli güçmüş gibi bir zihinsel eşleştirme yaptırır. Hristiyan tarikatlar da aynı amaçla böyle sözcükleri  kullanırlar.

 Zamanda sınırsızlık örneği; “20.yüzyılın sonlarına doğru…”, “600 yıllık örgüt” gibi, iddia edilen olaylarla örtüşmeyen tarihler. Tarihsel süreçin parçalanması zihinsel kaostur. Dipsiz kuyu, dipsiz uçurum, girdaba çekilme duygusu verir, ürkütücüdür. Örneğin, Niyagara şelalesinden yapılmış bir montajla, daire şeklinde bir şelale görüntüsü verip, gök yüzünden aşağı doğru suların döküldüğü noktaya baktığımızda, o an zihinsel olarak yaşadığımız panik, kendimizi korkunç şekilde dibe doğru çekilirken hissettiğimiz o duygu, nasıl o görüntüden kaynaklanıyorsa, benzer bir algı yanıltması da zamanda sınırsızlık ile yaratılmaktadır. Burada doğaya aykırı bir durumu algılayamama yaşıyor ve beynimiz kontrolümüz dışında bir yere çekiliyor.

Filmlerde kolajla üretilen görsel tuzak, yazılı metinlerde sözcüklerin çağrışımlarıyla yapılmaktadır. Anımsayalım, her sözcüğün alt beynimizde bir fotoğrafı vardır. Sözcükler, bu fotoğrafları görüntüye çağıran sihirli lambalar gibi ışıklı akıl bağcıklarıdır. 600 yıl öncesine ait kayıtlarda bir fotoğraf arayan beyinde yaşanan çaresizlik duygusu ile Niyagara’nın dipsiz sularında boğulma duygusu aynı şeydir.

Tarihi süreçte dipsizlik duygusu vermek, insanları tarihsiz, köksüz, boşlukta, uçurumda bırakma psikolojisi yaratır.  Oysa her insanın doğasında kendi tarihini bilmek, köklerini hissetmek, toprağa sağlam basmak ihtiyacı vardır.güdüsü vardır. Ayakları üzerinde dengede durabilen insan daha yükseğe uzanabilir. Ne kadar köklü bir tarihe sahip olduğunu bilmek topluma özgüven duygusu verir. Türk insanını özgüvenden mahrum bırakmak isteyenlerin yazacağı bir iddianamede tarihi süreci kırmaları da beklenirdi. 

İddianamede, küfür ve hakaret sözcükleri sansürlenmemiş olarak ve bolca geçirilmiştir. Zihnimiz bu tür sözcüklerin çağrışımlarını görmek istemez ve kendini kapatır. Çünkü, aşağılanmışlık insana dair değildir ve bu sözcüklerle empati kurulamaz, insan beyni bu sözcükleri hiçbir şeyle eşleştiremez. O nedenle bu sözcükleri beynimiz kendine tehdit olarak algılar. Görmek istemediğimiz şeyleri beynimize hayal ettirmek, zihinsel tacizdir. Bu açıdan, bu iddianame bir daha adlandırılmalıdır.

Sanıklar, hayali kişilerin adına suçlanmaktadır. Örneğin, “Ordu Göreve” pankartını taşımış olan kişi ortada yoktur ama onun adına suçlananlar vardır!

Bir paragrafta bir kişinin taşıdığı pankart, bir sonraki paragrafta “pankartlar” şeklinde çoğullanmış, bu yolla iddia edilen suç kanıtı büyütülmüş ve X kişi sayısı artırılarak negatif etki dozu artırılmış, aynı zamanda, pazılda kullanılacak parça sayısı belirsizleştirilmiştir.

Dava dosyasına değişik tarihlerde ekler yapılmakta, sanık sayısı artırılmaktadır. Bununla davanın sınırsız olduğu duygusu verilmektedir. Bu taktikle, insanlarda acaba bana sıra ne zaman gelecek endişesi yayılacaktır, ihtimaldir ki istenilenlerden biri de budur.

 

İddianamenin dilindeki kaos:

a-Anlatım bozukluğu:

İnsan beyni anlamlı sözcük ve anlamlı cümlelerle zihinsel faaliyet yapar. Anlamlı bir cümlenin ve doğru/güzel bir kompozisyon metni yazmanın kuralı vardır. Şu beş soru cevapsız olmamalıdır:

 “Kim, nerede, ne zaman, niçin, nasıl?”

Savcı bu kurallardan belli ki habersizdir. Ya da bilerek yanlış yazmıştır.

İddianamede anlatım bozukluğu kaos düzeyindedir, bütün kompozisyon kuralları alt üst edilmiştir. “Kim” sorusu cevapsız olan, öznesiz, zamanı bilinmeyen, kavram karşılığı olmayan sözcüklerle doludur. Mantıklı, anlamlı, algılanabilir, anlaşılabilir, açık ve net bir dili yoktur.

Yeni neslin ders kitaplarında da bu temel kural bilerek çiğnenmiş, matematik soruları dahil, okuma parçalarında anlaşılabilir bir tek cümle yoktur, her bir cümle bozuk pazıl halindedir.

İnsan beyni olaylar arasında mantıklı matematiksel denklemler kurarak, eşleştirme yaparak zihinsel faaliyet yapar. Bu iddianamede ise, anlatım bütünlüğü yoktur, paragraflar arasında bağlantı yoktur, parçalar orda burda uçuşmakta, sürekli asimetri yapılmaktadır.

Sayfanın başı ile sonu arasında bağ yoktur, bölümler arasında bağ yoktur, ne ile suçlandığınızın bile mantıklı bir tarifi yoktur. İddia edilenler arasında bağ yoktur. Bu kadar bağlantısızlık beyinde kaos yaratır, “akıl” denilen zihinsel faaliyet bağcıklarını kırar!

İddianame, parçaları asla diğerleriyle yan yana gelemeyecek bir bozuk pazıl olarak düzenlenmiştir. Acaba düzeltmeyi başarır mıyım diye oynadıkça zihinde yaptığı tahribat derinleşecektir. Bu bozuk pazıl aylarca sürdürülerek en zihni açık  insanların bile bundan zarar görmesi, onu hazırlayanların istediğidir. Böyle bir kitlesel zihin çökertme silahı ilk kez Türkiye'de bir tarihi hesaplaşmada kullanılmaktadır.

b-Yabancı sözcükler:

İddianamede Hristiyanlık tarikatlarının simgesi olan yabancı sözcüklerle postmodern kolaj yapılan bir bölüm vardır. Kolaj yazılar, Türkçe’yi kıran silahlardır. Bunlardan anlamlı bir şey çıkmaz, ancak meraklısı internete girer, bu sözcükleri araştırırken kendini Hristiyan tarikatlarının sitesinde bulur. Dolaylı yolla Agartacıların tarikat sitesinin reklamı yapılmaktadır ve dolayısıyla Hristiyanlık propagandasıdır.

Böyle tarikatları kuranlar, kendilerini  zamandan ve mekandan uzak göstererek, kullandıkları sözcüklerle ilahi bir güce sahiplermiş gibi imaj verirler. Zihinlerde yaratılan erişilmezlik, üstünlük imajı ile insanlara hükmeden oldukları izlenimi verirler. Oysa sadece paraya taparlar, ellerindeki güç de paranın gücüdür. Paranın saltanatının geçmediği toplumlarda yok olacaklarını bildikleri için, kamucu sosyal ülkelere karşı Dünya Bankasının ileri karakolu gibi çalışırlar. 

c-Sokak dili:

Sansürsüz küfürler ve bayağı hitaplar, yani sokağın dili iddianamede baskın dildir.  Küreselciler bu silahı hem Türkçe’yi kırmak için hem de düşünce enerjisini yok etmek için kullanmaktadırlar.

Hakaret ve aşağılama sözcükleri, bu sözcükleri okuyan ve duyanları da rahatsız eder. Çünkü insan bu sözcüklerle empati kuramaz.

İnsan beyni kendisine yücelme duygusu veren estetik düzeyi yüksek sözcüklerle ve bu sözcüklerle yapılmış sanatlarla beslenir. Şiir, müzik, tiyatro gibi fonetik sanatlar, insanın yücelme duygusunu yaşama ihtiyacını karşılar. İnsana ruh vermek, insanı yüceltmektir. Müzik insanı yücelttiği için ruhun gıdasıdır. Bu nedenle sosyal eğitim programlarının amaçlarında “çocuğa yücelme duygusunu yaşatmak” vardır.

Sokak dili ise insana yücelme duygusu vermez, insanın ruhunu beslemez. Tam tersine insanı aşağı çeker; aşağılanmışlık duygusu o nedenle insana dair değildir. İnsan aşağılanmayı reddeder.

Aşağılanan insan kendini kapatır, düşünce enerjisi üretemez. Bunu keşfeden küresel merkezler sokak dilini yaymaktadırlar. İstenen insan modeli sokağın diliyle konuşan insandır, hatta kıyafetleri de özensiz, yerlerde sürüklenen, yamalı, yırtık olmalıdır. İnsanlar kendini aşağıda hissetmelidirler ki birileri onların tepesinde efendi olabilmelidirler.

 Küfürlü sözcükler, çöplükteki bozuk yiyeceklere benzer, onlardan hoş olmayan kokular gelir, bu nedenle beynimiz bunları kendine tehdit olarak algılar ve bunun belirteci olarak duyduğu anda bir an kanı donmuş gibi duralar, algılamakta zorlanır.

İddianamedeki gibi, küfürlü sözcükleri defalarca tekrar eden bir metin, artık sokak değil çöplüğe dönmüş demektir. Kendini çöplükte düşünmek insansı değildir, insansı olmayan bir duyguyu insana göndermek ise psikolojik harptir.

İddianamenin ilk bölümüne yerleştirilen bu sansürsüz küfürlerin bir işlevi daha vardır; ondan sonra gelen bölümlerde adı geçen her kişi ile bu sözcükler zihinsel olarak eşleştirilir. Görünen odur ki savcının istediği de budur. 

İddianamede küfürlü sözcüklerin sıkça tekrarlandığını görüyoruz. Sık tekrar, çoğaltma işlevi görür. Bu noktada, kullanılan zihinsel çökertme silahının umulan etkisinin artırılması hedeflendiği anlaşılmalıdır.

 

 

Daha önce atılmış adımlar:

Böyle bir kitlesel zihin imha silahı ilk kez Türkiye'de bir tarihi hesaplaşmada kullanılmaktadır. 

Bu silahın tesirini artırmak için, daha önceden zeminin kırılgan hale getirilmesi, eğitimin neoliberal ekonomiye geçiş sürecine sokulması gerekiyordu. 1995’de Dünya Bankası’nın gönderdiği, sosyal müfredatları kırma ve eğitimi liberal ekonomiye uyarlama  sürecinin uzmanı olan SPAN Eğitim Şirketi dört elemanı ile (Teo Savelkous, Marjan Vernooy, Paul Vermoulen, Johan Gademan) Ankara’ya geldi. SPAN şirketi, 1995’de Tansu Çiller’in DTÖ ile imzaladığı GATS sözleşmesi gereği, YÖK Dünya Bankası Dairesine yerleşti. 1995’den beri, ülkemizde eğitimden sorumlu tüm üst birimler (MEB, TTK, YÖK, Üniversite Kurulları, Rektörler, vb)  bu sözleşmenin gereğini yerine getirmektedir.

Talim ve Terbiye Kurulu’nun önceki başkanlarından Ziya Selçuk (G.Ü. Gazi Eğitim Fak.), İrfan Erdoğan (İ.Ü. Mustafa Necati Eğitim Fak), YÖK Başkanı Erdoğan Teziç ve yardımcıları ile eğitim fakültelerinin dekanları bu programın birinci derecede sorumlularıdır.  

Çokparçalı Zekâ kuramının ateşli savunucusu Ziya Selçuk’un 2004 yılında Gazi Üniversitesi Gazi Konser Salonunda akademisyenlere hitaben yaptığı konuşmada sarf ettiği şu sözler  Ergenekon iddianamesiyle örtüşmektedir:

 “Bugün küreselleşmenin önündeki en büyük engel ulusal direnç noktalarıdır. Üniversitelerimiz küresel bayrağın dalgalandığı kaleler olacak! … Bir gemide 20 koyun 15 keçi var, kaptanın yaşı kaç? Sorusuna cevap veremeyen çocuk istemiyorum” dedi. Bu sözler Eğitim Fakültesi dekanı dahil, o salondakiler tarafından alkışlandı!  Şimdi, bütün sınıflarda matematik kitapları böyle sorularla şişirilmiş haldedir ve Ergenekon iddianamesi de aynı mantıkla/mantıksızlıkla yazılmıştır. 

İrfan Erdoğan, 2006’da, Ankara’da benim de dinleyici olduğum bir konuşmasında,

“OKS’yi kaldıracağız. Fen ve Anadolu liseleri kastlaşma yaratıyor, bu okullar Cumhuriyetimizin kuruluşuna aykırıdır. Anadolu liseleri halkçı değildir, devamı ve hedefi olmayan okuldur, iddiaları yoktur. Birbirine benzeyen okullar zinciri var. Ekol oluşturulmamış. On tane seçkin liseniz olur, onu eğitirsiniz.

…Üniversitede, Felsefe bölümüne giren bir öğrenci 1.sınıfta kendini filozof zanneder. 2.sınıfta kendine ‘Ben acaba filozof muyum?’ der. 3.sınıfta ‘Felsefeyi acaba ne kadar biliyorum?’ der. Son sınıfta ‘Ben bir hiçim’ der.”

Her iki Talim ve Terbiye Kurulu Başkanının kullandığı dil ile Ergenekon iddianamesini hazırlayanların dili arasındaki benzerlik ilginçtir. TTK başkanlarının her ikisi de AKP döneminde görev aldı, her ikisi de Amerika’da aldığı eğitimle ilgili işleri yaptı ve her ikisi de kendi isteğiyle istifa ederek (yaptığı işlerden doğacak eleştirilere muhatap olmama taktiğidir) ayrıldı.

Eğitimin değiştirilmesi Türk insanının tarihsel özelliklerinin silinmesi için ön şarttı ve onu yıkmaya beyinleri hazırlamak için usturuplu bir kılıf hazırlanmalıydı ve bulundu; “Çocuk bireydir, sosyal varlık değildir.” Sonra, sosyal Türk müfredatı aleyhinde kampanya başlatıldı, bunun  için bir yanıltma sözcüğü seçildi; Ezberci Eğitim! (Zihinsel eşleştirme taktiği)

Yıkılacak olan sosyal Türk müfredatı değil de sanki ezberci eğitimmiş gibi imaj yaratıldı. (Zihinsel eşleştirme taktiği kullanıldı.) Şimdi artık içinde ezberlenecek tek bir cümlesi bile olmayan kitaplar basılıyor!

Müfredatın parçalanmasını, dolayısıyla zihinsel parçalanmışlığı olağanlaştıracak bir yanıltma daha getirildi ABD’den, Parçalanmış Zekâ kuramı. O bir öğretim metoduymuş gibi algılatıldı, eğitim fakültelerinde temel ders oldu, itibarlı doktoralar onunla yapıldı.

Böylece, YÖK içerisinde, Span Danışmanlık Şirketinin gözetim ve denetiminde, Türk öğretim üyeleri eliyle, “çoklu zeka” balonuyla, Eğitimde Birlik’ten  “çoklu müfredata” geçişin hazırlıkları tamamlandı ve örneğin Ankara ile İstanbul ayrı kitaplarla eğitim yapmaya başladı. Ders kitaplarından Türk tarihi çıkartıldı.

Zemin hazırdı, sıra toplumun hafızasını silmeye gelmişti. Bu aşamada karşımıza bir Tarihi Hesaplaşma ile gelindi; Ergenekon Davası! Artık Karen Fogg’un dileği gerçekleşebilecekti! Bu bombayla zihinlerdeki bellek kayıtlar otomatik olarak dağılacaktı!

Ziya Selçuk’un deyimiyle, küreselleşmenin önünde engel gördükleri ulusal direnç noktalarını topluca bertaraf edecekleri bir dava açmaları gerekiyordu. Bunun için bir yanıltma sözcüğü  seçildi; “Ergenekon”.  (Zihinsel eşleştirme taktiği)

Anlaşılan odur ki, bu sözcüğe yüklenerek, tüm Türk direniş tarihini ve Türklerin küllerinden yeniden doğmak töresini kırmak istemektedirler.

“Kırma” kavramı burada tarafımdan seçilmiş sözcüktür. Çünkü son aylarda beynimize çokça kırık şekiller ve balyozla dövülmüş kırık harfler gönderilmektedir. Şiddet görmüş gibi duran bu kırılmış harf ve şekiller ona bakan kişide “tehlike var, saldırı altındasın” algısı yaratır. 

 

Ergenekon iddianamesini kırmak  için:

Önce, düşmana bu silahı fark ettiğini yüksek sesle söylemek, yani onu sobelemek gerekir. Sonra Dünya Bankasının mevzilendiği eğitim kalelerini onlardan temizlemek, özelleştirilen kurumları tekrar kamulaştırmak ve reklam şirketlerinin tasallutundan dilimizi ve kültürümüzü kurtarmak ve 1968 tarihli sosyal müfredatımız okutmak gerekir.

 Zihinsel saldırıyı fark ettiğimiz anda ilk yapılacak iş saklambaç oyunundaki gibi, karşı tarafı devre dışı bırakmak, onu sobelemektir. Yani, eğer pazılın bozuk olduğunu bilirsen, üzerinde hiç kafa yormazsın ve  böylece beynini de tehlikeden korumuş olursun.  Bununla mevzi kazanan beyin(insan), özgüveni yüksek bir şekilde, açık zihinle asıl yapmak istediği zihinsel faaliyetleri yapabilir.

            İddianamenin bozuk pazıl gibi hazırlanmasında yol gösterici olan bilimsel(!) makaleleri merak edenler için, Kuantumcu olduğunu söyleyen Haluk Berkmen’in ve yine Fizik bilimci Nihat Berker’in katıldığı panelleri izlemelerini öneririm.

Nihat Berker’in “Spin camları altında bunalım ve kaos” adlı makalesini 2007 yılında yapılan bir panelde dinleme fırsatım oldu ve kendisine “Bu makalenizin kullanıldığı bir alan örneği verir misiniz?” diye sordum. Aldığım yanıttan öğrendiğime göre, Fransa’da bir grup fizikbilimci bu makaleyle bir sanal şirket kurmuşlar ve bu şirket borsada en yüksek puanı toplamaktadır! (Nihat Berker, bu makalesinin ders kitaplarındaki ve eğitim dergilerindeki resimlerde kullanılmış olabileceğini söyledi.)

Kuantum fizikçisi olarak kendini tanıtan Haluk Berkmen’in Yeniden Kaos ve Fraktal Yapılar üzerine sunduğu makaleler küreselcilerin itibarlı makaleleridir. Liberal Türk müfredatları planlanırken, dersler birkaç kere parçalanırken ve yeni ders kitaplarının içi boşaltılıp asimetrik şeylerle doldurulurken, onun makaleleri kullanılmış görünmektedir.

Bugün, dünyamızda, parçalı zeka kuramını da, yeniden kaos makalelerini de, NATO  Enstitülerini de, ABD’nin MIT’lerini de ve akıl bağcıklarını kıran asimetrik silahları da büyük insanlık için tehlike olarak gören, bundan para kazanmayı asla hedeflemeyen yeni bir bilim anlayışına ve bilim kadrolarına acilen ihtiyaç vardır.

Hepsinden önemlisi, çocuklarımızın geleceği için;

İnsanın doğasına tersten saldırdığı için “asimetrik silah” olarak tanımladığımız bu görünmeyen zihin çökertme silahlarının derhal suç kapsamına alınmaları, suçun tanımı ve yaptırımların belirlenmesi ve bu silahlara yayın yasağı getirilmesi acil durum arz etmektedir.

Beri yandan, yasa yapıcıların, adli kurumların, ailelerin ve Cumhuriyet savcılarının Ergenekon iddianamesini geçersiz sayacak bir oluşumu hazırlamaları tarihi bir çaba olacaktır.

Kullanılan psikolojik silahın deşifresine ve dolayısıyla Ergenekon iddianamesinin çökertilmesine halkımızın vereceği katkı her şeyin üstünde olacaktır.

İddianamedeki asimetrilere birkaç örnek 

 

- “Her yıl güncellenen terör örgütü listesinde yer almayan…. Ergenekon terör örgütüne ulaşılmıştır.”

           

- “Ergenekon adı savcılığın koyduğu ad değildir”

 

- “Ergenekon-Lobi”

Tıpkı, uluslar arası bir sergi afişinde adı geçen uyduruk “Tüm Kadın Lobisi Derneği” gibi aynı anda bir çok asimetri içeren bir ifadedir.

 

- “Müsteşarlığa 3.7.2002 tarihli isimsiz gönderilmiş 2 sayfalık mektup.”

 

- “Bazı Sivil Toplum Örgütleri, siyasi parti ve medya kuruluşları…” “Asker orijinli bir kadro…” Kim oldukları belirsiz! Hayali kurumlarla gerçek kişiler (sanıklar) karşı karşıya getiriliyor.

 

-s.51.tanık sıfatıyla dinlenen X kişinin ifadesi.”

 

-s.56. “Tuncay Güney’den elde edilen belge… “

Tuncay Güney, suça bulaşmış, ne derlerse kabul eden aciz bir kişidir. Aciz kişi bu davada adı geçen tüm toplum önderlerinin tepesinde tehdit olarak tutulmaktadır. Bu da bir asimetridir. 

 

s.64-68.  "Terör ve şiddet" anlatılıyor!

Dört sayfa boyunca defalarca yinelenen “terör ve şiddet”  sözcükleriyle beyne ısrarla şiddet ekiliyor. 

Toplumsal hafızamızda etmiş olan “PKK terör örgütü” yerine, “Ergenekon” adlı yeni bir terör algılaması yaratılacağı anlaşılmaktadır.

 

-s.71. "Yaşar Büyükanıt'a Doğu Perinçek'in suikast yapmayı düşünmüş olabileceği gibi korkunç ve canice bir plan akla gelmektedir" ifadesindeki asimetri:

Burada kullanılan "korkunç ve canice" sözcükleriyle beyinlere verilen mesaj tam bir psikolojik harptir! Olmamış bir şeyi olacakmış gibi gösterme gafletiyle kalmayıp sanığı toplumun gözünde zor durumda bırakmak niyetidir.

Eğitimbilim açısından “korkunç ve canice”: NEGATİF ENERJİ dozu oldukça yüksek sözcüklerdir. Belleklerde önceden yer etmiş olan pozitif bir ilişkiyi silmek için seçilebilecek en negatif sözcüklerdir. Bu, pozitif olan bellek kayıtlarını negatif enerji yükleyerek silme taktiğidir.

 

-s.85. “Mafya yapılandırması” ifadesi.

Burada, vatanseverliği ile bilinen sanıkları  negatif çağrışımlı zararlı örgütlerle bir arada dillendirerek zihinsel eşleştirme yapılmaktadır.

 

-Telefon dinlemenin bu kadar çok yer aldığı bir metinde, “Biz her şeye hakimiz, bizden korkun” psikokojik baskısı vardır.

 

s.94-  “3. Üniversite yapılanması ve siyasal faaliyetler” başlığı altında asimetrik eşleştirme tuzakları:

            -Bir mitingde kimin taşıdığı belirsiz “Ordu Göreve” yazılı pankartı Kemal Alemdaroğlu ile eşleştirmek.

            -“Şüpheli Kemal Alemdaroğlu Trabzon doğumludur.…. Devam eden ihaleye fesat karıştırmak davalarının olduğu telefon konuşmalarından anlaşılmaktadır.”

 - 7.paragraf: “Ordu göreve” yinelenmektedir. Yineleme pekiştireçtir, dozunu artırma duygusu verir.  Sanık Alemdaroğlu bu kez asistanlarıyla birlikte suça bulaşmış gösteriliyor, fakat ortada asistanlar da yoktur pankart taşıyanlar da.

Bu paragrafta söz konusu pankart, “lar” ekiyle çoğullaştırılarak suçu büyütme yoluna gidilmiş, ama yine onları taşıyıcılar ortada yoktur! Kemal Alemdaroğlu hayali kişilerle hesaplaşmak durumundadır!

 

s.96“Hakkı ve hukuku sadece kendisinde zanneden Alemdaroğlu görevden alınmasını hazmedemeyerek…”

 Bir hukukçunun tarafsız olması ve peşin hükümlü olmaması kuralı ile bu cümle arasında asimetri vardır. Toplumda hukuka olan güveni sarsar!

 

s.98- “Örgütün köprüsü” başlığında X konuşmacılar…

 

s.108. Gizli tanık 17 ifadesine göre: “Meclisi ele geçirip darbe yapmak amacıyla 10 bin adet kalpak ve bere sipariş verildiği.”

Kalpak ve bere ile darbe arasında asimetri vardır.

 

s.121. ”Kurtlar Vadisi, Kundalini Gücü, Agarta …” 

Ciddi olması gereken bir iddianame ile bu sözcükler arasında asimetri vardır.

Hristiyan-Yahudi tarikatların kullandığı bu sözcükleri serpiştirerek yapılmış bir propaganda ve “Güç bizde” mesajı vardır.

Agarta sözcüğü antik Anadolu direniş tarihinden bir ad iken burada çok farklı bir yere konulmuş görünmektedir. Agarta sözcüğü, antik dönemin direniş kalesi Tigran-agarta adında geçer. Şehir şimdiki Silvan kalesinin yerinde, kale-şehir olarak, MÖ.80’de on yılda inşa edildi. Pantus Oğuz kralı VI.Büyük Bedri’nin kurduğu Birleşik Hitit Ordularının barınağı, 300 bin kişinin yaşadığı, masallardaki çatal kaşıkları bile altındandı diye anlatılan,  zengin bir Sümer şehri idi. Şehre adını veren kral/komutan Digran, VI.Büyük Bedri’nin damadı idi. Lukullus’un yenemediği bu şehir, “şehir yakma ve tarihten silme” cezasıyla ünlü Roma kralı Neron’un komutanı Korbela tarafından MS.69’da yağmalandı ve yakıldı. Samsat ve Gerger de aynı şekilde yakıldı ve yağmalandı. Mezopotomya uygarlığı böyle yok oldu.

Agarta, “er aga atalı” açılımlı olup “şehitler şehri” anlamındadır. Bu şehirler bugün bir  daha tarihten silinmekte, maalesef üzerlerine baraj yapılmaktadır.

Bugün, 3.bin yılın haçlı seferini başlatanların elinde yeni bir silah vardır. Bu silah uygarlıkları yakarak değil, insanların beynini kapatarak yok etmek üzere imal edilmiş bir silahtır. Bu silah,  tarihte ilk defa bir iddianamenin içerisine yerleştirilmiş görünmektedir.

Bu bir psikolojik savaş silahı değildir. Çünkü, bu kadar çok büyük zarar veren, insanı beyinsizleştiren bir silah, sadece ruh sağlığını tehdit ediyormuş gibi gösterilmemelidir. Bu silah, tüm uygarlığa karşı açılmış bir savaşın silahıdır, tahrip gücü en yüksek silah olarak kabul edilmek durumundadır.

Pin It