Yazdır

AŞK'A ve Aşklara dair

   Nedim_Ali_Kisaoglu.jpg  Sorma benden meşreb-i rindan-ı bi-perva nedir

     Matlab-ı bi-matlaban -ı vadi -i sevda nedir

     Geçmişlerini günümüze taşıyamayan milletler istikballerinden mahrum kalırlar.  

''İnsanın kendi kimliğini bir başkasında araması hafıza kaybına yol açar’'. En az başka toplumların tarihi,edebiyatı,sanatı,efsaneleri kadar engin derinliğe sahip olan bir milletiz.

''Rene Guenon'a göre tamamen maddi yönde gelişmiş tek medeniyet ,batı medeniyetidir.''

''Kendisi olmayı başaramayan bireyler ve toplumlar edilgenliği,teslimiyeti bir hayat tarzı haline getirirler.Kendisi olmak demek : Gerçek kimlik,kişilik,onur sahibi olmak eylemde bulunma iradesine sahip olmak demektir.Bizler müslümanlar olarak Avrupa merkezci kavramların ,algıların ,davranışların kültür emperyalizmi yoluyla bizlere dayatıldığı toplumlarda yaşıyoruz''

Oysa ki bizler değerlerimizi bilip anladığımızda İslam ve doğu tasavvuru dünyanın bugün içinde bulunduğu şiddet, kan ,sömürge anlayışından çoktan kurtulmuş insan-ı inşa hareketi insanlığın kurtuluşuna en büyük rehber olacaktır.

''Mumun kendi kendine yanışa geçmesi imkansızdır''

Oysa bizler rahmet dininin mensubuyuz.Rahmet peygamberinin ümmetiyiz.Cihanşumul olan dinimiz bu boyutuyla bütün milletleri kucaklıyor.İslamın hedefi ADEM MİLLETİ vücuda getirmektir.

''Hz.Muhammed (sav.) gülzarında yetişmiş ilmin kapısını bulmuş,

'' Canım bedenimde oldukça Kuran'ın kuluyum.Seçilmiş Muhammedin yolunun toprağıyım diyen Hz Mevlana'yı anlamak.

Anlarken ise Hz. Mevlana'nın idrakinden o pınarlardan su içmek.Oysa ki anlayışını maddi aleme zevk eden kalbini Nefs-i emmare'nin emrine vermiş, Kapitalist sistemin oyuncağı olmuş, İslam Medeniyeti adına ne varsa herşeyi tüketmeye and içmiş yazar-çizer olduğunu zanneden bu güruhun son 10-15 yılda Hz.Mevlana'ya el atmış olmaları her gün kitabevlerini dolaşırken Hz. Mevlana,Hz.Şems, Sultan Veled, Kimya Hatun kitaplarıyla karşılaşmak, her önüne gelenin biraz Sipehsalar tarihinden birazda Sipehsalar'dan yaralanan Ahmed Eflakinin ‘’Ariflerin Menkıbeleri’’ni okuyup biraz kronolojik doğum ile Hakk’a yürüme arası Mesnevi'den birkaç örnek:

Divan-ı Şems'den yani Divan-ı Kebirden birkaç gazel, Fihi- ma Fih den birkaç fasıl,biraz dram,biraz aşk birbirine geçmiş birkaç ilişki ,serpiştirilmiş birkaç söz,al sana kitap.

Kitaptan anlayışınız bu olursa oğlunun sünneti için davetiye bastırmaya gidene’’ Abi palyaço mu istersin semazen mi ? ‘’derler.Hani şimdi görüyoruz ya semazenli iftar Sema'dan Semah'dan gafil yalancılar her iki dünyalarınıda mahfediyorlar.

Üç kuruşluk Dünya meta-ı şanı şöhreti için yaptıklarına bak. Oysaki gerçekten Hz Mevlana'yı anlasalardı.’’ Ayran kâsem önümde oldukça vallahi kimsenin balını düşünmem. Azıksızlık ölümle kulağımı bursa bile HÜRRİYETİ kulluğa satmam ben’’ diyen.O gönül dağının sahibini bilirlerdi.

K âmil mürşide Haktan yansıyan nur Hakkın boyasıyla boyanmak.Bu müşahade ile daima temiz bir hayat içinde bulunur.Bu ehl-i keşfin en büyük nimetlerinden birisidir.En tatlı yaşamadır.

''Siz Allahın verdiği rengi alınız.Allahın boyasından daha güzel boyası olan kimdir.''ayeti ne güzel işaret veriyor. Aslında Hz Mevlana Mesnevisinde az önce ki kişilerin durumunu açık seçik söylüyor.''Hırs kördür.insanların ayıplarını inceden inceye görür ve mahalle mahalle söyler.''Dünyaya haris olan kimselerin kalp gözleri kördür.'' der Şimdi dilerseniz sorunlar ve sorumlulardan kurtulup Hz. Pir-i anlayalım.Hz Mevlana Kuran-ı Kerim’ in suretini doğru okumaya çalışıp,manasından habersiz ve alakasız olanları’’ Cevizin kabuğuyla oynayıp içinden habersiz olan çocuklara’’ benzetiyor. Yine Hz Mevlanaya göre’’ Kuran-ı Kerim eskimeyen, zaman ve mekan sınırını aşan ve hiç tükenmeyen Kelimullah'tır.Müslümanlar eskidikçe kendilerini hep yeni kalacak olan Kuran-ı Kerim ile yenilemelidir. ‘’

Hz.Mevlana'ya göre insanların rızkın peşinden koşmaları lüzumsuz bir gayrettir.Zira rızkın insana talip olması ve onu talep etmesi lazımdır.Bu ifadeler kaderci bir anlayışın ileri sürdüğü fikirler değil ehli sünnet itikatının içsel derin yorumudur.Mesela rızkın peşinde koşmayıp Rezzak'ın peşinde koşmak insanın hareketlerinin Kuran'a göre tanzimini sağlar.Mülkün sahibi olan Allah kulu için ezelde ne takdir etmişse ziyade ve noksansız olarak ona ulaşır.Rızkın peşine düşen insan Rezzak'tan uzaklaşacağı için meşru ve gayri meşru sınırını kaybeder,ölçüyü kaçırır ihtiras, kıskançlık vs. gibi kötü huyların hükmü altına girer.Rızkın peşinde koşan ava gidip avlanan avcı gibi sahip olduğunu zannetiği malının esiri olur.Rızkı verenin arkasından giden ise verenin rızasına göre kazancını tassarruf eder.Dünya malı bazen gelir,bazen gider.Dünyada gelip gidene değilde bu med ve cezir in rabbine teveccüh eden kimse kâr ve zarar peşinde koşmaktan kurtulur.Nitekim bir ayet-i kerimede ''Böylece elinizden çıkana üzülmeyiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle sevinip şımarmayınız çünkü Allah kendini beğenip böbürlenenleri sevmez’’buyrulur. İşte kaderin,size tarihinizin en büyük misyonunu yüklemek istediği günlerde birlik ve dirlik dünyamızın yeg âne dehalarından Hz. Mevlanayı anlama yolu ''İmanı inadın elinden kurtarıp''Kuran'a teslim etmemiz.Hz.Ali efendimizin şu sözü kimliğimizin,kişiliğimizin temeline oturtulmalıdır.''Hakikati insanların ölçüsüyle tanımaya kalkma.İnsanları hakikatin ölçüsüyle tanı''Peygamberlerin sonuncusu yaratılmışların en hayırlısı,hilkatin gayesi ve insanlığın timsali Hz. Muhammed (s.a.v)’’Kişi sevdiğiyledir.’’ buyurur.Hz.Mevlana'nın yedi asır sonra gelen Pakistanlı müridi Muhhammed İkbal’’ Sadece yolcular değil yollar da yürüyor.Hayat durmayan bir yürüyüşün zevkidir.’’diyor.Mesnevinin bu vahdet birlik dükkanında birden başka ne belirirse puttur diyor Hazret.Can konağını aramadaysan Cansın;Bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin;Şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir: Neyi arıyorsan O’sun sen.der Hz. Mevlana. Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık.Aslında Divan-ı şems de dediği gibi ilmin hasretliğinin adıdır.Kısacası bu duyguda öz aynı isimler değişiyor.N. Mısri'nin dizeleri gibi. ''Öyle sanırdım ayrıyım,dost gayridir,ben gayriyim.Bende olup işiteni bildimki o canan imiş.’’Şimdi dilerseniz Vahdet denizinin incisi Mesneviyi tanıyalım.Aslında Mesnevi doğu klasik edebiyatında şiir tarzlarından birinin adıdır.Uzun süren şiirlerde kafiye bulmak güçlüğü aynı şiirde bir sözün kafiye olarak tekrarlanmasının kusur sayılması dolayısıyla her beyitin iki mısrasının kafiyeli olmasını fakat beyitler arasında kafiye bakımından benzerlik bulunmamasını esas tutan bu tarza Mesnevi denmiştir. Ancak Hz Mevlana’nın Mesnevisi yazıldıktan sonra Mesnevi denilince akla bu yazım türü değil Hz. Mevlana’nın ölümsüz altı ciltlik eseri akla gelir.Mesnevinin dibacesinde bu kitap, bu kitap mesnevi kitabıdır.Mesnevi,hakikate ulaşmak ve Allah’ın sırlarına agâh olmak,akıl erdirmek isteyenler için bir yoldur.Mesnevi içinde kandil bulunan kandilliğe benzer.Mesnevinin pınarları var,dalları var budakları var.Bu pınarlardan bir tanesine sel sebil derler.Burası makam sahiplerince kalpleri uyanık insanlara en hayırlı duraktır.Mesnevi imanlılara şifa imansızlara hasrettir.Mesnevi temizlenmiş kişiler için gönüllere şifadır,hüzünleri giderir.Kuran-ı açıkça anlamaya yardım eder.Allah’ın rahmetine muhtaç zayıf kul Belh'li Hüseyinin oğlu Muhammedin oğlu Muhammed.Allah onun Mesnevisini kabul buyursun.Lafzı az manası çok olan bu manzum Mesneviyi dayandığım,güvendiğim zaatın bedenimde ruh gibi hakim bulunan kişinin dileği ile yazdık, odur üstünlüklere sahip olan.Ahi türkoğlu diye tanınan Hasanın oğlu Muhammedin oğlu din ve hakkın Hüsam'ı Allah onunda soyununda ruhlarını daim güzel etsin.Ne güzelde geçmişi var.Ne güzelde geleceği.Hamd Bir Olan Allah'a ,Rahmet Efendimiz Hz. Muhammed'e ve Onun Tertemiz Soyuna,Sahabesine Allah Rahmeti ile Muamele eyleye.'' Allah vekildir bize,ne de güzel vekildir O''Hz.Mevlana Mesnevi'ye Hüsam kitabı derken birinci cildin en başında bulunan ilk 18 beyiti Hz.Mevlana kendisi yazmıştır.bundan sonra ciltlerde bulunan 25.614 (Yirmi beş bin altı yüz on dört)beyiti kendisi söyleyip Hüsamettin Çelebi yazmıştır.

İŞTE O SARIĞINDAN ÇIKARIP HÜSAMETTİN

ÇELEBİYE VERDİĞİ ONSEKİZ BEYİT

1. Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor:

Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek, kadın… herkes ağlayıp inledi.

Ayrılıktan parça parça olmuş, kalp isterim ki, iştiyak derdini açayım.

Aslından uzak düşen kişi, yine vuslat zamanını arar.

5. Ben her cemiyette ağladım, inledim. Fena hallilerle de eş oldum, iyi hallilerle de.

Herkes kendi zannınca benim dostum oldu ama kimse içimdeki sırları araştırmadı.

Benim esrarım feryadımdan uzak değildir, ancak (her) gözde, kulakta o nur yok.

Ten candan, can da tenden gizli kapaklı değildir, lâkin canı görmek için kimseye izin yok.

Bu neyin sesi ateştir, hava değil; kimde bu ateş yoksa yok olsun!

10. Aşk ateşidir ki neyin içine düşmüştür, aşk coşkunluğudur ki şarabın içine düşmüştür.

Ney, dosttan ayrılan kişinin arkadaşı, haldaşıdır. Onun perdeleri, perdelerimizi yırttı.

Ney gibi hem bir zehir, hem bir tiryak, ney gibi hem bir hemdem, hem bir müştak kim gördü?

Ney, kanla dolu olan yoldan bahsetmekte, Mecnun aşkının kıssalarını söylemektedir.

Bu aklın mahremi akılsızdan başkası değildir, dile de kulaktan başka müşteri yoktur.

15. Bizim gamımızdan günler, vakitsiz bir hale geldi; günler yanışlarla yoldaş oldu.

Günler geçtiyse, geçip gitsin; korkumuz yok. Ey temizlikte naziri olmayan, hemen sen kal!

Balıktan başka her şey suya kandı, rızkı olmayana da günler uzadı.

Ham, pişkinin halinden anlamaz, öyle ise söz kısa kesilmelidir vesselâm.

Ney'in şikayetini insan-ı kamil in hakikati olarak anlamak, nefsani arzulardan kurtulmuş, nefsini yok etmiş ilahi sevgi ile dolmuş, kamil insanın sembolüdür . İnsanların içinde yalnız düştüğü içindir ki ney ,inlemektedir.Hz. Mevlana’nın oğlu Sultan Veled şöyle diyor:

-- Babam Hz. Şems gelene kadar yine vaaz ediyordu yine müridleri vardı ama Konya’nın efendisi değildi.Babam Hz.Şems’ den sonra efendi oldu diyor.Hz. Mevlana'yı ailesini,dostlarını,yaşadığı dönemi,Selçukluları,Moğol istilasını yazdığı eserleri bütün bunları yazmak ciltler dolusu kitaplar eder.Hz.Mevlanadan bir dergi yazısı için bahsetmek eksik bırakıyor her şeyi.Hz. Musa'nın Hızır ile arkadaşlığı meşhur yolculuğu vardır.Hz.Mevlana’nın Hızırı'dır Hz Şems. Hz.Mevlana Divan-ı Kebir'e gizli velisinin adını vermiştir.Divan-ı Şems demiştir.Konya'da Halvetten dostluktan,aşktan nasibini almamış insanların, aklı kıt gönlü dar softaların dedikodusu başlayınca geldiği gibi ansızın kaybolan Hz ŞemsHz.Mevlana oğlu Baha'nın hücresine girdiğinde Baha dedesinin maarif adlı kitabını okuyordu.Oğlum tez Konya’yı dolaş.Pirimiz üstadımız yok der.Ansızın herkesin arasında kaybolup gitti.Herkesin gönlündeki karanlıklar gitsin diye.Aylar yılları kovalar hiç bir haber Yoktur Şems'ten Hz.Mevlana Halep'e Şam'a kervanlar çıkarır.Ne gören vardır nede duyan.Bir ara kapı çalar hizmet edenler koşar bir adam ‘’Bilginler bilgini Mevlana’nın huzurunda bir nefes oturmak için izin var mı?’’ der. Adamın her hali işkillidir.Hz.Mevlana:                                                           --Tanrı konuğu bize hangi iklimlerden geliyor? diye sorar.

Adam:

--Doğudan Erzurum Yaylasından der. Mevlana’nın yüreği pır pır eder çünkü Şems'in Konya'ya gelmeden önceki mekan tuttuğu yerdir.Hemen sorar bizi bırakın Erzurum'da bizce insanların en yücesi Tebrizli Şemsettin’e rastlamak mutluluğuna erdiniz mi ,adını duydunuz mu? Adam:                                          

--Adını duydum. Hz Mevlana’’ Belki kendisini de gördün?’’.

Adam:

--Elbette gördüm. Deyince büyük bir şevk içinde som sırma işlemeli cübbesini çıkarıp adamın omuzlarına koyar. On beş yirmi altın edecek bu değerli cübbenin bir yalana armağan edildiğini gören ,dayanamayan dostlarından biri ‘’Bu adam Şems’i görmedi yalan söylüyor .’’deyince. Hz.Mevlana’’Bu yabancının yalan söylediğini bende biliyorum, eğer doğruyu söylediğine inansaydım canımı verirdim’’ der.Şems’ den haber çıkmaz ve gazeller bir biri ardına gelir ''Düşman saçma sapan laflar eder.Duyar can kulağım.Hakkımda kötü şeyler düşünür.Görür can gözüm.Üzerime köpeğini salar ısırır ayağımı,çok acılar çekerim çok acılar,köpek değilim , ısıramam, ısırırım dudağımı.’’

Yazmakla bitmez ne kadar çok şey varken Hz.Şems bahsini ve kendini ne kadar iyi tanıdığını ifade eden Hz.Şems'i şu sözleri ile bitirelim .''Benim hiç müridim olmadı.Müridi olanlar müridim oldu’’ der.Mübareğin şu güzel sözleri Yaradan’ı ve yaratılanı ne güzel anlayıştır.O nasıl idraktır.O ne güzel gönül sahipliğidir.''Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık.Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi,hiç şüphesiz öyle yapardı.Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak Hakk’ın mukkaddes nizamına saygısızlık etmektir.’’der Hz.Şems.

Celaleddin daha dört yaşında iken şiddetli bir Belh kışı her taraf bir iki metre kar damda karlar kürenip loğ çekilirken çocuklar birbirine bitişik damlardan atlayarak zıplayarak oyun oynuyorlar.Bir kaç çocuk Celaleddin'in elinden tutup’’ Hadi gel damdan dama atlamaç oynuyalım .’’diyor. O müthiş idrak ise’’ Damdan dama herkes atlar gelin göğe çıkalım’’ diyor.Belh'ten çıkış kervan çok yere uğrar, konaklar. Bağdat'a yaklaştıklarında şehrin hükümdarı askerlerine ‘’Gidin bakın bu kervan neyin nesi sorun bakalım nerden gelip nereye gidiyor ‘’der.Askerler kervanı sarıp’’ Bu kervanın başı,sorumlusu kim?’’ diye sorar.Sultan-ül Ulema ‘’benim’’ der.’’Hükümdarımız sormaktadır.Bu kervan nerden gelip nereye gider.’’ ‘’Hükümdarınıza söyleyin bu kervan Hakk'tan gelir Hakka gider.’’ der .Anlaşılır ki bu kervan Sultan-ül Ulema Bahaeddin Muhhammed Veled’ in kervanıdır.İşte bu kervanda Hz.Mevlana'nın büyük hocası Şeyh Burhaneddin Muhakkiki Tirmzi de vardır.İşte o öyle bir gönül eridir ki Larende'den Konya'dan sonra 1244 e gelinirken her şeyini toplayıp hellalleşip ‘’Bana yol göründü ey oğul’’ der.Hz Mevlana ayaklarına kapanır, biliyordur ki çocukluğundan bugüne kadar hocasıdır.Emeği ne kadar da çoktur .Ayrıca babasının en yakın arkadaşıdır.Hocasını görünce sevgili babacığı gelir aklına.Bu ayrılık,bu hüzün altüst eder ama bir yandan da atların azıkların hazırlanmasını emreder son bir kez’’ Gitmeseniz efendim.’’ der.’’Oğlum Kayseri yakındır,hem buraya öyle bir görklü aslan geliyor.’’ diyerek aylar öncesinden Hz.Şems'i haber veren işte bu büyük zattır.Hz Mevlana'nın Hz.Şems den sonra en yakınında çok munis kendi halinde Konya’nın köylüklerinden olan Konya’da kuyumculuk yapan bu tatlı adam kuyumcu Salahaddin-i Zerkubi ‘dir. Bu kadim dostun kızı Fatıma Hatun’u iki gözü oğlu Sultan Veled'e alır.Güzel günler çabuk geçer. Salahaddin hastadır.Hz. Mevlana ziyaretine geldiğinde ona onun dizeleri ile seslenir.

''Bir tatlı ömür gibi gitmeye niyetlendim .                                                                                      Ayrılık atına eğer vurdum inadına      

Ama bizi unutma/Hatırla ama

Sana temiz dostlar,iyi dostlar,vefalı dostlar yeryüzünde de var

Ama bu eski dostla ettiğin yemini unutma /Hatırla ama

Salahaddin Hakk'tan gelen daveti almıştı.Hz Mevlana kurumuş incelmiş parmaklarını son kez ellerine aldı, hüznün ayrılığın tebessümü yanaklarındaydı.Ne kadar çok yolculuk,ne kadar durak ,ne kadar çok dost,ne kadar ayrılık.Elbetteki bütün bunları bulmanın yaşamanın sevinci işte o büyük mütefekkiri yetiştirdi,büyüttü,olgunlaştırdı.İşte bu olgunluğun eseride böylece meydana geldi.

Mesnevi hakikatler kitabı irfan kitabı ,hamlığın,pişmişliğin,yanmanın kitabı oldu.

Whilfield'in dediği gibi Mesnevi herkese hitap etmemektedir.O apaçık gönül eri aramaktadır.

''Ekmek pişince cana eş olur dirilir./Canın ta kendisi olur.

Büyük Türk mütefekkiri ve mutasavvufu Mevlana Celaleledin in en tanınmış yol gösterici eserinden Mesnevi’den O inciler denizinden kısaltılmış birkaç örnek ile bu yazıyı noktalıyalım.İnşallah az da olsa meramımızı anlatmış oluruz ‘’Bu kitapta halini gören er kişidir.’’

Kazvinli ile Dövmeci

Kazvinliler’in eski bir adetidir.Vücutlarına ,kol ve omuzlarına iğne ile mavi dövmeler yaptırırlar.Bir gün Kazvinli dövmeciye gider .’’Göğsüme bir dövme yap fakat canımı acıtma.’’ der.Dövmeci’’ Peki ne resmi döğeyim.’’ ‘’Benim burcum aslan.Kükremiş bir aslan resmi döğ.Gayret et döğmeyi adam akıllı yap.’’Dövmeci’’Peki’’ diyerek iğneyi Kazvinli’nin göğsüne saplamaya başlar.Canı acıyan Kazvinli’’Aman usta.Ne yapıyorsun,canımı yaktın’’ diye bağırır.’’ Ne yapacağım,aslan döğ dedin,onun resmini yapıyorum.’’ ‘’Neresinden başladın?’’ ‘’Kuyruğundan…’’ ‘’ Bırak şu kuyruğunu canım acıyor.Benim aslanım kuyruksuz olsun.’’Usta yine ‘’Peki’’ diyerek döğmeye başlar.Kazvinli’’ Aman canımı yaktın burası neresi?’ ‘’Kulağı.’’ ‘’Bırak kulaksız olsun.Orasını da yapma.’’Dövmeci,resmin bir başka yerinden başlar.Kazvinli yine feryadı basar.’’Neresini döğüyorsun?’’ ‘’Gövdesini.’’ ‘’Bırak benim aslanım gövdesiz olsun.Fena acıyor.Neredeyse bayılacağım.’’Dövmeci dayanamaz.’’Ben senin gibi adam görmedim.Kuyruksuz,kulaksız,gövdesiz aslanı kim gördü?Allah bile böyle aslan yaratmamıştır.Haydi işine git. ‘’ve Kazvinliyi dükkanından kovar.                                                                

Mesnevi Şerhi: Kardeş iğne yarasına sabır eyle ki kafir nefsinin iğnesinden kurtulasın.Varlıklarından kurtulmuş olanlara felek , Güneş’de,Ay’da secde eder.Vücudunda nefsi ölen kişinin fermanına güneşte, bulutta tabiidir.Gönlü ışık yakmayı,ışık vermeyi öğrenmiş olan kişiyi güneş bile yakamaz.Sen sıkı sıkıya (ben)e (biz)e yapışmışsın ,yokluğa ve birliğe ulaşmamışsın.Bütün bu bozuk düzen işler,bütün bu perişanlıklar,ikilikten meydana çıkıyor.

devam edecek...