Yazdır

EGO- FREUD ; ŞEYH GALİP- HÜSN-Ü AŞK

    "Hoş geldin ey sevgilinin habercisi, dostun postacısı, bana sevgiliden bir haber ver. Can sevgilinin bayramına kurban olsun; sevgiliyi ummam faydasız olur mu hiç, sevgilinin bize bir selamı yok mu?"

 Bu gün belki de insanlığın ihtiyaç duyduğu şey nedir diye sormak gerekiyor iyilik ve aşk yani Hüsn-ü Aşk, Şeyh Galip üstadın mesnevisinin adıdır,canıdır.Efendisi Hz.Mevlana'nın iz düşümüdür. Niyazi Mısri' nin "Ben Yunus' un bastığı yerlerin takipçisiyim." dediği  gibi onun içindir ki Galip Hz.Mevlana'nın "Her iyi güzeldir, ama her güzel iyi değildir." düşünce boyutunu iyilik ve aşka nakş etmiştir. 11 kez okuduğu Hz.Mevlananın Mesnevisi, Divan-i Kebir, Fihi Ma Fih’i, Mecalisi Seba’nın edep ve öğretisinde Hüsn-ü Aşk’ ı meydana getirmiştir. Bütün bunlarla beraber Hüsn-ü Aşk bu eserlerin bir taklidi bir kopyası değildir.

   O Kutadgu Bilig in Risaletü’n Nushiyye’ nin inşasını, öğretisini, Fuzuli’ nin Leyla ile Mecnun mesnevisini Hüsn-ü Aşk ta en güzel biçimiyle anlamış ve aktarmıştır. Hüsn-ü Aşk Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’ u ile yazılmış en güzel Türkçe mesnevidir. Bu gün insanlığın egosunu yükselten şahlanmış benlik duyguları ile hayatın içinde var olduğunu zanneden ve toplumu NLP (Neuro Linguistik Programlama)

’Bütün davranışlar nörolojik bir sürecin sonucudur. Sinirsel süreçler dil ve iletişim sistemleri yoluyla modeller ve stratejiler halinde temsil edilir, düzenlenir ve sıralanır. Bir sistemin unsurları belirli sonuçlara ulaşmak için düzenlenir veya programlanır.’’ diyen toplumları kitap bombardımanına tutan kişisel gelişim kitaplarının saldırısı altında aşktan ve iyilikten uzak benliğe boğulmuş insan, bu öğretilerle sadece cani,kimliksiz bir toplum olarak ortaya çıkıyor. İyilikten ve aşktan nasipdar olmayan kapitalist dünya öğretisinin,  hayata sadece rasyonalite ile bakmanın yanlışığı, mutsuz doymayan topluluklar meydana getirdiğini söylemek gerekiyor.

   Bizim soylu gönül medeniyetimizin uzağında kaldığımızda hiçbir zaman tekamülü tamamlayamayacağımız, kemalete eremeyeceğimiz  gün gibi aşikar görülmektedir. Sadece aklı referans alan bu kat edilen yol, batının yoludur ve insanı bugün vahşet toplumu haline dönüştürmüştür .Sömürü ,açlık, zulüm ve yaşanmaz bir dünya kılmıştır.Bizim yolumuz ise hakkın yoludur yani ahlakın aklın, aşkın, iyiliğin ahadiyetin ve samediyetin yolu. İnsan hava, su, ateş ve topraktan beşer olmuyor. Ancak hakkın nurundan ruhundan üflendiği yere gelirse insan oluyor .kemale eriyor, kendini biliyor.

"Bildiniz ise ilmi tamam gel aşktan oku bir sabak

Yer de gökte bu aşk bile aşktan gelir bu söz dile"

diyen geleneği bilen düşüncedir bizi hakka götüren.

    Şeyh Galip (Mehmet Esad,1757-1799) Mustafa Reşit Efendi adlı bir mevlevinin oğludur .23 yaşında divanını tertip eder .2 yıl sonra yazdığı Hüsn-ü Aşk (İyilik ve Aşk) mesnevisi ile divan edebiyatının en büyük ustalarından olur ve 18.yy damgasını vurur.İlk eğitimini babasından ve daha sonra Hoca Neşet Süleyman'dan alır.Özellikle Hz.Mevlana'nın yapıtlarını okuyarak kendini geliştirir.Divan-ı Humayun beylikçi odasına memur olarak girer (1780). II. Ebubekir Çelebi döneminde Konya'ya giderek (1784) Hz Mevlana dergahında 1001 günlük çileye girer.Ayrılığına dayanamayan babasının dileği üzerine çilesini Yenikapı Mevlevihanesi'nde tamamlamasına izin verilir.1789'da çok sevdiği,izini takip ettiği Mevlevi Yusuf Sineçak'ın kabrinin karşısında Sütlüce'de aldığı evde inzivaya çekilerek eserleri üzerinde çalışmaya başlar.Daha sonra Numan Bey'in ölümü üzerine boşalan Galata Mevlevihanesi Şeyhliğine getirilir.Ölümüne kadarda bu görevde bulunur.Şeyh Gailp Divan şiirinin daralan ufkunu genişletmiş yoğun hayal,düşünce ve tasfire önem verip başka bir dille konuşarak divan şiirini son çizgisine ulaştırmıştır.

“Sen benim efendimsin dünyada itibarım varsa sendendir.

 Aşıklar arasında bir şöhretim varsa yine sendendir.

Benim hayatımın bereketi sensin, akıp giden ruhum da sensin.

Eğer ömrümde elde ettiğim bir kar varsa sendendir.

   Bu hayal ürünü olan yalancı surete canlılık veren güzelliğinin rengidir.

Hayallerimin gülbaçesi ilkbaharım varsa sendedir.

Felekten zamanında zerre kadar incinmedim.

Ey parlak güneş ah edip ağlıyorsam senin içindir.

Sen kavuşma mumusun, bense senin hicranının çevresinde dönen pervaneyim.

Her gece sana kavuşma, seni öpme ve kucaklama arzum varsa sendendir.

 

Aşkının şehidi oldum. göğsüm yaralarla lale bahçesi gibi oldu.

Türbemin kandili mezarımın mumu varsa sendendir.

 

Beni başı dönmüş gören beni bir çöl girdabı sanır.

Yoklukta yok olduğum içim neyim varsa sendendir.

 

Beni yuvarlanan incin haline getirdin. beni neden avare kıldın.

Gönül aynamda bir toz parçası varsa sendendir.

Ey saki kadehimi gözyaşlarıyla parlattın.

İçki sohbetinin sabahında gözümde mahmurluk varsa bil ki yine sendendir.

 

Ey hazret-i mevla galibin sığınması sanadır.

Başımda övünç külahım varsa o da sendendir.

 

Ancak Galip kimden ne aldığını söylemekten de hiç çekinmez.

 

“Esrarını Mesnevi'den aldım.Çaldım veli miri malı çaldım.

Fethetmeye sende himmet eyle.

Ol gevheri bul da sirkat eyle.

Çok görme bu himmet-i beyanım.

Tevfika havale eyle canım.”

   Diyerek nereden beslendiğinede en güzel atıfı yapar.Hüsn-ü Aşk'da iki asli unsur vardır.

1-Tassavvuf ve tasavvuftaki seyrisülük

2-O zamana dek yazılmış mesnevi tarzındaki hikayelerden şiir bakımından üstünlük cehdi.

  Hüsn-ü Aşk özü itibariyle tasavvuftaki mecazi aşk güzelden güzelliğe fertten cemiyete mashardan zahire,kuldan hakka diğer bir tabirle kesretten vahdete bir seyir takip eder.Sufiler bu bakımdan zahiri ve mecazi aşka insanı gerçek aşka götüren bir yol,bir köprü olarak kabul etmişlerdir.Kamil bir mürşide bağlanarak bu manevi yola giren Salik yavaş yavaş yoldaki ayak kaydıran yerlerden aşarak hakka ulaşır.Vahdeti vücudu kabul edenlerce artık halk bu kişinin nazarında yok olur.Herşeyin hakkın zuhuru olduğu,kendi varlığınında onun varlığından ibaret bulunduğu anlaşılır.Galip dede Hüsn-ü Aşk'ta tasavvuf bakımından bu seyr ü sülüku bildirmededir.

Okuyucu için Hüsn-ü Aşk'tan küçük bir bölüm almayıda uygun gördük.

“Halka acıyan,kendisini övmede acizliğini bilmeye,söylemeye ruhsat veren Allah'a hamdolsun.Acizliğe ruhsat vermeseydi hal zorlaşırdı;kalemin eğri büğrü basan ayağı balçığa dalar,kakılır kalırdı.Ona hamdetmenin haddi,sayısı olmazsa da,ona hadsiz hesapsız hamdetmek gerekirse de,şükret ki acizlik dili,aczini söylüyor.Hamdetki mana şeriatı,Allah'ı hamdetmede aciz oluşa fetva verdi.''Seni sana layık bilgiyle bilemedik''sözü,o yüce söz,aciz kullara aczlerini anlayış kabiliyeti bağışladı.”

İnşallah sevgili okuyucuya Hüsn-ü Aşk'ı okumak nasip olur.Geleneğimiz Muhammed-i bir muhabbet öğretti.Öğrendiğimizi yaşamak dileğiyle...

  ''O ölümsüz diriye Allah'a yüzlerce hamd olsun ki söz sükut alemine erişti''