Yazdır

HUNLAR

Maenchen-Helfen'in Hunlar’a olan ilgisi ilginç bir biçimde kendi hayatıyla ilgilidir.

Ve Türkün tarafını tuttuğu için sesi kısılanlardandır. Ancak, ne yazık ki, bizim tarihçi zevat bunu bir türlü kavrayamamıştır. Anlayamamıştır, çünkü onlar için De Guignes, Rasony, Ligeti, Klaproth, ve Gumiliev yeterlidir! Ve kendilerine tarihçi adını veren bu nakilci zevat bunlarla avunadursun, önce Subarlar yok edilmiş, ardından Sarmatlar ve İskitler elimizden alınmış, ardından Kutların çocukları Gotlar, ardından Avarlar elimizden uçup gitmiştir. Bize Avrupa’dan yana kala kala Hunlar kaldı. Onları da utanmasalar alacaklar da Allah’tan, “Tanrı’nın Avrupalıya bir Cezası,” diye baştan yanlış yaptıklarından yanlışlarından bir türlü geri dönemiyorlar.

Maenchen-Helfen hayatı boyunca sınırların çocuğu olmuştur.

Ne demek bu?

Bir çocuk olarak, doğduğu yer olan Viyana'yı on yedinci yüzyılın sonlarına kadar doğusundan gelen tehlikelere karşı koruyan toprak duvarlar kalıntılarının diplerini bakır Roma sikkeleri için kazar. Doğduğu evden iki blok ötede bulunan bir evin kapısının üzerindeki duvarda, gençliği döneminde bile hala 1529 Viyana kuşatmasından kalan bir Türk topunun taş mermisi saplanmış vaziyette kalışını seyrederdi. Baba dedesi 1848’de Habsburgların Hırvat paralı askerlerine karşı devrimcilerle birlikte savaştığından bir yılını hapiste geçirmiştir. Doktora tezi Han hanedanlığındaki "barbar/Hun" öğeleriyle ilgilidir. 1929’da Tibet Lamaizminin temsil ettiği “yüksek uygarlık”la Türklerin “basit” inançları arasındaki çatışmanın çarpıcı bir şekilde görülebildiği Kuzeybatı Moğolistan'da Türkçe konuşan göçebelerin çadırlarında aylarca yaşar. Keşmir’de, Havran (Harwan)’da, Kuşhan (Ak Hun) damgalı çiniler üzerindeki yapay olarak deforme edilmiş kafatası çizimlerine hayran kalır, kendisini çok etkileyen kafataslarını ilk defa Viyana'da müzesinde görmüştür. Şansa bakın ki tarih öğrencisi olduğunda bu kafataslarını ölçmek kendine nasip olur. Ölçtüğünde hayretler içinde kalır, çünkü Mongolik dolikosefal ölçülere sahip değildirler! Nepal’da bir sınır kasabasında farklı medeniyetlerin nasıl karıştığına bir kez daha şahit olur. Güney Sibirya’da Minusinsk Müzesi’nde “İskit” bronz plakaları ve kazanları üzerinde günlerce çalışır. Kabil’de, Ak Hunlara ait Surkh Kotal yazıtının önünde huşu içinde durur, ancak bu yazıt geçmiş yıllarda hakkında çok yazı yazdığı barbarların Çin sınırındaki sorunlarını yeniden aklına getirir. Attila ve avatarları çocukluğunun hatırlayabildiği ilk anından beri bir türlü yakasını bırakmıyordu. Bunda bir iş var diye düşündü. Batı dünyası tarihinin Hun gücü altında geçen seksen yıllık bir bölümü vardı. Ancak Kadıköy (Chalcedon) Konseyi’nde toplanan papazlar sadece yüz mil uzakta barbar atlıları Trakya’yı kasıp kavururken neden son derece ilgisiz kalmıştı? İlgisiz kalmalarının sebebi sonradan ortaya çıktı ki Avatarları satın almışlardı. Sadece birkaç yıl sonra, Attila’nın oğlu İrnek’in kesik başı Konstantinopolis’in ana caddesinden zafer alayı eşliğinde geçirilirken zafer alayının askerlerinin neredeyse tamamı Hunluydu! Neden ilgisiz kaldıkları anlaşılmıştı. Bazı yazarlar, Hunların Avrupa’da oynadığı role bakarak geç antik çağdan Orta Çağ’a geçişin sebebi saymalarını haklı çıkarmak zorunda olduklarını hissetmişlerdir. Çünkü ne kadar kötülerlerse kötülesinler Avrupa’yı Avrupa yapan Hunlardı. Hunlar sayesinde bütünlüğü korunan, Galya, İspanya ve Afrika Hunlar ortadan kalkınca çok kısa bir sürede Almanların eline düşecekti. Doğu Orta Avrupa’da Hunların sadece varlığı bile Bizans’ın feodalizasyonunu geciktirdiği söylenir. Bu doğrudur ancak sebebi vardır. Hun askeri gücünün neredeyse tamamının Bizans Ordusu’na katılması feodalizasyonu önlemiştir. Fakat eğer tarihi bir olay ancak kendinden sonra geleni şekillendirirse dikkatleri üzerine çeker. Bu durumda infaz listesinde Mayaların Aztekleri, Vandalların Afrika'yı, Burgonyalıların Albigensleri ve Haçlıların Yunanistan ve Suriye'deki krallıklarının ortadan kaldırılması gerekirdi ama öyle olmadı. Attila’nın “tarih yazdığı” şüphelidir. Eski Rus tarihçileri Hunların “Avarlar gibi birden bire yok olup gittiklerini,” söylerler tıpkı – “sginuli kak obry” - sonsuza dek ortadan kaybolan bir insan hakkında söyledikleri gibi. Bu nedenle, Hunların bin beş yüz yıl sonra bile, birçok bilinmezi ortaya çıkaracağı ihtimalinin birçoklarını rahatsız etmesi garip değildir. Dindarlar, Tanrı’nın Avrupa’ya kestiği ceza olarak gördükleri Attila’yı düşündüklerinde hala tir tir titrerken Alman üniversitesi profesörlerinin hayallerinde Hegel’in, “Weltgeisl zu Pferdes”i (Dünyanın ruhu atlarla) liderlerinin ardından kırıta kırıta yürüyorlar. Onların da zamanı geçmesine rağmen Türklerin ve Macarların bazıları hala büyük atalarını övüyorlar.

Ancak, en tutkulu Hun savaşçıları Sovyet tarihçileridir. Bir yandan Hunları sanki Ukrayna'yı onlar basıp yağmalamış ve önüne geleni öldürmüş gibi lanetlerken diğer yandan “Slav uygarlığı” ilk filizini verirken Hunlara yaptığı acımasız yıkımı hala kapatamamışa benziyorlar. Asılları ne acaba?

Ukraynalılar Macarlardan çok daha fazla Hunludur ve böyle anılmayı da hak ediyorlar!

Tarihe bak da ders al ki seni Osmanlı gibi Rusların eline düşürmesin! Ancak enseyi karartmaya gerek yok. Hunların Osmanlıyı galebesi çağındayız! Sarmatlı Romanos Diogenes, Hunlu Ordu Komutanı Tarkhun Malazgirtte yenilmişti ya…

Biz ne öğrenmiştik?

Biraz Peçenek ve Kumanlar; Mükrimin Halil Yınanç ahlaksızına göre Kürtler vardı da yendik!

Gerçek tarih ne diyor?

Bizans Ordusu neredeyse tamamen Hunluydu, ne Kürdü ne Peçeneği!

Şimdi senin elini öptüğün Malazgirt’te yenilendir!

Vesselam…