Yazdır

NYSSA’LI AZİZ GREGOR İFFET MESELESİ (2)

Gregory kendine has bir doygunluk (eğitimle) ve özgünlükle (entelektualite) cevap aradığı üç soru var:

1. Şeytani yapı (kötülük/fenalık/azgınlık/sapkınlık), 2. İdeal ve gerçek İnsan arasındaki ilişki ve 3. Ruh gerçeği.

İlkini açıklayabilmek için Mısır’lı ilk Hıristiyan âlimi ve din adamı olan Origen’in (MS 184-254) kötülük hakkındaki görüşünden yola çıkar. Erdem (İffet ve Fazilet) ve Kötülük (günaha eğilim ve sapkınlık) iki varlık olarak birbirlerinin zıddı değildirler. Tıpkı ‘varlık’ın ‘yokluk’un zıddı olmadığı gibi. Kötülük sadece bir yokluk olarak vardır. Ama bu nasıl olur da ortaya çıkar? Yani, yok nasıl varlığa gelir? Öyle ya bir şey yoksa muhayyilemizde (aklımızda/kavradıklarımız içinde) de yoktur. Muhayyilede yok olanı muhayyileye nasıl getirebiliriz ki? Bu soruyu cevaplarken Manikheizm’e çok yaklaşır ve maddeyi neredeyse kötülüğün (şeytanın) kaynağı gibi görür. Bu hal Platon’dan ahmak çevirmenler vasıtasıyla Emevi dünyasına oradan da Sufiler eliyle tasavvufa dâhil olur! Böylece kötü Necip fazıl'da olduğu gibi madde, ağırlık yani sıklet demek olur! Fakat bu suçlamaya yol açan pasajlar, uzun vaazlarında ve dini tasavvurunda yaşadığı hafakanların sonucudur. Öyle ki günümüzdeki ardılları Hıristiyan teologları da böylesi bir durumda Şeytan’ı Günah ve Ölümle eşleştirmektedir ki bu gün Hıristiyan dünyasında Şeytan, Cennet ve Cehennem anlayışı yoktur! Sadece kötü ve kötülük anlayışı vardır ki o da sonuçta ölümle toprak olacağından kurtulunacak maddi boyuttur. Bu günkü Hıristiyan Dünyası’na göre onun görüşündeki tek kusur kötülüğü sadece acı çekmenin bir ilahi biçimi olarak görmemesi değil aynı zamanda Tanrı'nın buna bir ölçüde izin verdiğini kabul edememesidir. Fakat bu kusur onun döneminin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü Manikheizm ensesindedir ve böyle bir görüşle ona muhalefet etmenin başarı şansı yoktur. Ancak bu dualizme direnebilecek tek kişi olduğunu da göremez. Hıristiyan dünyasında olan kötülüğün ezeldeki kötü yazgı olduğu anlayışı aynen bizde de vardır. Fakat Hıristiyan dünyasının Manikeizme karşı kötülüğü algılayışı ezeldeki kötü yazgı yerini yokluk ya da acı çekmeye bırakır.

Ancak hiçbir kötü acı çekmez!

Acı çekmediği için yapanın yanında yaptığı kar kalır!

Macciavelli’nin bu gün Batı Dünyası’nın düsturu olan, “Bırakınız yapsınlar bırakınız etsinler,” lafı işte buradan kaynaklanır! Yahudi’nin Yahudi olmayana nasıl “Gomiş” dünyadaki kölelerimiz anlamında bakıyorsa ve bu Gomişler ‘Cennetin Krallığı’nı göremeyecekse Hıristiyan diyalektiğinde de Hıristiyanlar ne yaparsa yapsınlar yanlarında kalacak ve kendi dışındakiler ‘Cennetin Krallığı’nı göremeyecektir! Yahudi öyle ya da böyle ‘Cennetin Krallığı’ vaadiyle her iki dinde de sorumluluk ve ceza kurumunu kaldırmıştır!

Ve DEİZM işte bu saçmalıktan bunalan Batılının nefes aldığı alandır. Ama bunu bizim İlahiyatçı zerzevatın anlaması için 100 değil 500 tekne ekmek yemesi lazımdır!

Peki, burada İffet nerede o zaman?

Gregory’de kötülük anlamını Ruh’un kendiliğinden maddeye özleminde (iştiyakında; materyal dünyaya bağımlılığında) bulur. Fakat maddenin kendisinde değil. Bu nedenle, onun eskatolojisinde (İlahi Adalet/Hesaba Çekilme) maddenin yanıp yok edilmesi olmayacağı gibi insanın da (ruhun) hesaba çekilme ve cezalandırılması olmayacaktır. Sadece ruh ve bedenin altın gibi rafine edilmesi gerekir.

Zihni Archetypal güzelliğin (Yaratılıştaki güzelliğin) aynası olarak görür. Aklın ardından vücut gelir. Akılla ilişkili ve onun hükmettiği bir coğrafyadır vücut. Bu yüzden onun tarafından dönüştürülüp güzelleştirildiğinde, bu sefer aynanın aynası haline gelir ve sonra bu beden maddeyi etkiler ve onunla birleşir. Böylece ve alt seviye kendinden üstüne tabi olduğu sürece Yüce Varlığın Güzelliği her şeye nüfuz eder. Fakat eğer herhangi bir yerde bir kopma meydana gelirse, o zaman madde, artık yukarıdan gelecek etkiyi massetmeyerek, kendi eksikliğini ortaya çıkarır ve o eksiklikten olan şeyleri bedene ve beden aracılığıyla da akla sokmaya çalışır. Çünkü madde kendi içinde ‘biçimsiz ve örgütsüz bir şeydir’. Böylece akıl, Tanrı’nın imajını kaybeder. Ama kopma gerçekleştiğinde kötülük de başlamıştır demektir.

Peki, buna ne sebep oldu?

Akıl ne zaman ve nasıl Tanrı’dan ayrıldı?

Gregory, bu soruyu verdiği cevap bir prensiptir: yaratılan her şey değişime tabidir. Değişme yaratılmamış olanın problemi değildir. Yaratılan yaratıldığından beridir bir değişim içindedir, yani var olmayanın varoluşa çağrılması değişimi tatması içindir. Bu değişim içinde seçim hürriyetini kullanacak ve sorumlu olacaktır! Gregory, insan doğasında olduğu gibi, melekte de ve her ikisinin de sahip olduğu güç özellikle de irade özgürlüğü olduğu müddetçe üstleneceği sorumluluk ve yapacağı seçim hürriyetiyle ilgilenir. Bu da yaratılmıştır, bu da değişecektir. Bu nedenle, ilk olarak yaratılan ve dünyanın gözetimiyle görevlendirilmiş ruhlardan biri- gerçekte de olduğu gibi- gözlerini iyiden uzaklaştırmayı seçince ilk değişiklik olmuş daha düşük bir iyiliğe bakınca kıskanç olmaya başlamıştır. Bütün kötülükler de böylece başlamıştır. Yani Şeytan maddeye meyletmiş ve kötülüğün eğilimi ruhani dünyaya tanıtılmıştır. Ancak adam, yine de Tanrı’ya baktı ve nimetlerle donatıldı (bu, Gregory’nin ‘ideal insanıdır). Ancak alev bir fitili sardığında olduğu gibi, kişi kendi alevinin ışığını alevle azaltamaz, sadece fitildeki yağın suyla karışmasını sağlayarak ışığı köreltir. Düşman da (burada şeytan) Tanrı'nın nimetlerinin azalmasını sağladı. İnsanın iradesiyle kötülüğü (kendininkini) kurnazca karıştırdı. Tanrı, ne olacağını bildi ve ıstırap çekmeye başladı, özgürlüğümüzü, aklın devredilemez mirasını ve dolayısıyla kendi imgesinin bizdeki parçasını yok edemeyeceğini biliyordu. Şeytana mühlet verdi. ”Gregory bunu kötülüğün (şeytanın) başarısına ya da Tanrı'nın zayıflığı ya da kötülüğüne bağlayarak buna bir parça “az akıl” diyor.

Ona göre Cennette hata yapan insan değildir, Tanrı’nın iradesidir ve insan Ruh olarak Yüksek varlıktan maddeye daha düşük varlığa yani bedene muhtaç edilince dünya denen mezellete düşer. Ama bu İlahi isteğin sonucudur. İnsanın yapabileceği bir şey yoktur!

Tanrı’nın ıstırap çekmesi, Kur’an da daha değişik sunulur: “İnsan günaha meyletmekle kendine eza cefa eder! Kendine eza cefa edenden daha kötü kim olabilir,” ya da “Allah keyfinden ceza vermez cezanızı siz kendiniz alırsınız,” cinsinden söylemler Hıristiyan eskatolojisine ters çevrilerek sokulduğu açıktır. Sonuçta irade varsa sorumluluk kaçınılmazdır. O zaman da otomatikman devreye yargılama ve ceza ve mükâfat girer. Bu yoksa hırsız nasıl cezalandırılacak? Hıristiyanlıkta ceza yok çünkü!

Acunun 28’lik karısı bir ayda 750 000 TL harcayacak ve ceza yok!

Ya da çalanlar çırpanlara ceza olmayacak!

Ya da çaldığında zekâtını, sadakasını verir çokça da namazını eda edersen ceza olmayacağını irade buyuran din büyüğümüzün dediği gibi mi?

Ya da 2023’e kadar ilk yüze iki üniversite sokarız diyen TUBITAK Başkanı gibi mi?

Ya da bütün suçu FETÖye yükleyip sütten çıkmış ak kaşık gibi olmak gibi mi?

Ya da iki çocuk doğurtan herifi bırakıp başkasıyla kırıştırıp umreye gitmek gibi mi?

Ya da adamla kavga edip o gece felekten bir gece çaldıktan sonra darp raporu almak gibi mi?

Almanya’ya federasyonu tartışmaya gidenlere bağırırken gidenlerin kervanına katılmak gibi mi?

 

Musaya karşı gelip Tevrat’ı değiştirenlerle akrabalığınız mı var?

 

Yoksa Hıristiyanlığı batıranlarla mı akrabalığınız var?

 

Anladık Türk kesinlikle değilsiniz de….

 

Mesele etnisite değil azizim “MUTEBER” insan olup olmamakla ilgilidir…

 

Eskiden böyle denirdi hatırlayan var mı?

 

Siz değil size alkış tutanlar iffetsiz…

Siz devam…

 

Not: İlk 500’e Üniversite soktuk diyen Medya zırıltısına bakmayın ilk 1250 Üniversite arasındaki sıralama şöyledir:

518 Hacettepe

606 Bilkent

620 Dokuz Eylül

624 Erciyes

728 İstanbul Teknik Üniv.

801 Ankara Üniv.

814 Ege Üniv.

823 Gazi Üniv.

847 ODTU

911 Boğaziçi

937 Marmara

951 Sabancı

1000 Yıldız Teknik

1400 Koç