ALLAH İLE KANDIRMAK (2)

Hz. Muhammed, Hz. Ali, Ebazer, Cafer-i Sadık, Cüneydi Bağdadi ve Şibli…

Kol böyle gidiyor. Bu kol Velayetin gasp edildiğinin sanıldığı bir anda aşkın aklın idrak sınırlarını zorlayarak ayağa kalkıp isyanını temsil eden koldur! Ve Aşkın isyanını şiiriyle FUZULİ bize haber yapar! Su Kasidesi işte bu isyanı anlatır; yoksa anlatılan zırvalıkları değil! İsyan kolu Azerilerle şaha kalkmıştır ve Azeriler Hz. Muhammed Hz. Ali Ebazer yolundan sonra Velayeti ve tasavvuf aşkını savunan ilk Türk gurubudur! Asla da dönmediler, geriye bakmadılar, yanımda kim var demediler. Kalktılar ve kelleyi vermeye yürüdüler. İsyanı bastıran güruh ise lanetle yaftalandı. 5. Emevi halifesi Ömer bin Abdülaziz hariç bütün Emevi ve Abbasiler gâvur parasıyla on para etmezler işte bu yönden!

 

Emeviler namaz kılmanın faziletini anlatıp namaz kılmayanın dini olmaz, namaz kılanın her namazda günahları dökülür misli hazan nakaratlarıyla Müslümanları camide toplama gayretinin altında Müslümanları camiden kontrol etme niyeti vardı. Aynen şimdi gibi camiye gelmeyenin fişlendiği gibi.

Bütün rant camiden dağıtılıyor yani…

Camiye gelmeyen şefaate nail olamazdı..

Böylece şefaat müessesesini icat ettiler.

Ama ne diyordu Efendimiz kızına:

“Ey Resulullah kızı Fatma! Sen de kendini Allah’tan satın almaya bak; zira senin için de bir şey yapamam.” Manasına gelen hadis (Buharî, Vesâyâ 11; Tefsir (26) 2; Müslim, İman 348-352). Ortada böyle müthiş bir hadis dururken şefaat hadisleriyle ilgili İslam ümmetinin ittifakının kıymet-i harbiyesi olur mu?

            Abbasilerden Muvaffak’ın veliahtlığı sırasında onun arkadaşlarından olduğu ve daha sonra hacipliğini yaptığı bilinmektedir. Devlet kademelerinde hızla yükselen Şıbli Rey’e bağlı Dünbâvend’de valilik yaptı. Allah için Emevileri alaşağı eden Abbasoğulları da yoldan çıkınca valilik görevini bıraktı. Devrin sufilerinden Hayr en-Nessâc’ın sohbetlerine katılarak tasavvufa yöneldi. Hucviri’nin kaydettiğine göre Cüneyd-i Bağdadi’ye büyük hayranlık duyan Hayr en-Nessâc, Şiblî’yi onun yanına gönderdi. Böylece Şiblî, tasavvuf eğitimini devrin en ünlü sufisinin yanında tamamlama imkânına kavuştu.

Cüneyd’in, “Her topluluğun bir tacı vardır, sufilerin tacı da Şıbli’dir” sözü onun tasavvufta ulaşmış olduğu makama işaret eder.

Şiblî sadece tasavvuf eğitimiyle yetinmeyip yıllarca hadis ve fıkıh okumuş, İmam Mâlik’in el-Muvatta’sını ezberlemiştir. Ebû Abdullah Muhammed er-Râzî, “Sûfîler içinde Şiblî’den daha âlim bir kimseyi görmedim” demiştir. Fakat daha sonra fıkıh ve hadis ilimlerini reddetmesi kendisinden sonraki pek çok sufiyi etkilemiştir. Gerçeğe ulaşmada bu iki ilmi yetersiz gören Şıbli’ye göre gerçek fıkıh Allah ile kul arasındaki halleri açıklayan Fıkh-ı ilâhîdir; ancak bu ilmi öğretecek fakih yoktur. Kur’an ayetlerinin manaları üzerinde yoğun bir biçimde düşünerek okumayı tavsiye eden Şıbli’nin bu usulle kırk üç yılda Kur’an’ın ancak dörtte birini okuyabildiği kaydedilmektedir. Kaynaklarda onun bazı ayetler için yaptığı işari tefsirler nakledilir.

Bir deli çıktı: Şıbli

Öyle diyor kendisi; “Beni, Hallaç’ı ve Nuri’yi akla vurdular. Ben ve Hallaç aynı şey idik, beni divaneliğim kurtardı, onu aklı batırdı.”

Ebubekir Şibli Hazretleri, Türk asıllı bir ailenin çocuğu olarak 861’de Samerra’nın Şibliye köyünde doğma. Yani babası Samerraya getirilip askerlik vasfından faydalanılanlardan, adı da Yunus.

Şıbli… Deli Şıbli…

Üçü de Azeri… Yani, Yani Türkmen…

Halife Cuma’ya giderken, arkasından, “Ben .bnelerin namaz kıldığı cami’de bulunmam!” dedi. (A. J. Arberry, Mystics of İslam)

Halife adamını gönderdi. Halife arkadaşıydı üstelik.

Elçi geldi Şıbli’ye, “Halife’yi neden kötülersin?” dedi.

Şıbli; “Siz kötüyü bertaraf etmek için geldiniz onlardan da (Emevilerden) kötü çıktınız. Niyeti ve ameli bozuk olandan halife olmaz!” dedi.

Elçi; “Neresi kötü?” dedi.

Şıbli; “Emevilerin yaptığını reddederek geldiğiniz iktidarda onlardan daha iyi ne yaptınız?” dedi.

Elçi cevap veremedi.

Elçi; “Niye Müslümanlar arasında ayrılık yaratırsın. Bırak insanlar namazını kılıp cennet hayaliyle yaşasın sana ne bundan?” dedi.

Şıbli; “Eylemi kötü olanın yolu küfürdür. Küfrün arkasında duran da fetvasına uyan da müslüman değildir,” dedi.

Elçi; “Halife’nin yolunda giden ardında namaz kılan cennete gidemez mi yani,” diye sordu.

Şıbli; “Bu halifenin arkasında duran hiçbir yalaka gidemez!” dedi.

Elçi; “Hayır, cennet sadece namaz kılanlara vaat edilmiştir,” deyince, Şıbli şu soruyu yöneltti ve halife’den bu soruya cevap vermesini istedi:

Kerbela’nın 73. şehidi kimdir?”

 

Abbasi halifesi bir daha adam göndermedi, gönderemedi.

Sadece Hallac’ı öldürttü.

Bu bir gözdağıydı.

Ama soru cevaplanmamıştı!

Sorunun cevabı neydi peki?

Cevap şuydu!

Konu ile ilgili İslam kaynakları genellikle Emeviler döneminde yazıldığından hepsi uydurma ve beş para etmez! O zaman sorunun cevabını Sufi kaynaklarında, Şii kaynaklarında, dönemin Yahudi ve Süryani kaynaklarında aramalıyız. Bu kaynakların tamamının ortak yazdığı doğrudur! Ortak kayıtlar da şöyledir:

Kerbela’da birebir savaşta çok fazla kayıp veren Ömer bin Sa’d’ın ordusu Yezid’in yakın akrabası Kufe Vali danışmanı Şimr bin Zi’l Cevşen’in emriyle toplu hücuma geçti. Ok ve mızraklar Hz. Hüseyin’in üzerine yağmaya başladı. Sinan bin Enes en-Nehai veya Şimr bin Zi’l Cevşen Hz. Hüseyin’i kafasını kılıçla keserek öldürdü. Kafası mızrağa takıldı ve herkese gösterildi. Üzerindeki değerli eşyalar alındı ve yarı çıplak bırakıldı. Ubeydullah bin Ziyad’ın emriyle Hüseyin’in cesedi atlara çiğnetildi. Daha sonra Yezid’in askerleri çadırlara girdiler ve yağmaladılar. Ölen 72 kişinin cesedini öylece bırakıp Şam’a hareket ettiler. Ertesi gün korkudan sessiz kalan El-Gadiriye köylüleri cesetleri defnettiler. Kadınlar ve çocuklar yargılanmak üzere sürüklene sürüklene Şam'a götürülüyordular. Muamele çok kötüydü. Şimr bin Zi’l Cevşen’in emriyle Şam’a varana kadar su ve yiyecek verilmesi yasaklanmıştı. Ölüm kaçınılmazdı. Ancak Hz. Hüseyin ve askerlerinin kaybının acısı yürekleri dağladığından kimsenin suyu düşünecek hali yoktu. Şam’la Kufe arasında tam orta yolda bir Yahudi köyü vardı. Askerler su ve yiyecek için köyde konakladılar. Köyün lideri 96 yaşında bir Yahudi idi. Köyün bir adeti vardı. Köyden kim geçerse ister asker ister sivil ister Yahudi ister Mecusi herkese ama herkese su ve yiyecek ikram edilirdi. Askerlere su ve yiyecek verildi sıra esirlere gelince askerler izin vermediler. Durum Şimr bin Zi’l Cevşen’e yansıtıldı.

Şimr bin Zi’l Cevşen; “Onlara su ve yiyecek yasak,” dedi.

Köyün ihtiyar reisi; “Bu bizim yüzyıllardır geleneğimiz, geleneğimizi kellemizi versek dahi bozamayız,” dedi.

Şimr bin Zi’l Cevşen; “O zaman kellenizi alırız,” deyince kılıçlar çekildi ve iki taraf savaşa tutuştu.

Savaşın olanca dehşeti içinde Şimr bin Zi’l Cevşen köyün ihtiyar reisini yakaladı ve kılıcı boynuna olanca şiddetiyle indirdi.

Tam o sırada perde açıldı ve ihtiyarın karşısında Fahri Kâinat belirdi. İhtiyara elini uzatıyordu.

 

İhtiyar; “Aman, ya Resulallah,” dedi ve oracıkta canını verdi.

 

İşte Kerbela’nın 73. Şehidi bu ihtiyardır.

Bu adam hayatında bir kere bile kelime-i şahadet getirmedi, hiç namaz kılmadı, hiç oruç tutmadı, hiç hacca gitmedi ve hiç zekât vermedi. Senin hesaba göre bu ehl-i küfür, Allah’ın hesabına göre ise kavlinden dönmeyen şehit.

 

Ne Alevilerin söylediği doğrudur ne de Emevi yaftalı İslam kaynaklarının.

 

Bunun kaynağı mı???

 

İki tane verebilirim Mevlana türbesinin son türbedarı Mehmet Efendi. Haluknur Baki hocamın evlerinde vefat etmiştir. Kendisinden şahsen dinlediğime göre ben üçüncü ağız oluyorum! İkincisi Haluknur Baki Hocamın tanıştırdığı sohbetine nail olduğum Ahmet Davudoğlu efendidir. Arvasların akrabası ve Hazretin benden sonra Gavslık bitti olsa idi Ahmet olurdu dediği adamdır.

  

Tutuklular bir seneyi Şam’da zincirde geçirdiler. Hz. Hüseyin'in 4 yaşındaki kızı Sakine bin Hüseyin bu acıya dayanamayarak vefat etti.

Emevi yaftalı İslam kaynakları yerel halkın tutukluları hapiste yalnız bırakmadığını ve Zeynep bin Ali ile Ali bin Hüseyin’in her gelen ziyaretçiye Hz. Hüseyin’in haklı davasını anlattıklarını yazar. Doğru değildir. Bir kısmı da Zeynep bin Ali’nin esirlikte öldüğünü. Bunların hiç biri doğru değildir!

Doğru olan Mısır’ın, Suriye ve Irak’ın nerede ise tamamı olaydan hiç gıkını çıkartmaz iken yeni müslüman olan beldelerde isyan hareketleri başlayınca Yezid korkudan ne yapacağını bilemedi. Tutukluları serbest falan da bırakmadı. Medine’ye de göndermedi.

 

Sattı, Sattı

Hem de BİZANSA!...

 

Emevi ve Abbasi DÖLLERİ İŞTE BU KADAR KAHPEDİR!...

 

Emevi Cami’sinde namaz kılan da o kadar!...

Bizans İmparatoru kızları birkaç ay yedirdi içirdi.

Sonra Komutanlarına peşkeş çekmeye niyet etti.

Sabahında iki kız da zindan odalarında ölü bulundular.

Ve Aziz ilan edilerek, Kliselerden birinin haziresine gömüldüler.

Ne yazık ki biz onları bu gün Hıristiyan AZİZE’si OLARAK TANIYORUZ!...

 

Alevi vatandaşların bunu bilmeden sallama Alevilik yapması kadar içime dokunan bir şey yoktur!