Yazdır

Yaşarken gösterilmeli vefa..

   Sevda nedir, aşk nedir? 
   Sevda ya da aşk nefeste, tende, bedende midir?   
   Sahi sizce nedir?      
   Çocukluğumun ilk yıllarında okuduğum bir kitap hayatıma yön vermişti.  Hafızam nisyan ile malul değilse eğer, galiba Max Frish’di yazarı!
 ‘Çarpık Sevda’ydı kitabın adı. Bu kitapta farklı bir sevda anlatılıyordu. Adın
ı hatırlayamadığım birinin makinelere olan tutkusunun sevdaya dönüşmesini vurguluyordu. 
 
*  
   On yıllar önce tanıdığım Sabri Şenevi’ni her gördüğüm zaman nedens
e bu kitap aklıma gelir. 
   Beni mazinin anaforlarında gezdirir. 
 
   Sabri Şenevi bir başka sevdaya tutkulu. 
Onun ki de bir ‘Çarpık sevda’ mı acaba?  
 
   Yedi yaşında tanışır sinemayla.. Bir tutkudur o zamanlar Sabri Şenevi için sinema..
  Babasının kiraladığı dükkanın sahibi vesile olur ve Sabri Şenevi kendini makine dairesinde bulur. 
   Film makinelerinin takırtısı hayatının en güzel nağmeleridir artık..  
  Siyah beyaz perde onun sevdasıdır. Sonra renkli filmler gelir ülkeye.. 
   Sabri daha bir vurulur beyaz perdeye..  
   Böyle başlamıştır Sabri Şenevi’nin sevdası..  Babası, “Okula gideceksin” der.  Sabri şenevi: “ Tamam, ama sinemaya göndereceksen giderim” diye itiraz eder.
 
   Herkesin bir hayat hikâyesi vardır. Hayat hikâyeleri beyaz perdedeki filmlere benzer.
   Kimi siyah-beyazdır. kimi renkli.  
   Sabri Şenevi’nin hayat hikâyesinin film kareleri hep renklidir.  Spora sevdalanır. 
   Bu bir ara geçiştir. Adana ve Türkiye şampiyonu olur.
 Spor tutkusu bir uvertürdür. Fragman bitince spor makinesini durdurur!
   Sinema tutkusu ise yüreğini yakıp kavurmaktadır için için. 
 
*  
   60’lı yılların ilk demlerinden taa bu güne sinema Sabri’dir, Sabri sinemadır..
   Bu her aklın almayacağı bir sevdadır.
 
   Ata yadigârı bir ev kalmıştır. 
‘Varoş’ tabir ettikleri bir yerlerin, tenha bir sokağının  izbe bir köşesinde. 
   Sabri Şenevi taçlandırır sevdasını gönlünce.  O baba yadigârı ev artık Sabri-Sinema sevdasının mabedi olmuştur.  Kutsiyet atfetmiştir Sabri Şenevi o izbe yere dilediğince.. 
 
   O ev süreçte donanır, gönenir, gelinlik giymiş gibidir duvarlarını film fişleri süsledikçe.
    Film ruloları, yığın yığın olmaktan kurtulup istiflenmiştir. 
   Afişler, bilek gücüyle birer birer duvarlardaki yerlerini alırlar.  
  Kasetler, kartuşlar dahası devrin teknolojisine ayak uyduran CD’ler , birlerle başlamışlardır serüvene, şimdi olmuşlardır on binlerce.. 
   Ev, ev olmaktan çıkmıştır gayri. 
   Tevazu içinde bir müze fırsatı sunmuştur gelip iden misafirlere..   
*  
Adana bu! Mum misali kör yanar dibine.. 
 
   Sabri Şenevi’nin Film Evi müze gibidir dedim ya.. 
   Dikkatini çeker sanatseverlerin.. Ta başka başka diyarlardan gelir sinema ve film ustaları. 
   Türkan Şoray bile duymuştur Sabri Şenevi’nin sevdasını.. 
  Dahası Türkan Şoray’ın ilk seyrettiği filmi ve afişini bile armağan olarak sunmuştur Sabri Şenevi..  
   Üniversitelerden gelirler.  
  Söyleşi düzenlerler.. 
  Kısa kısa filmler çekerler..      
  Peki ya Adanalılar?  
 
  Sabri Şenevi’nin bilenler pek ala bilirler. Derken siyasiler de işitirler. Siyasetçiye reklam gerek. Kullanmak için olay ve insan gerek.  
 
   CHP’li ileri gelenler  gelirler.. 
Köylerde sanat etkinliği düzenleyeceklerini söylerler. Anlaşmaya varırlar. Sonra bir köye gidilir. Sabri Şenevi’nin mesarifi ödenir. 
   Gazetecilere bülten gönderilir. Sözüm ona CHP kültürel etkinlik düzenlemiştir.  
  Sonrası?  
  Sonrası sanatsal etkinlikler siyasetin reklam unsuru olarak konu mankeni haline getirilmiştir.      
  Ya kültür söylemini
 dillerinden 
düşürmeyen belediye başkanları?    
 
   Onlar da siyasi değiller mi yahu?  
   Sanat derler, kültür derler, milyonları  proforma faturalarla gider hanesine işlerler.. 
 
   Üstüne üstlük Sabri Şenevi’ne bir takım  sözler verirler..  Lakin siyasetçi sözüdür bu!
 Seçimden seçime hatırlanması gereken dosyalar arasına konulur eni konu! 
 
*  
  Sabri Şenevi şahsi gayretleriyle sinema sevdasını bu günlere getirmiş ve Adana için bir değer üretmiştir.  
 
   Diğer şehirlerin üniversitelerin Sinema bölümleri öğrencilerini gönderirler. Sabri Şenevi’nin müze-evinin filmleri, kısa filmleri çekilir.  Lakin Çukurova Üniversitesi’nin entel dantel öğretim etkili ve yetkilileri bihaberdir! 
 
   Bu hayli pahalı sevdanın bedeli ise Sabri Şenevi’nin baca ustalığı ile karşılanır. 
Şenevi, kebapçı bacası yapar, tıkanan bacaları açar. Üç-beş kuruş kazanır, çar- naçar!  
   Onu da afişlere, filmlere, sinema makinelerine harcar.  
 
*
    Ne dedim ben? 
    Galiba sürç-ü lisan eyledim! 
  “Yaşarken gösterilmeli vefa” mı dedim?   
   Galiba ‘herze’ yiyip, halt ettim. 
 
   Vefa:  İstanbul’da bir semt.  Buralardakiler boza içmesini de bilmezler elbet.  Bozayı bilmeyenden vefa beklemek abesle iştigal etmek demek!  
 
*
    Bu kentin etkili ve yetkilileri ne hikmetse rehber edinirler kendilerine ölmüş Adanalı sanatçıları, popüler olmuş büyükleri!
 
  Oysa bilmezler ki bu sanatçılar çektikleri sıkıntılardan ‘İllallah’ diyerek terk etmişlerdir bu kenti!  
   Sağlığında kimsenin umurunda bile değildir, bu insanların k ne yiyip ne içtikleri!
    Öldükten sonra mezar taşının başında ağıtlar yakmaktır timsahın gözyaşlarıyla onların tek bildiği!  
 
*
   Zinhar yanlış anlaşılmasın Sabri Şenevi’nin yok kimseden bir şey beklediği.. 
   Bütün istediği biraz sevgi, biraz ilgi.. 
   O zaten sinema sevdasının sadık bendesi.
 
   Aşkı beyaz perde, maşuku filmler ve afişler..
   Böyle gelmiş Sabri Şenevi’nin hayatı böyle gider..
   Elbet bulunur ardından, demeç verip nutuk çekenler de..
  Dua edenler de.. 
  O renkli film de bitecek elbet bir yerde!      
   Sevda nedir, aşk nedir? 
   Sevda ya da aşk nefeste, tende, bedende midir?   
   Sahi sizce nedir?      
 
   Çocukluğumun ilk yıllarında okuduğum bir kitap hayatıma yön vermişti.  Hafızam nisyan ile malul değilse eğer, galiba Max Frish’di yazarı!
 ‘Çarpık Sevda’ydı kitabın adı. Bu kitapta farklı bir sevda anlatılıyordu. Adını hatırlayamadığım birinin makinelere olan tutkusunun sevdaya dönüşmesini vurguluyordu. 
 
*  
   On yıllar önce tanıdığım Sabri Şenevi’ni her gördüğüm zaman nedense bu kitap aklıma gelir. 
   Beni mazinin anaforlarında gezdirir. 
 
   Sabri Şenevi bir başka sevdaya tutkulu. 
Onun ki de bir ‘Çarpık sevda’ mı acaba?  
 
   Yedi yaşında tanışır sinemayla.. Bir tutkudur o zamanlar Sabri Şenevi için sinema..
  Babasının kiraladığı dükkanın sahibi vesile olur ve Sabri Şenevi kendini makine dairesinde bulur. 
   Film makinelerinin takırtısı hayatının en güzel nağmeleridir artık..  
  Siyah beyaz perde onun sevdasıdır. Sonra renkli filmler gelir ülkeye.. 
   Sabri daha bir vurulur beyaz perdeye..  
   Böyle başlamıştır Sabri Şenevi’nin sevdası..  Babası, “Okula gideceksin” der.  Sabri şenevi: “ Tamam, ama sinemaya göndereceksen giderim” diye itiraz eder.
 
   Herkesin bir hayat hikâyesi vardır. Hayat hikâyeleri beyaz perdedeki filmlere benzer.
   Kimi siyah-beyazdır. kimi renkli.  
   Sabri Şenevi’nin hayat hikâyesinin film kareleri hep renklidir.  Spora sevdalanır. 
   Bu bir ara geçiştir. Adana ve Türkiye şampiyonu olur.
 Spor tutkusu bir uvertürdür. Fragman bitince spor makinesini durdurur!
   Sinema tutkusu ise yüreğini yakıp kavurmaktadır için için. 
 
*  
   60’lı yılların ilk demlerinden taa bu güne sinema Sabri’dir, Sabri sinemadır..
   Bu her aklın almayacağı bir sevdadır.
 
   Ata yadigârı bir ev kalmıştır. 
‘Varoş’ tabir ettikleri bir yerlerin, tenha bir sokağının  izbe bir köşesinde. 
   Sabri Şenevi taçlandırır sevdasını gönlünce.  O baba yadigârı ev artık Sabri-Sinema sevdasının mabedi olmuştur.  Kutsiyet atfetmiştir Sabri Şenevi o izbe yere dilediğince.. 
 
   O ev süreçte donanır, gönenir, gelinlik giymiş gibidir duvarlarını film fişleri süsledikçe.
    Film ruloları, yığın yığın olmaktan kurtulup istiflenmiştir. 
   Afişler, bilek gücüyle birer birer duvarlardaki yerlerini alırlar.  
  Kasetler, kartuşlar dahası devrin teknolojisine ayak uyduran CD’ler , birlerle başlamışlardır serüvene, şimdi olmuşlardır on binlerce.. 
   Ev, ev olmaktan çıkmıştır gayri. 
   Tevazu içinde bir müze fırsatı sunmuştur gelip iden misafirlere..   
*  
Adana bu! Mum misali kör yanar dibine.. 
 
   Sabri Şenevi’nin Film Evi müze gibidir dedim ya.. 
   Dikkatini çeker sanatseverlerin.. Ta başka başka diyarlardan gelir sinema ve film ustaları. 
   Türkan Şoray bile duymuştur Sabri Şenevi’nin sevdasını.. 
  Dahası Türkan Şoray’ın ilk seyrettiği filmi ve afişini bile armağan olarak sunmuştur Sabri Şenevi..  
   Üniversitelerden gelirler.  
  Söyleşi düzenlerler.. 
  Kısa kısa filmler çekerler..      
  Peki ya Adanalılar?  
 
  Sabri Şenevi’nin bilenler pek ala bilirler. Derken siyasiler de işitirler. Siyasetçiye reklam gerek. Kullanmak için olay ve insan gerek.  
 
   CHP’li ileri gelenler  gelirler.. 
Köylerde sanat etkinliği düzenleyeceklerini söylerler. Anlaşmaya varırlar. Sonra bir köye gidilir. Sabri Şenevi’nin mesarifi ödenir. 
   Gazetecilere bülten gönderilir. Sözüm ona CHP kültürel etkinlik düzenlemiştir.  
  Sonrası?  
  Sonrası sanatsal etkinlikler siyasetin reklam unsuru olarak konu mankeni haline getirilmiştir.      
  Ya kültür söylemini
 dillerinden 
düşürmeyen belediye başkanları?    
 
   Onlar da siyasi değiller mi yahu?  
   Sanat derler, kültür derler, milyonları  proforma faturalarla gider hanesine işlerler.. 
 
   Üstüne üstlük Sabri Şenevi’ne bir takım  sözler verirler..  Lakin siyasetçi sözüdür bu!
 Seçimden seçime hatırlanması gereken dosyalar arasına konulur eni konu! 
 
*  
  Sabri Şenevi şahsi gayretleriyle sinema sevdasını bu günlere getirmiş ve Adana için bir değer üretmiştir.  
 
   Diğer şehirlerin üniversitelerin Sinema bölümleri öğrencilerini gönderirler. Sabri Şenevi’nin müze-evinin filmleri, kısa filmleri çekilir.  Lakin Çukurova Üniversitesi’nin entel dantel öğretim etkili ve yetkilileri bihaberdir! 
 
   Bu hayli pahalı sevdanın bedeli ise Sabri Şenevi’nin baca ustalığı ile karşılanır. 
Şenevi, kebapçı bacası yapar, tıkanan bacaları açar. Üç-beş kuruş kazanır, çar- naçar!  
   Onu da afişlere, filmlere, sinema makinelerine harcar.  
 
*
    Ne dedim ben? 
    Galiba sürç-ü lisan eyledim! 
  “Yaşarken gösterilmeli vefa” mı dedim?   
   Galiba ‘herze’ yiyip, halt ettim. 
 
   Vefa:  İstanbul’da bir semt.  Buralardakiler boza içmesini de bilmezler elbet.  Bozayı bilmeyenden vefa beklemek abesle iştigal etmek demek!  
 
*
    Bu kentin etkili ve yetkilileri ne hikmetse rehber edinirler kendilerine ölmüş Adanalı sanatçıları, popüler olmuş büyükleri!
 
  Oysa bilmezler ki bu sanatçılar çektikleri sıkıntılardan ‘İllallah’ diyerek terk etmişlerdir bu kenti!  
   Sağlığında kimsenin umurunda bile değildir, bu insanların k ne yiyip ne içtikleri!
    Öldükten sonra mezar taşının başında ağıtlar yakmaktır timsahın gözyaşlarıyla onların tek bildiği!  
 
*
   Zinhar yanlış anlaşılmasın Sabri Şenevi’nin yok kimseden bir şey beklediği.. 
   Bütün istediği biraz sevgi, biraz ilgi.. 
   O zaten sinema sevdasının sadık bendesi.
 
   Aşkı beyaz perde, maşuku filmler ve afişler..
   Böyle gelmiş Sabri Şenevi’nin hayatı böyle gider..
   Elbet bulunur ardından, demeç verip nutuk çekenler de..
  Dua edenler de.. 
  O renkli film de bitecek elbet bir yerde!