Türkiye iki partili sistemle A.B.D yolunda!

Okurlar hatırlarlar. Geçmişte Türkiye’de sistemin (Batı) iki partili sistemi arzuladığını yazmıştım.

Türk Sözü Dergisi sayı:14. O zamanlar birileri her zaman olduğu gibi “Hadi canım sen deee” demişler ve müstehzi tavırlarını sürdürmüşlerdi.

 Yüzlerindeki alaylı gülümseme ve küçümsemeyi bugün gibi hatırlarım.

 Şimdiki siyasi uygulamaları görenler “Yahu galiba yine haklı çıktın” derken bile yüzlerindeki burukluğu hissetmek mümkün.

 Evet kim ne derse desin Türkiye iki partili sisteme doğru gidiyor.

  AKP’nin koltuk değnekliğini üstlenen MHP merkezdeki Demokrat Parti oluşumu gibi..

CHP’nin merkez sağa kayarak açılması ve bu konuda kuruluş ilkelerinden ödün vermesi de soldaki Cumhuriyetçi partiyi hatırlatıyor.

 Demokrat ve Cumhuriyetçi parti örneklemesi ise bize iki partili sistemin uygulandığı ülkeleri anımsatıyor. (ABD)

 

‘Üniter devlet’ ilk adımdı.

 

Öte yanda Bütünşehir Uygulamaları, Eş başkanlık yaptırımları ve 12 Eylül’ün hemen sonrasında Özal tarafından gündeme getirilen Federasyon söylemleri Bütünşehir Yasası ile uygulamaya konulmuştur.

Dikkat buyrun 12 Eylül dönemine kadar bu ülke ‘Ulus devlet’ idi. 12 Eylül’den sonra birileri ‘Üniter yapı’ söylemini alışkanlık hâline getirdiler.

 Üniter yapı ne demekti?

Değişik ünitelerin birleştirilmiş hali.

 Yani bu üniteler bir gün ayrılabilirlerdi!

İşte üniter yapı uygulamasının bir sonraki aşaması Bütünşehir yasası ile eyaletler sistemine geçiş ve daha ötesi ise Federasyon halinde bir uygulama.

 Siz AKP’li milletvekillerinin Almanya gezisi ile ilgili olarak “Federasyon sistemini araştırıyorlar” demeçlerinin laf olsun diye söylendiğini mi sanıyorsunuz?

Vallahi o zaman pek aldanıyorsunuz.

*

Peki ya Cumhuriyetçi Kılıcdaroğlu’nun Sosyalist Enternasyonal’deki konuşmasında “Kürt meselesi uluslararası platformlarda Filistin meselesi gibi ele alınmalıdır” söylemini de mi hatırlamıyorsunuz?

Bu gidişata ne cumhuriyetçi parti ne de milliyetçi parti Bütünşehir Yasası’na ‘dur’ dememiş, diyememiş, diyemediği bir yana balıklama sistemin tuzağına düşmüştür.

Sistem, toplum mühendisleri tarafından adım adım uygulamaya konulmaktadır.

 Bugün ana muhalefet görevini üstlenen CHP’nin içindeki küskünlerin DSP faktörünü gündeme getirmeleri temelde iktidarın işine yarayacaktır.

 Ha keza sistem AKP karşıtı olarak Saadet Partisi’nin desteklenmesine karşı hamle yaparak Refah Partisi’ni sahaya sürmüştür.

 Genel seçim arifesinde AKP tarafından fonlanarak kurdurulan küçük partiler de bu kategoriye dahildir.

 Özellikle sağ kesimde fonlanan partiler o zamanlar MHP’yi bölme ve “ne koparabilirsek kardır” mantığı ile kurulmuştur. MHP tehlikesi bertaraf edildiğine göre bunların hükmü kalmamıştır. Öyleyse beslemeye de gerek yoktur!

 Demokratik sistemde siyasi partilerin seçime katılmak gibi hakları yok mudur?

Elbet vardır.

 Ancak siyasi partileri seçim arifesinde Matruşka’ya çevirmek de sistemin uygulayıcısı toplum mühendisleri tarafından yapılan önemli bir hamle olarak dikkat çekmektedir.

 AKP’nin yüzde 30 küsurlara gerilemesi halinde dördüz doğuracağı beklentileri siyasi ortamı kaosa çevirerek kaostan istenilen düzeni yaratma maksadını kamufle etmeye yöneliktir.

 Türkiye’de önümüzdeki yıllarda iki ana parti kalacak diğer partiler de marjinal parti olarak siyaset sahnesindeki yerlerini alacaklardır.

 

 Evet, sistem Menderes’in ağzından söylettiği sözün arkasındadır.

“Türkiye küçük Amerika olacaktır”.

 Lozan’ın reddederek Sevr’i gündemde tutmanın maksadı da budur.

Bütünşehir yasası ile uygulamayla başlatılan ve “Yeni Türkiye” maskesi ile gizlenen 2023 hedefi olarak topluma şırınga edilen de Türkiye’deki ABD’dir.

 Yani: “Anadolu Birleşik Devletleri”

İşte size sağıyla, soluyla bütün partilerin ve sözüm ona demokratik kitle örgütlerinin söyledikleri özgürce ve kardeşçe yaşam söylemlerinin makyajlanan gizemi!

Bilirim imdi birileri soracaklardır.

 "Bu ülkede Ak sakallılar yok mu?"

Yok.

 "Ak Saçlılar' 'Ak sakallı' olduğu günden beri yoklar!