Bir bayram yazısı...

Bayram mı gelmiş?

Hani “bayram, bayram.”. diyorlar ya..

Deyip de ahkam kesiyorlar ya…

 Eski kaşalotlar da “nerde o eski bayramlar” diye başlamıyorlar mı?

Al başına bela..

Hem de berzahından!

*

Bir zamanlar bayramlarda kartpostal gönderilirdi.

 Şimdi elektronik mektupla işler ucuza mal edilir oldu.

 Varsıl babalarla analar, nineler ve dedeler elbet evlatlarına ve torunlarına hediyeler alırlar.

O vakitler çağın gereği beyaz mendiller alınırdı ve elden para vermek ayıp olduğu için harçlıklar mendilin içen konulurdu.

 Borçlu bile borcunu zarfın içinde verirdi.

Parayı elden alıp vermek günlük işlerin dışında ayıp sayılırdı.

*

 Her vakit kendi kurallarını sırtında taşır.

 O zamanlar öyleydi. Şimdilerde parası olan ATM’lerde Eft ile harçlık gönderiyor.

Olmayan da evinde oturup cigaranın dumanında çare bulamadığı yoksulluğuna hayıflanıyor.

*

Kelimeler anlamını yitirdi.

 Şimdi semboller konuşuyor.

Lütfen babında nezaket icabı da olsa “Teşekkür ederim yerine klavye başlarında “tşk” yazmak yetiyor.

Nah yetiyor!

‘T’ ve ‘’ş’ den sonra ‘’e’ yerine ‘’a’ koy da yetip yetmediğini anla!

*

Kim demişti yahu?

“Bildiğiniz kelimeler kadar anlamlıdır dünya”

Ehh nasıl olsa bizler 200 küsur kelime ile hayatı idame ettiriyoruz ya!

Anlayana yeter işte bu kadar anlamlıdır eskisiyle/yenisiyle bayramlar da…

*

Bayram sevenleri ve özlenenleri kavuştururmuş!

Öyle der dedelerle nineler.

Sevgi olursa eğer mesafeler izafidir yok olur gider.

*Bazen yanı başınızdakilerle öylesine uzaklaşırsınız ki ile aranızda  fersahla ölçülmez mesafe.

Bazen çok uzaktakilerle öyle yakın olursunuz ki kilometreler dönüşür kendiliğinden milimetreye!

*

Tam da bu yazıyı yazarken çaldı köhne telefonun zili.

 Açtım baktım ki karşımda Sedat Memili!

Sanki karşılıklı oturmuşuz, hasbıhal ediyoruz bir demlik çay içimi!

Tam da yalnızlığımı düşünürken:

Tek başınalık” ve “Yalnızlık” farklı kavramlardır” diyor.

Haksız mı yani?

*

Sedat Memili ile konuşurken aklıma geliyor  Erkin koray’ın o şarkısı..

Kim olursan ol ne istersen yap
Sen de bu dünyada tek başınasın
Annen kolunda
Baban yolunda
Kardeş yanında ama tek başınasın
Tekbaşımızayız hep tek başına

Sözler altında
Gözler altında
Yaşam kavganda tek başınasın
Nefes alırken nefes verirken
Gülüp ağlarken tek başınasın

Tekbaşımıza kalmışız
 

Hani annen hani baban
Gördüklerin, sevdiklerin
Hani kardeşin ve arkadaşın

Bir baştan öbür başa
Dağılmışız bu dünyaya
Bir uçtan öbür uca
Yayılmışız bu dünyaya
Tek başımızayız hep tek başına

*

Yaptığın iş mi şimdi Sedat Memili

Tek başına’ ve ‘Yalnızlık’ farklı şeyler ..

 Öyle değil mi ya?

Elbet öyle!

Tokat gibi düştü yadıma Ataol Behramoğlu

Ben tek başına ne yapabilirim 
Diye düşündü biri 
Ve hiçbirşey yapmamaya karar verdi 

Ben tek başına ne yapabilirim 
Diye düşündü bir öteki 
Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi 

Ben tek başına ne yapabilirim 
Diye düşündü bir üçüncü 
Ve tek başına düşünmeyi sürdürdü 

Ben tek başına ne yapabilirim 
Diye düşündü yüzbinler 
Ve tek başınalıklarını sürdürdüler 

Ben tek başına ne yapabilirim 
Diye düşündü milyonlar 
Milyonlarcaydılar 

Ve tek başınaydılar 
Bu arada birileri 
Onlar adına 
Karar vermekteydi 

Tek başına olduklarını sananlar 
Topluca ortadan kaldırıldılar....

*

Iııhhh.

Yok.

Olmuyor.

Bayramlar bile yalnızlığı gidermeye yetmiyor/yetemiyor.

Anladım ki düşünen insan, anlaşılamadığı için yalnızlığından hoşnut oluyor.

Sessizliğin ve sükutun anlamını kavrayan, kalabalıkların homurtulu gürültüsünden rahatsız oluyor.

Nerede ve kiminle olursak olalım ‘Yalnızlık’ başımızda 'demirden örülmüş taç' oluyor.

Kuru kuru bayram kutlamaları da hiçbir anlam ifade etmedikleri gibi, laf-u güzaf'dan ibaret oluyor 

Ve geriye söylemem gereken iki cümlelik bir paragraf kalıyor:

“Ahir zamanda her şey boş, sathi, zahiri, afaki ve lafzi

‘Mana’, anlamını yitirmiş, toplumu sarmış garabet bir ‘Afazi’!