‘Kentsel dönüşüm’ diyen köylüler Kentleri köye dönüştürdüler.

Köylüleri sevmediğim gibi dağ adamlarını da sevmem.

Dağlar hep yerinde dururlar.

Dağlılarla köylüler Skolastizm ve Statüko’nun abidesi gibidirler.

Gerçi uzaktan sıradan ve monoton görünürler.

Yaşam doludur içleri. Her kaya dibinde, her yosunda, kendine özgü bir yaşam vardır.

Neyi neden yarattığından ‘hikmet-i sual’ olmadığı için de her yaşamın da elbet bir öyküsü olacaktır.

Zar atmadığına göre, Tanrı’nın mutlak bir bildiği vardır!

Dağları sevmediğim gibi dağ adamlarını da, köylüleri de sevmem.

Sarp kayalar gibi sert olurlar.

*

Sosyal statüleri her ne olursa olsun kibar ve nazik olmaya çalışsalar da nezaketten yoksundurlar, fıtratlarında yoktur asla ve kat’a ‘nazenin’ olamazlar.

 Batılılar’ın ‘centilmenlik’ dediği nezaket kaideleri ile, şimdilerde unuttuğumuz ‘Adab-ı Muaşeret’ kuralları köylülerle dağlılar için geçersizdir.

Onlar, kendi kurallarını kendileri koyarlar ve o kuralların doğruluğuna inanırlar.

 Başka kuralların dağlılar ve köylüler için önemi yoktur.

 Tekmili birden saçma sapan şeylerdir. Ve yok edilmeleri gerekir.

 Tutucudurlar. Muhafazakarlıkları dağlardan esinlenmedir sanki.

*

Dürüst ve mert olduklarını iddia ederler.

 Dürüstlükleri de kendi kurallaır içerisinde geçerlidir.

Tıpkı dürüstlükte olduğu gibi ahlak ve namus kuralları da kendilerine göredir.

 Gelişime kapalıdırlar.

 Dağların arasında değişim ne kadar olabilirse dağlılarda ve köylülerde ancak o kadar olur.

*

Dağlılar gittikleri her yeri kendilerine uyarlamaya /uydurmaya çalışırlar.

 Köylüler de öyle değil midir?

 Köylü, kente geldiği zaman kendisi değişmez, kenti köyleştirip, kentlileri köylüleştirir.

Banal, yavan incelikten yoksun yaşam kurallarını kentlilere dayatırlar.

Köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyecen “ lafını kentli anlamaz/anlayamaz.

Tıpkı ‘Ulen oğlum “Kaz gelen yerden tavuk esirgemeycen” lafını anlamadığı/anlayamadığı gibi…

Kentlinin kazı yoktur, kümesinde tavuğu da olmaz.

 Olmadığı içindir ki köylünün bu lafını anlamaktan acizdir.

Kentli, bir köylünün ablak ve yayvan suratındaki müstehzi tavır ile, bozulmuş mayonez gibi cılk ve cıvık bakışlarına da bir anlam veremez.

*

Köylü kurnaz, kentli akıllıdır.

 Köylünün kurnazlığı başarıya ulaşabilmek için her türlü yolu mübah sayan bir türlü ‘lokal’ Makyavelizm’dir aslında..

Bunu köylüye söylesen ne kadar da anlar ya?

*

Ne o kızdınız mı?

Umurumda bile değil.

 Kentlerin kentsel dönüşüm programlarına rağmen köyleşmeye yüz tutmalarının ardındaki gerçek bu değil midir?

Dağlılar, köylüler ve köylüden gayri düşünemeyenler beton binalarla modern köyler icat etmediler mi?

 Köylünün kültürel değişimini gerçekleştirmeden diktiğimiz çok katlı binalar yatay yerine dikey kentler yaratmadılar mı?

*

Bakın yaşadığınız kentin varoşlarındaki apartuman katlarına.

 Kaç kişi balkonda tavuk beslemeye çalışıyor?

Bakın, balkonda gerilen çarşaflara!

Dahası bakın apartmanların dibindeki çöp artıklarına!

 Kim bilir kaçıncı kattaki köylü atmıştır o çöpü apartumanın yeşil alanına?

*

Ressam olmasanız dahi sizin yaptığınız bir tablonun bir köylü için ne önemi vardır?

Ya atar apartuman boşluğuna, ye tablonuz yerini bulur binanın dibindeki odunlukta.

En iyisinden alır yerini ardiye diye kullanılan mezbeleliklerin nemli kuytuluğunda.

Balkona koymak için bir çiçek mi aldınız?

Köylü hemen uyarır: “ dinimize göre haramdır. Israfa ne gerek vardı daaa…Geçenlerde teravihte hoca efendi bu konuda vaaz vermişti. Evde çiçek olursa betimiz bereketimiz kaçarmış yaaa…”

Eve şenlik gelsin, şakısın, gönlünüzü ısıtsın diye bir Saka ya da İskete mi aldınız?

Tövbe tövbeee.

 “ Aha bu kuştan bizim köyün dağlarında çok var. Meraklıysa git oraya…”

*

Siz “Tıp” dersiniz, köylü ocak olan nenesinden örnek verir!

Kahramanlık ise askerde onbaşı olan köyün kumandanı Irecep’e mahsustur.

Yanaşık düzen yürüyüşünde ayak uyduramadığı için kel onbaşıdan yediği tokatları söylemez, ama daima “Bir keresinde yiğitliği ile koca taburu kurtarmıştır!

*

Askerlik hatıraları mezara gidene kadar bitmek bilmez.

Bir kere başlamasın anlatmaya…

Ömrü biter de o kahrolası tezkere, Camızcı Üseyin’in cilveli ve işveli, oynak arvadı gibidir hiç gelmek bilmez!

*

Dağlı dediğin, köylü dediğin, çorabının kirlenip kirlenmediği koklamazsa fark edemez.

*

Hasılı kelam.

Dağlılarla köylüler gayret etmekteler birlikte el ele,

Kentlerin temeline dinamit koyup birlikte yok etmeye…

Kentsel dönüşüm ‘diyerek moderen dikey köyler inşa etmekle, kentlerin köye dönüşmesi gerçeği engellenemez.

Kentlilerin ‘yalnızlık’ ve ‘alkolizm’ hastalığına bulaşıp, tımarhaneye tıkılmaları ile, dağlılarla köylülerin AVM lerde caka satmalarının toplumsal yozlaşma ve çöküntü olduğunun anlaşılması, uzun ve  korkunç bir süreçtir kolay fark edilmez.