KILICDAROĞLU'NUN DİKKATİNE..'KENT ENSTİTÜLERİ'...

Devrimci, Cumhuriyetçi ve Atatürkçü Türkiye için samimiyseler

CHP’li belediyelerin görevi  ‘Kent Enstitüleri’

   *

   Önce okurdan özür dileyerek bir açıklama yapmak istiyorum. Bazı sersemlerin öne sürdüğü gibi sağcı ya da solcu değilim. 

   Evet, doğrudur.
   Türkçüyüm, Türk devrimcisiyim, Cumhuriyetçiyim, Atatürkçüyüm. 
   Bilenler elbet bilir. Sözüm, bildiğini sanarak ahkam kesen zübükleredir!
   *
   Bazı ahmak sağcılar ‘Solcu’ olduğumun altını çizerek ‘komonistlikle’ itham ederler.     
    Bazı salak solcular ise Türk olduğumu haykırdığım için olsa gerek hadi faşist diyemeseler de ‘sağcı’ olduğumu söylerler.   
   Vallahi bunların kafataslarının içine eksen, kaktüsler bile küserler de çürür giderler!  
    Öyle sersem sepelek solcu, sosyal demokrat falan değilim.
    Enternasyonal proleter kardeşliği yerine ‘Mazlum milletlerin kardeşliği’ne’ inanıyor ve emperyalizm denilen sömürünün her türlüsüne karşı mücadele veriyorum.
    Katıksız Türk devrimcisiyim. Elbet Cumhuriyetçiyim ve her hâlükârda da Atatürkçüyüm.  
   Dikkat edin Atatürk milliyetçiliği gibi saçma sapan bir kavramdan da bahis etmiyorum. 
     *
    Bu girizgahtan sonra Türk devrimcisi olduğum için de Atatürk’ün kurduğu partinin bütün mensuplarına, özellikle de seçilmiş olan belediye başkanlarına sesleniyorum.
   … ve bunu bir hak ve görev olarak kabul ediyorum.
 
   CHP içerisindeki bütün Cumhuriyetçi ve devrimci belediye başkanları eğer söylemlerinde samimi iseler, asli görevleri arasında olmazsa olmaz ’eğitim’ olmalıdır.  
 
    Unutulmamalıdır ki Gazi Paşa Türk devrimini pekiştirmek için eğitime ağırlık vermiştir.  
   Eğitimin tavsatılması, karşı devrim sürecini arttırmış ve ülkeyi bu günlere taşımıştır.  
   Cumhuriyetçi bir eğitim, devrimin olmazsa olmaz kurallarındandır. 
   Gazi Paşa’dan sonraki iktidarlar bilerek, isteyerek kast-ı mahsusa ile eğitim sistemini allak bullak etmiş, ilim ve bilimi öteleyerek kelimenin tam anlamıyla ‘cahiliye toplumu’ yaratmışlardır.  
   Sokaktaki kalabalıklar Hurufi cahiliye toplumunun yığınlarıdır.  
   O kadar. 
 
     *
                                          Cumhuriyetçinin görevi. 
 
   Sadede gelmek gerekirse Cumhuriyetçi elbet devrimcidir. Devrimci olmaz ise zaten Cumhuriyetçi olamaz.  
   Ancak görünen odur ki bugün CHP devrimci ruhunu bir kenara atıp. Adeta ‘muhafazakâr’ bir yapıya büründürülmüştür. 
   Bunun tartışması ayrıca yapılacaktır. Bu satırlar yeri değildir.
    Bu satırlardaki muhataplarım siyasetin dümen suyuna ayak uyduran CHP’liler değil, Kemalist Cumhuriyet mantığını kavramış, ona inanan samimi CHP’lilerdir.  
   Siyasette popülizmi tercih edenlerin akıbeti bellidir. 
    Hem popülist hem devrimci olmak mümkün değildir.  
    Devrimci, siyasetin çok ötesinde inanmış bir dava adamıdır.  
   Her şartta devrimci olmanın gereğini yapmak zorundadır. 
   Aksi taktirde ne devrimci olunur ne de cumhuriyetçi. 
   Dolayısıyla bugün devrimcinin görevi karşı devrimi durdurabilecek, bilgili, eğitimli kadrolar yetiştirmek olmalıdır.  
   Yapılması gereken inanç ve uygulamadır.  
   Karşı devrimi durdurabilmenin en önemli yöntemi kadro harekatıdır. 
                 *
 Gazi Paşa, Türk devrimini tabana yaymak, Cumhuriyetin mantığını beyinlere nakşedebilmek için önce Halk Evleri’ni kurmuş ardından, 1937’de Köy Enstitüleri’nin kurulmasının önünü açmıştır. 
 
            Köy Enstitüleri’nden 
            Kent  Enstitüleri’ne...   
 
 Köy Enstitüleri dedim de… 
Birileri özellikle kuruluşunu 1940’a dayamakta ısrar ve inat etmektedirler.    
   Bunun da nedeni sersem sepelek solculuklarıdır. 
Tonguç baba’ efsanesini pekiştirecek dayanak arayışlarıdır!
    Hayır.
    Köy Enstitüleri’nin temelinin atılışı yine Gazi Paşa döneminde olmuştur.  Köylerdeki eğitim sorunu çözmek için 1937’de Eğitmen Uygulaması ve Köy Öğretmen Okullarını açılma süreçleri yaşanmıştır. Köy Enstitüleri açılınca,11 Haziran 1937 tarih ve 3238 saylı kanunla açılan Köy Eğitmen Kursları Köy Enstitülerine bağlanmıştır.    
   Yani aslında ilk Köy Enstitüleri Köy Öğretmen Okulu adıyla, 22 Mart 1926 tarih ve 789 sayılı Maarif Teşkilatına dair kanunla açılmıştır. Ve bu Köy Öğretmen Okullarının yani Köy Enstitülerinin ilki 1 Ekim 1937’de Eskişehir Çifteler’ de, ikincisi de 30 Ekim 1937 günü İzmir Kızılçullu’ da açılmıştır. Köylerdeki eğitim sorununu çözmek için 17 Nisan 1940 tarihinde 3803 saylı Köy Enstitüleri Yasası kabul edilmiştir. (Meraklısı https://www.egitimajansi.com/sahin-aybek/koy-enstituleri-1940ta-degil-1937de-kuruldu-kose-yazisi-854y.html’aü bakabilir.) 
   Neyse... 
   Geçelim.   
   Seçilmiş samimi Türk devrimcilerine düşen görev Mustafa Kemal’in yaktığı eğitim ışığını söndürmemektir. 
   Bunun için mevcut ve mer’i yasalar pek ala uygundur ve emsalleri vardır. 
 
                                       Kentdaş’lıktan  Yurttaşlığa … 
 
   İmdi, kurulmasını önerdiğim Kent Enstitüleri sürdürülebilir eğitim anlayışı ile hareket etmeli.  Fiili, yani yüz yüze eğitimin dışında teknolojik ortamı kullanılarak hazırlanacak ve düzenlenecek eğitim sistemiyle belirli derslere ağırlık verilmeli. Böylece eğitim sistemindeki en büyük eksiklik olan temel eğitim dersleri ve mesleki eğitimlere ön planda ele alınmalı.
   Fakat en önemlisi ise bu ülkede olmayan bir ders uygulamaya konulmalı.  
    ‘Kentdaşlık’ dersleri mutlak surette verilmeli. 
    Bilinmelidir ki iyi bir kentdaş olmadan iyi bir yurttaş olunamaz.  
  Bugün Türk insanı ülkeyi bir yana bırakın yaşadığı kenti bile bilmemektedir. 
    Cehalet bu seviyeye kadar bilerek, istenilerek indirilmiştir.
              * 
   Kaç kişi yaşadığı kentin tarihini bilmektedir? 
   Kaç kişi yaşadığı coğrafyada kurulan medeniyetlerden haberdardır? 
   Kaç yurttaş belediye meclis üyeliği nedir, belediye meclisleri ne iş yaparlar bilir?
   Siyaseti geçim kaynağı olarak görenlerin dışında, kaç sade vatandaş hayatı boyunca belediye meclis toplantısına gitmiştir?
    Kaç kişi yaşadığı kentin dünyanın neresinde olduğunu bilir? 
Sahi bu satırların okuyucuları kendinize bir sorun bakalım yaşadığınız kentin ordonat ve koordinatları bir yana, yeryüzünde hangi enlem ve boylam arasındasınız? 
   Yaşadığınız kent hangi iklim kuşağına dahildir?    
    Başkalarını bir yana bırakın.
   Önce kendinize, sonra çocuklarınıza sorun. 
   Kentlerde yaşayanlar genellikle yaşadıkları kentin adının nereden geldiğini bile bilmezler. 
    Sırası geldiği kentlerinin meziyetleriyle övünerek bıyık burarlar... 
           *
  Sahi, nerede kalmıştık?     
   Kentdaşlık ve geçmişte var olan fakat sonradan ne hikmetse kaldırılan Yurttaşlık dersleri mutlaka verilmelidir.  Sürdürülebilir eğitim baz alınmalıdır. 
   Bunun için Açık Öğretimi temel alan Anadolu Üniversitesi ile veya bölgelerde mevcut üniversiteler ile temasa geçilerek hareket edilmelidir.
     Mesleki eğitimler üniversite kampüsü halinde değil, halkın içine yerleşmiş olan meslek birimleriyle koordineli iş birliği halinde verilmelidir. 
     Böylece eğitim ile halkın bütünleşmesi en azından kent bazında gerçekleştirilmiş olacaktır.    
    En azından böyle bir eğitim ile kampüs uygulaması terk edilmiş olacağı gibi Enstitü’nün maliyetlerinde de önemli bir azalma olacaktır.  
   Böylece halk ile bütünleşerek halk ile el ele topyekûn bir eğitim sistemi başlatılmış olacaktır.     
    Sanal eğitim belirli periyodlarda yapılacak olan sınavlarla pekiştirilir.  
          *  
   Bunun emsalleri var mıdır?
   Elbet vardır.   
   Meraklısı ve uygulamak isteyeni pek ala Eskişehir Tepebaşı Belediyesi’nin uygulamasını en azından prototip olarak inceleyebilir. Tepebaşı Belediyesi bu uygulamayı ilçe bazında başlatmıştır.
          *
    Bilir misiniz Gazi Paşa döneminde kurulan eğitim sistemi ile ilgili olarak dünyaca ünlü ABD’li eğitimci John Dewey bile ne demiştir?
“Düşümdeki okullar Türkiye’de kuruldu”  
    Peki ya şimdi?
     
    Hadi bakalım devrimci ve cumhuriyetçi seçilmişler sıra sizlerde. 
   Kent Enstitüleri, karşı devrimi kırabilmek, Cumhuriyete sahip çıkacak nesilleri yetiştirebilmek için çok önemli bir hamle. 
 
   Öneri benden, uygulama keyfiyetinize göre sizlerde!
     Bekliyorum.  
... ve her şeye rağmen inanmak istiyorum
 ‘Cumhuriyet’ ve ‘Devrim’ konusundaki samimiyetinize...