Kalender Cemek ile sohbet...

  Ceyhan’dan mı dönüyorduk ne?

   Kiminle?
   Bilenler bilirler, bilmeyenler zaten bilmezler.

   Bilmeyenlerin çoğunun da zaten yaşı yetmezler!
 

  Mustafa Güneylioğlu ile birlikte..

Nerden aklıma esti bilinmez. “Hadi” dedim. “Kalender Cemek’e gidelim”
    Çoktandır görmemiş ve özlemiştim..
     Kalender Cemek eski ama eskimeyen dostlarımdan biridir. 
   1969 ‘da CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) Adana kongresinde Alparslan Türkeş’in seçilmesiyle Adalet Partisi saflarında siyaset yapmaya başlayan politikanın eski kurtlarından biridir.

    Mustafa Güneylioğlu desen ha keza o da öyle. Sol yelpazenin kanatlarında yer almıştır.
 Birileri çıkıp da ‘ne alaka’ ya da ‘kel alaka’ diylebilirler. biri sağcı, diğeri solcu diyen ahmaklar da çıkacaktır elbet.
    Eh bu da benim özelliğim.

   Hayatım boyunca sağ ya da sol gibi abuk sabuk kavramlara hiç değer vermedim.

   Türk olmaktan utanmayan, ülkenin birliğini ve dirliğini savunan herkesi dost bildim.
    El Hak, Güneylioğlu hemen “Hadi” dedi. “Ara bakalım müsaitse gidelim. Biraz hasbıhal edelim.
    Güneylioğlu şair tabiatlıdır. Tabiatı dolayısıyla da herkese sevgiyle yaklaşır. 
    Bu arada Güneylioğlu, Sebahattin Eşberk döneminde Yüreğir Belediyesi’nde Özel Kalem Müdürlüğü’ yapmıştır.
 Parantez açarak vurguladım.    
   El'an sol kanatta siyaset yapan samimi insanlardan biridir.
 Kalender Cemek ise Aytaç Durak’ın en şaşalı dönemlerinde el ele, omuz omuza onunla birlikte mücadele verenlerdendir.

   Şimdilerde aralarında buğz rüzgarları esse de öyle kanlı bıçaklı hasım falan değillerdir...
 Her ne ise, Cemek’i Kürkçüler Mahallesi’nde ziyaret ettik.
 Acı kahve ve çay içimi sohbetin konusu Adana’dan başka ne ola?
  “Adanalıyık, Allahın adamıyık” la başlayan sohbet bu kentin vefasızlığına kadar uzadı gitti..
   Küt diye yadıma düştü.

   İlk kez Sedat Memili ve İsmail Çevik’den duymuş ve neden daha önce düşünemedim diye de gocunmuştum.
   Neyi mi?
Adana’nın ölü sevici bir kent olduğunu”..

 Yaşayanlara vefası yok bu kentin. Ölüleri anmaları da tören ve protokol gereği. Ayıp olmasın babından!
    Kaç Adanalı, Adanalı kıymetleri biliyor.?
   Sohbetin ana konusu vefa üzerineydi.
 Çoğunun ya yaşı yetmez ya da bilmez.

 Vefa ötesinde İstanbul’da bozası ile ünlü bir semtin adı.

  Berisinde ise Türk Dil Kurumu’na göre ‘dostluk bağlılığı’ anlamına gelir. Bilmeyenleri ‘tenvir’ edelim.
    Mesela ben, Kalender Cemek’in anlattıklarını merak etmediğim ve bilmediğim için kendimi bu kente karşı vefasız hissettim.
    Cemek anlatmasaydı Kürkçüler’in 1700, hatta 1800’lü yıllardan beri var olduğunu hiç bilmeyecektim. Hatta Gazi Paşa’nın 1825 yılında Kürkçüler’de İlkokul kurdurduğunu da bilmeyecektim.
    Hatta yine Gazi Paşa’nın 'ileride ne olur ne olmaz’ diye düşünerek belki gerekir ve sahra hastahanesi olarak kullanılır diye Türkocağı’na talimat vererek sahra hastanesi ve eczahane kurdurduğunu da öğrenemeyecektim.
 Bunlar ahiri mevzular. Evvelinde ise Kürkçüler’in yerleşim birimi olarak 1831 de Sultan 2. Mahmud zamanında kurulduğunu da öğrenemeyecektim.
   Kürkçüler’de ikamet edenlerin 1777 de Çaldağı’nda oturan yörük taifesinden olduğunu da asla bilmeyecektim.
  Dahası siyasi hasmahane nedenlerle ve dahi Amerikalıların konuşlanması sayesinde Kürkçüler’in geri plana çekilip İncirlik’in ön plana alındığını da bilemeyecektim.
  Ya Gazi Paşa’nın kurdurduğu hastahane ve eczahanenin ilerleyen zamanlarda yandığından da bihaberdim. Amiyane ifade ile siyaseten kılıcının çift yanının kestiği dönemlerde Kalender Cemek’in girişimleriyle Kürkçüler- Müminli arasına Atatürk’ün hatırasına binaen Sağlık Ocağı’nın yapıldığını da öğrenemeyecektim. Bu arada Oya Sepici’nin de katkılarını neredeyse es geçecektim.  Sepici, o dönemlerde Dost Eller Derneği Başkanıdır ve elini taşın altına koyarak Ortaokulu yaptırmıştır.
Hayır hasenattır. Sağ olsun. Okursa eğer buradan Oya hanıma selam olsun.
  Buraya kadar benim vefasızlığımdı. Gayrı hasbıhalin ikinci bölümü koca kentin vefasızlığıdır.

 

                                 Kim bilir Makbule Dıblan’ı?
  
   Sahi kaç kişi bilir Makbule Dıblan’ı?
Allahın adamıyık” demekle , öyle kof böbürlenmelerle iş bitmez.
 Türkiye’nin ilk kadın doktorlarından olduğunu sahi kaç kişi bilir? Dahası?
Dahası var elbet. Lakin öncesi dahasından çok daha önemli.
 Dr. Makbule Dıblan’ın babası Mehmet Fuat Dıblan işgal döneminde Adana Belediye Başkanıdır. Asıl önemlisi ise Mehmet Fuat Dıblan Ankara Antlaşmasının imzalanmasında 1. dereceden rol oynamış olmasıdır.
  Ankara Antlaşması (Adana 1921) TBMM için siyasi bir zaferdir. Antlaşma ile ilk kez bir İtilaf Devleti yeni Türk devletini ve Misak-ı Milli’yi tanımış oldu.
   Yani?

   Yanisi manisi yok.

   Allahtan ki Mehmet Fuat Dıblan adına birileri akıl etmişler de bu kentte bir caddeye adını vermişler.
    Yetmez.

    Eksik.
   Bakın Dr. Makbule Dıblan neler yapmıştır?
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunudur. İç Hastalıkları Mütehassısıdır. Aydın Vatanseverler Derneği Başkanlığı, Haydarpaşa Numune Hastanesi Tabîpliği, Rize Devlet Hastanesi Dâhiliye Mütehassıslığı ve Verem Dispanseri Başhekimliği, Türk Kadınları Birliği ve Ulusal Savas Verem Derneği Kurucu Üyeliği, Serbest Hekimlik, TBMM VIII. Dönem Adana Milletvekilliği yapmıştır..

   Bu arada derkenaren sıkıştırmış olalım.

   Bizzatihi Gazi Paşa’nın talimatıyla milletvekili olan ilk Adanalı hanım kimdir? 
Bu hasbıhalden öğrendim. Fatma Esma Nayman’dır.Peki onu kaç kişi bilir?

   Geçelim. Sadede gelelim.
  Dr. Makbule Dıblan Türk Kadınlar Birliği bünyesinde de önemli görevler üstlenmiştir.
Yetmez mi yahu?

   Bu kent vıttırı zıttırı adamların adını olur olmaz yerlere veriyorlar!
     Dr. Makbule Dıblan’ın adını bir cadde madde değil, adam akıllı yapılacak olan bir bulvara mutlaka verilmeli.
    Bu da Kalender Cemek, Mustafa Güneylioğlu ve bendenizin sohbetinden öneri..

   Gerisini gayri etkili ve yetkililer ivedilikle gündeme getirmeli.
Kimse bu kente “Ölü sevici” dememeli/diyememeli...
                  

Pin It