Bir çay içimi sanat sohbeti!

   Yorgundu besbelli..
   Bir zamanlar portelerde, tanburun perdelerinde gezen elleri şimdilerde sızlayan dizlerini okşuyordu.
   Yorgunluğu bütün ağırlığıyla gözbebeklerine çökmüştü.
  Kendisi de biliyordu yorgunluğunu.
Kendi kendine olduğu kadar dostlarına da samimi bir ikrarla:
     -“Yoruldum artık”diyordu.
 “ O kadar yorgunum ki ne tanburum geliyor aklıma ne notalar. Hani bazen film şeridi gibi gözlerimin önünden geçip gidiyorlar da.. Peşlerinden bakamıyorum bile!”
...
   -”İnanır mısın, doğru düzgün bir şarkıyı terennüm etmekten bile yoruluyorum ve canım istemiyor”
*
   Oldum olası sanat adamlarını anlamam.. Ressamı biraz anlarım.. Sonuçta “doğadan esinlerek Tanrı’nın yarattıklarını taklit etmeye çalışıyor” diye bir mantık yürütebilirim. 
   Şairler de öyle. “Duygularını dile getiriyorlar” der geçerim.
    Şimdilerde öykücü möykücü diyorlar ya ... 
   Hadi onlara da ”Hayattan kesitleri kendilerine göre sunuyorlar” diyelim.
    Bak, romancılık zor zanaat haaa..
   Emek ister, sabır ister. İlmek ilmek satırların arasında dolaşmak sonracıma onları derleyip toplamak ister..
    Uff zor iş!
    Lakin en zoru da bestekarlık.
    Bestekarları oldum olası aklım almaz.
 Gaipten gelen sesleri, matematiksel bir zeka ile bir araya getireceksin. Yoktan bambaşka bir sesler dizesi ortaya çıkacak!
   Şimdilerde bir de şarkı sözü yazarlığı türedi. Ne menem bir işse?
   Benim bildiğim bestekar bir şiiri okur duygulanır ve duygularını notalara döker ve şarkı ortaya çıkar. Ben seni sevdim sen de beni / Baktın camdan cama/ Güzelim selam söyle amcana”! Al sana bir şarkı haaa!
  “Matematik ve Müzik Tanrı’nın dilidir “ derler. O lafı diyenler şimdilerde ‘camdan cama’ ya da “Hey Corc versene borç” diye müzik müsvettelerini dinleseler herhal intihar ederler!
*
   Neyse Adana’nın yaşayan değerlerinden Mahmut Yivli ile İnönü Parkı’nda,  Yusuf Ataş’ın mekanında bir çay içimi sohbet ettik.
 Adana, müzik, Adanalı sanat insanları derken saatleri tükettik.
Yivli’yi bilir misiniz bilmem.
    Basit makamlar, Göçürülmüş makamlar, Bileşik makamlar... Hüseynisi, Acemi, Kürdisi  ve daha bilmem nesi.. Bunlar asıl makamlar olarak bilinir.
  Cahilliğimle bildiğim takriben dört yüz küsur makamın olduğu!
   Öyle kolay değil, Mahmut Yivli ise bütün bu makamları elinin tersiyle itip yepyeni üç makam daha bulan biri musiki üstadı.
‘Hüsnümah’, ‘Nihari’ ve ‘Teberrum’ kendi bulduğu makamların üçü..TRT repertuarında okunan bestelerinin sayısını kendisi de bilmiyor..
  TRT ekibinin röportajında söylediği gibi teli olmayan tanburunda, telsiz de olsa, eskiden beste yapıyordu. Şimdilerde canı onu bile istemiyor. Kafasının içinde uçuşup duran sesleri porteye dökmek bir yana, terennüm etmek bile istemiyor.
*
    Kalabalıklar içinde, yalnızlığın sessizliğinde bir bitmeyen senfoninin çığlıklarını dinliyor. Ve yazık. Adana bir sanat erbabının daha kıymetini bilmiyor.
   Ne demişlerdi İsmail Çevik ve Sedat Memili: 
   “Bu kent ölü sevici”
 
   Hangi toplum olursa olsun, hangi kent olursa olsun her kim ki değer vermez sanat adamına, ustasına, erbabına
   Tüküreyim gitsin ervahına..
                                       Reha Ören
Pin It