ABD-İran stratejik ortaklığı...

Pekâlâ ABD ile İran arasında nasıl bir Stratejik Ortaklık vardır?

Böyle bir şeyi söylemek, ilk anda, bir saçmalık gibi görünse de "Bir şey ile onun karşıtının ortak herhangi bir yanı yoktur.", genellikle böyle düşünülür.

2018 ilkbaharı başlangıcında bir hafta sonu, güzel havadan istifade ile Büyükada’ya yürüyüşe gitmeye karar verdik. Sirkeci’den bindik sabah vapuruna. Vapur kalabalık değil hani, üst kapalı bölümde manzarayı ve denizi rahatlıkla görebileceğimiz bir yere oturduk. Bir aile geldi, oturdu yanımıza. Kırklı yaşlarda bir çift ve on yaşlarında bir kız çocuğu. Eğitimli, görgülü, güzel insandılar ilk izlenimim.

Vapur hareket ettiğinde çevre ile ilgili soru sormaya başladılar ve biraz sonra ben bir turizm rehberi gibi bildiğim kadarı ile, dilimin döndüğünce; Topkapı Sarayı, Ayasofya, Galata Kulesi, Dolmabahçe Sarayı, Kız Kulesi’ni anlatıyordum. Vapur Kadıköy’den kalktığında ise artık İran siyasetini konuşmaya başlamıştık.

İranlı Erkek, İran’da artık değişim zamanının geldiğini, halkın artık sabrının kalmadığını, hiçbir şeyden korkmadıklarını, ülkenin her yerinde sokaklarda toplu gösteriler yapıldığını bu nedenle rejimin en kısa sürede en fazla iki ay içerisinde değişeceğini söylüyordu.

Kadın ise “Bu baskıcı, kötü ve cahil insanlar tarafından yönetilmek istemiyorum, çocuğumun daha özgür bir İran’da yaşamasını istiyorum” diyordu. Erkeğin ve kadının yüzlerinde umudun heyecanını, gözlerinde parıldayan ışığı gördüm. Kız çocuğu cam kenarında oturmuş, elleri yanaklarında denizi seyrediyordu.

Ben de her şeyi çok iyi bilirmiş gibi; Türkiye’den, dışarıdan bakan birisi olarak kısa zaman içerisinde İran’da büyük bir değişiklik olacağını düşünmüyorum. Eğer bahsettiğiniz gibi bir değişim yakın olsa idi ABD’nin tehdit dolu açıklamaları artar, ambargo başlatır. ABD donanması Hint Okyanusu’na büyük bir kuvvetle gelir. Böylece İran’ın iç dinamiklerinin dış tehdide odaklanmasını sağlar ve molla rejimini dolaylı olarak destekler dedim. Her ikisinin de gözleri küçüldü, yüzleri soldu ve bir sessizlik oldu. Üzüldüm düşüncemi böyle açıkça insanların beklentilerinin aksine, umutlarını kırıcı şekilde ifade ettiğime.

 

İki devlet arasında stratejik ortaklık:

Askeri, siyasi, ekonomik, dış ilişkiler gibi birçok alanda ortak çıkarlar gözetilerek birlikte hareket etme isteği ve iradesidir. Bu istek ve iradenin en önemli koşulu; iletişim kanallarının sürekli açık olduğu eşit şartlarda, mutabakatın esas alındığı, her iki tarafın da çıkarlarının karşılıklı olarak gözetildiği güven ortamının tesis edilmesidir.

Yazımızın başlığı yukarıdaki tanıma hiç uymamaktadır.

Pekâlâ ABD ile İran arasında nasıl bir Stratejik Ortaklık vardır? Böyle bir şeyi söylemek, ilk anda, bir saçmalık gibi görünse de "Bir şey ile onun karşıtının ortak herhangi bir yanı yoktur.", genellikle böyle düşünülür. Ama, diyalektiğe göre, her şey, aynı zamanda hem kendi kendisi hem de karşıtıdır; her şey bir karşıtlar birliğidir.

MÖ. 535-475 yılları arasında yaşamış, diyalektiğin babası olarak sayılan Efesli Heraklitos’un dediği gibi; Her şey bir değişim halindedir, fakat değişim, değişmeyen bir yasaya göre gerçekleşir. Bu yasa zıtlar arasında bir etkileşimi gerektirir, fakat zıtlar arasındaki bu etkileşim öyle bir şekilde gerçekleşir ki, bir bütün olarak bakıldığında ortaya uyum çıkar.

Karşıtların savaşı, varoluşun zorunlu ve tek şartıdır. Eğer karşıtlıklar arasındaki savaş olmasaydı hiçbir şey olmazdı. Kozmos karşıtlıkların savaşının meydana getirdiği bir uyum “harmonia” dır.

Sonuç olarak, Karşıt olan şeyler bir araya gelir ve uzlaşmaz olanlardan en güzel uyum doğar. Karşıtlar arası bu uyum da onların devamlılığını sağlar.

Bu karşılıklı bağlantı, ABD’nin İran üzerindeki etkisinin, İran’ın ABD üzerindeki etkisiyle birbirine göreceli olarak eş seviyede olduğu anlamını da taşır. Bu karşıtlık, çeşitli alanlarda bir mücadeleyi de beraberinde getirir.

Bu mücadelenin araçları olarak;

ABD’nin İran’a uyguladığı sözde nükleer baskı, ambargolar, siyasi, ekonomik ve askeri izolasyon ve baskılar v.b.

İran’ın ABD ve İsrail’e karşı düşmanca söylemleri, Ortadoğu coğrafyasından ABD ve Siyonist tüm varlığı yok etme siyaseti ve çabaları.

Bu mücadelenin sonuçları olarak;

ABD açısından; devamlı bir tehdit algılama dolayısı ile İran kaynaklı radikal İslam, terörizm ve ABD düşmanlığına karşı ABD’nin her zaman güçlü bir silahlı kuvvetler bulundurması ihtiyacının gerekçesi olmuştur. Bu gerekçe ABD Silahlı Kuvvetlerinin ABD bütçesindeki payına kumanda etmiştir. Bu gerekçe dünyanın jandarması olarak siyasi, ekonomik, askeri birçok alanda ABD politikalarının dayanak noktası olmuştur.

İran açısından; ABD emperyalizmine karşı Şii Müslümanlığın kalesi olan İran İslam Cumhuriyeti’nin ve rejiminin devamlılığını kutsal bir zorunluluk haline getirmiştir. Molla rejiminin ülkesinde yapmış olduğu bütün baskı ve uygulamaların dini gerekçelerinin yanı sıra ABD’ye karşı güçlü olmanın getirdiği toplumsal tutkal ile İran halkının üzerindeki baskı ve rejimin devamlılığının gerekçesi olmuştur. Bu nedenle ABD Emperyalizmine karşı güçlü bir İran devleti olmalıdır. Bu da Molla Rejimini olmazsa olmaz kılmaktadır.

Tarihsel süreç içerisinde İran-ABD karşılıklı mücadele adı altında bana göre, aslında karşıtların birliği yaklaşımı ile birbirlerine destek oldukları süreçlere birkaç örnek verecek olursak;

1)  1979'da İran devriminden kısa süre sonra bir grup üniversite öğrencisi Tahran'daki ABD Büyükelçiliği'ne baskın düzenlemiş ve olayın sonrasında 52 ABD’li diplomat casusluk suçlamasıyla 444 gün İran'da alıkonulmuştur.

2)  İran-Irak savaşı esnasında 1983'te Lübnan'daki ABD askerlerinin kaldığı binaya bombalı araçla yapılan saldırıda 241 ABD askeri hayatını kaybetmiş, ABD bombalamadan İran'ı sorumlu tutmuş, İran bu suçlamaları kabul etmemiştir.

3)  Irak-İran Savaşı’nın önemli gelişmelerinden biri olarak bilinen 1986’da ortaya çıkmış İrangate Olayı, ABD’nin İsrail üzerinden, İran’a gizlice silah satması olayıdır.

4)  1988 yılında Hürmüz Boğazı'ndaki bir ABD savaş gemisinden atılan füze ile İran yolcu uçağı vurulmuş, 290 yolcu ölmüştür. ABD tarafından, uçağın yanlışlıkla vurulduğu açıklanmıştır.

5)  Kasım 1989’da ABD, dondurduğu İran’a ait 576 milyar doları serbest bırakmıştır.

6)  ABD terörizme destek verdiği ve nükleer silah üretmeye başladığı iddiasıyla 1995 yılında İran'a ekonomik yaptırımlar uygulamaya başlamıştır.

7)  ABD’nin Afganistan'da Taliban'a karşı yaptığı mücadelede İran, ABD'ye istihbarat desteği vermiştir.

8)  2003'te ABD'nin Irak'ıişgali sürecinde, Irak’ta bulunan, İran’a müzahir Şii grupların daha fazla güçlenmesine sebep olmuştur.

9)  Ekim 2007’de, BM tarafından 2006 yılından itibaren uygulanmaya başlanan yaptırımlara ek olarak, ABD İran’a sert yaptırımlar uygulamaya başlamış, bu yaptırımlar ABD’nin İran’a 30 yıl önce uyguladıklarından sonra en sert önlemler olarak kayda geçmiştir.

10) Kasım 2008’de İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, ABD’de başkanlık koltuğuna oturan Barack Obama'yı kutlamış, Obama ise İran'ın nükleer programıyla ilgili önkoşulsuz müzakereler önermiştir.

11) Nisan 2009’da İran’da hapis cezasına çarptırılan ABD'li gazeteci serbest bırakılmış, Mayıs 2009’da ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan bir rapor ile İran’ı terörizmi en fazla destekleyen devlet olarak ilan etmiştir.  

12) Ocak 2012 ABD, petrol ihracat gelirlerinin gizlendiği en önemli kurum olan İran Merkez Bankası’na yaptırımlar uygulamaya başlamış, buna karşılık İran ABD’yi Hürmüz Boğazı’nı kapatmakla tehdit etmiştir.

13) Ocak 2015 ABD Kongresi’nde Demokrat ve Cumhuriyetçi üyeler, İran’a uygulanan yaptırımların artırılması için yasa tasarısı sunmaya hazırlanmış, Obama yasa kabul edilse dahireddedeceğiniaçıklamış, İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, ABD'nin yeni yaptırım kararı alması durumunda, misilleme olarak uranyum zenginleştirme oranını arttıracaklarını söylemiştir.

14) Temmuz 2015 İran, BM Güvenlik Konseyi'nin daimîüyeleri ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere ile Almanya'dan oluşan (5+1) ülkeleri 12 yıllık sürecin ardından, 14 Temmuz'da, nükleer müzakerelerde tarihî anlaşmaya varmıştır.

Görüldüğü gibi, 26 Aralık 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra sosyalizm tehlikesi ortadan kalktığı için ABD karşılıklı mücadele etmek üzere ihtiyaç duyduğu düşman sembolünü İran üzerine oturtmuştur. Bu zamanla İslami terörizm, El kaide, Taliban ve hatta nükleer tehdit olarak, Kuzey Kore gibi değişimler yaşamış, ancak özellikle İsrail’in devamlılığı ve güvenliği ile hidrokarbon enerji kaynaklarının en çok bulunduğu Ortadoğu coğrafyası ön planda tutularak tehdit olarak İran genellikle merkezde tutulmuştur.

 

1979 İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulduğu tarihten itibaren İran, karşıtı ABD’yi her zaman düşman olarak görmüş ve hatta açıklamaları ile şeytan olarak nitelendirmiştir. Buna rağmen, karşı tarafta bulunan ABD ise günümüze kadar olan süreçte yalnızca ambargolar, çeşitli yaptırımlar ile yetinmiştir. Halbuki ciddi boyutta tehdit teşkil etmediği halde; ABD koalisyon içerisinde olduğu ülkeler ile emperyalist dünya bu süreçte;

1)  Irak’ı işgal etmiş, Irak lideri Saddam Hüseyin’i öldürmüş, Irak’ın bütün zenginlik ve varlıklarını talan etmiş, Irak’ı üç ayrı parçaya bölerek yüzbinlerce insanın ölümüne sebep olmuş ve hala olmaktadır.

2)  Suriye’deki iç çatışmaları körüklemiş, kendi yarattığı terör örgütü IŞID (DEAŞ)’in eylemlerini öne sürerek Suriye’nin kuzeyini işgal etmiş, PKK-PYD/YPG terör örgütü ile iş birliği yaparak Suriye’nin kuzeyinde suni bir devlet kurma girişimlerini yoğunlaştırmıştır. Rusya’nın müdahalesi sonucunda Suriye Lideri Beşşar Esad’ı devirememiştir. Ancak, altı milyona yakın insanın yaşadığı yerleri terk etmesine, yüzbinlerce insanın ölümüne sebep olmuş ve hala olmaktadır.

3)  Libya’da iç karışıklıkların çıkartılması sağlanarak, Libya’nın parçalanmasına, Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin gaddarca katledilmesine, halen ülkede kargaşa ve çatışmaların devam etmesine,on binlerce insanın ölümüne sebep olmuş ve hala olmaktadır.

Sonuç olarak bütün davranış, iletişim ve iradeyi yansıtma şekilleri ters olmasına rağmen ABD Emperyal sistemi ile İran Molla rejimi arasındaki ilişkide ortak çıkarlarabir şekilde dikkat edilmektedir. Bu süreçte İran daha da güçlenmiş, daha zengin olmuş, bölgesel bir güç, coğrafyasında önemli bir aktör haline dönüşmüştür. Nükleer güce sahip ülkeler kulübüne girmesine çok az bir süre kalmıştır. Karşıtlar birbiriyle mücadele eder, ama birbirinden ayrılmazlar, mücadele süreklidir. Bu nedenledir ki “karşıt olmaları var olmalarının gerekçesidir”.

 

2018 İlkbahar başlangıcında ada vapurunda karşılaştığım aile ile görüşmeden sonra İran ile ABD arasında yaşanan olaylardan önemlileri olarak;

1)  8 Mayıs 2018’de ABD Başkanı Trump, İran Nükleer anlaşmasından çekildiğini açıklamıştır.

2)  4 Kasım 2018 ABD Başkanı Donald Trump'ın, nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinin ardından yaptırımların ikinci aşaması yürürlüğe girmiştir.

3)  20 Haziran 2019’da İran, ABD’ye ait bir insansız hava aracını düşürdüğünü açıklamış ve Basra Körfezi bölgesindeki ABD askeri varlığında artışın tehlikeli boyutlara ulaştığı açıklamaları yapılmış,gerginlik ve çatışma ihtimalinin her geçen gün arttığı belirtilmektedir.

Bu durumda İran’daki daha özgür bir gelecek beklentisi içerisinde olan kalabalıkların hayalleri hangi baharda gerçekleşecek. Molla rejimi toplumsal olayları ve toplu gösterileri daha ne kadar bastırabilecek. Büyük değişim ne zaman olacak ve bu değişim İran halkının ne kadar yararına olacakbunu zaman gösterecek.

Nihat Altunbulak

Odatv.com